KÜLTÜRÜ DİNLEŞTİRMENİN TEHLİKESİ
🕊️ DİN VE KÜLTÜR: ETKİLEŞİM, AYRIŞMA VE KÜLTÜRÜ DİNLEŞTİRMENİN TEHLİKESİ
Din ve kültür, insanlık tarihinin en güçlü iki belirleyici alanıdır. Din, insanın varlık, anlam, ahlak ve sorumluluk sorularına ilahi bir referansla cevap verirken; kültür, insanın yaşadığı çevre içinde ürettiği dil, gelenek, sanat, hukuk ve davranış kalıplarının bütünüdür. Tarih boyunca bu iki alanın tamamen yalıtılmış olması mümkün olmamıştır. Din kültürle temas eder, kültür dinden etkilenir. Ancak burada hayati bir ayrım vardır: din ile kültürün etkileşimi kaçınılmazdır; fakat kültürün dinleştirilmesi son derece tehlikelidir.
Bu makalede din–kültür ilişkisi üç temel eksende ele alınacaktır: etkileşimin doğallığı, ayrımın zorunluluğu ve kültürü dinleştirmenin doğurduğu yapısal riskler.
1. DİN VE KÜLTÜR: KAVRAMSAL AYRIM
Din, kaynağı itibarıyla beşerî değil, aşkındır. İlahi vahye dayanır ve evrensel bir iddia taşır. Zamanlar, toplumlar ve coğrafyalar üstü ilkeler sunar. Adalet, tevhid, ahlak, sorumluluk ve hesap bilinci gibi temel kavramlar bu evrensel çerçevenin parçalarıdır.
Kültür ise bütünüyle insan ürünüdür. Tarihseldir, yereldir ve değişkendir. Aynı dinin farklı coğrafyalarda farklı kültürel görünümler üretmesi bunun açık göstergesidir. Dil, kıyafet, mimari, müzik, örf ve gündelik alışkanlıklar kültürün alanına girer.
Bu ayrım yapılmadığında din, tarihsel kalıplara hapsedilir; kültür ise kutsallık zırhına büründürülür.
2. ETKİLEŞİMİN KAÇINILMAZLIĞI
Din, insanlara soyut ilkeler sunar; bu ilkeler hayata geçirilirken ister istemez kültürel formlar kullanılır. İbadetlerin dili, mekânı, üslubu ve toplumsal görünümü kültürel zeminle şekillenir. Bu durum, dinin özünün kültür tarafından belirlendiği anlamına gelmez.
Buradaki etkileşim araçsaldır, kurucu değildir. Kültür, dinin mesajını taşır; mesajın kendisi olmaz.
Sorun, bu doğal etkileşimin fark edilmemesi ve kültürel formların dinin ayrılmaz parçasıymış gibi sunulmasıyla başlar.
3. KÜLTÜRÜ DİNLEŞTİRMEK: YAPISAL BİR SAPMA
Kültürü dinleştirmek; belirli bir toplumun tarihsel alışkanlıklarını, örflerini ve yorumlarını ilahî ölçü haline getirmek demektir. Bu durum birkaç ciddi tehlike doğurur:
Bu noktada din, insanı özgürleştiren bir ilke olmaktan çıkar; kültürel baskının aracı haline gelir.
4. DİNİN KÜLTÜRE MESAFESİ: KORUYUCU BİR DURUŞ
Sağlıklı bir din anlayışı, kültürle bağını koparmaz ama ona mesafe koyar. Bu mesafe, dinin kendini koruma refleksidir.
Din:
Kültürü dönüştürür ama ona teslim olmaz.
Kültürü kullanır ama onunla özdeşleşmez.
Kültürü eleştirir ama yok saymaz.
Bu denge kaybolduğunda din ya folklora indirgenir ya da kültürel tahakküm aracına dönüşür.
5. GÜNÜMÜZDEKİ YANSIMALAR
Modern dünyada kültür–din ilişkisi daha da karmaşık hale gelmiştir. Milliyetçilik, mezhepçilik, cemaat kültürleri ve popüler dini söylemler çoğu zaman din adına konuşmakta; fakat aslında belirli kültürel kodları kutsallaştırmaktadır.
Bu durum, dinin değil; dinleştirilmiş kültürün krizidir.
SONUÇ
Din ve kültür arasındaki etkileşim kaçınılmazdır; fakat bu etkileşim sınırlarını kaybettiğinde din zarar görür. Kültürü dinleştirmek, dini tarihe hapsetmek ve ilahi olanı beşerî kalıplara indirgemek anlamına gelir.
Sağlıklı bir din anlayışı şunu bilir:
Din ölçüdür; kültür ölçülen şeydir.
Bu ilke kaybolduğunda, din hakikatin rehberi olmaktan çıkar; kültür ise sorgulanamaz bir dogmaya dönüşür.

Yorumlar
Yorum Gönder