Kayıtlar

kurana göre etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

KURANA GÖRE KAMER "Toplumsal Bir Ayraç Olarak"

Resim
  Kozmik Bir Ayna ve Toplumsal Bir Ayraç Olarak Kamer Kur’an’da Ay, Nur, Zaman ve Şikâk Hakikati Kur’an-ı Kerim’de evren, insanın dışında işleyen nötr bir mekanizma değil; ayetlerle konuşan, bilinç uyandıran bir kevnî kitaptır . Bu kitapta gök cisimleri, salt fiziksel varlıklar olarak değil; anlam, ölçü ve uyarı taşıyan işaretler olarak yer alır. Kamer (Ay), bu işaretlerin en çok katmanlı olanlarından biridir. Çünkü o, aynı anda nurun mahiyetini , zamanın düzenini , itaatin estetiğini ve nihayetinde hakikat karşısındaki toplumsal ayrışmayı temsil eder. Kur’an, Ay üzerinden insana şunu öğretir: Gökyüzünde okunan ayetler, yerdeki zihinleri ayırır. 1. Işık: Kaynak ile Yansıma Arasındaki İlahi Denge Kur’an’ın ışık dili, basit bir betimleme değil; derin bir ontolojik ayrımdır : “Güneşi bir z iya , Ay’ı bir nur kıldı.” (Yûnus, 10:5) Bu ayet, iki varlık arasındaki farktan çok, iki varoluş biçimini ortaya koyar: Şems (Güneş) : Kaynak, üretici, yakıcı – menba Kamer (Ay...

Kur’an’da “Ma‘rûf ile Vermek”

Resim
  Kur’an’da “Ma‘rûf ile Vermek”: İhsandan Öte İlahi Bir Ölçü ve Medeniyet İlkesi** Vermek Her Zaman İyilik midir? Kur’an’a göre birine bir şey vermek, kendi başına mutlak bir “iyilik” değildir. Vermenin değeri; niyetin saflığı , yöntemin nezaketi ve muhatabın onurunu ne ölçüde koruduğu ile belirlenir. Bu nedenle Kur’an, vermeyi rastgele bir hayır faaliyeti olmaktan çıkarır ve onu “ma‘rûf” kavramıyla disipline eder. “…Onlara ma‘rûf ile verin.” (Bakara 233, 236; Nisâ 5, 8) Bu ifade, Kur’an’da ahlaki bir tavsiye değil; hukuki, psikolojik ve toplumsal bir ölçüdür . Ma‘rûf ile vermek, ilahi dengenin insan ilişkilerindeki tezahürüdür. 1. Ma‘rûf’un Derinliği: Sadece “İyi” Değil a) Kavramsal Köken Ma‘rûf (المعروف) , ‘arafe kökünden gelir; “bilinen, tanınan” demektir. Ancak Kur’ani kullanımda bu kelime basit bir “iyilik” anlamını aşar ve üç temel sacayağına oturur: Akıl: Selim aklın doğru bulduğu Vahiy: İlahi sınırların meşrulaştırdığı Vicdan: Fıtratın yabancıla...

Hilenin Matematiği ve “Kitab-ı Merkum”

Resim
  Kalbi Karartan Ameller: Mutaffifîn Suresi Ekseninde Hile, Adalet ve Yazılan Kayıt 1. Kararan Kalp: İçsel Kayıp mı, Nesnel Kayıt mı? Kur’an, ahlâkî sapmaları soyut birer “günah” olarak değil, yapısal  bir dönüşüm olarak anlatır. Özellikle Mutaffifîn Suresi 14. ayetinde geçen “ Kella bel ranâ alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn ” ibaresi bu dönüşümün özüdür: “Hayır! Kazandıkları (yapıp ettikleri) şeyler kalplerini paslandırdı.” Buradaki “ranâ” fiili, pas, kararma, örtme, kabuk bağlama gibi maddî bir süreçtir. Yani Kur’an, kalbi etik ihlallerin bıraktığı tortularla maddeleşmiş bir şekilde resmeder. Dolayısıyla ahlâk , Kur’an’da sadece ahlakî değil   ruhsal bir kayıptır.  Kalp artık hakikati algılayamaz hâle gelir. 2. “Onların Yaptıkları” Ne? — Ölçü ve Tartıda Hile Bu kararmanın Mutaffifîn bağlamında sebebi açıktır: “Ölçü ve tartıda hile yapanlar…” (Mutaffifîn 1–3) Kur’an burada sadece ekonomik bir yozlaşmayı değil, adeta toplumsal çürümenin nüvesini teş...

MODERN KÖLELİK

Resim
​KUR’AN’A GÖRE EMEK, ÖZGÜRLÜK VE MODERN KÖLELİK MANİFESTOSU  ​1. İlke: İnsan İnsana Kul Olamaz (Mutlak Tevhid) ​Kur’an’da kulluk (ʿubûdiyyet) yalnızca Allah’adır. Bir insanın başka bir insan üzerinde mutlak tasarruf kurması, ekonomik veya fiziksel baskı yoluyla iradesini ipotek altına alması şirktir. ​ Ayet: "De ki: Ey Kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim. " (Âl-i İmrân, 64) ​ Analiz: Bu ayet, hiyerarşik sömürünün "rab edinme" yani ilahlık taslama olduğunu ilan eder. ​2. Kölelik Bir Statü Değil, Tasfiye Edilmesi Gereken Bir Sorundur ​Kur’an, indiği dönemdeki yerleşik kölelik sistemini bir "insan kaynağı" olarak değil, kurtulunması gereken bir "boyunduruk" olarak görür. ​ Ayet;   "Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, bir boynu (köleyi) zincirinden kurtarmaktır." ...

İmtihan Allah İçin Değil, İnsan İçindir.

Resim
İmtihan Allah İçin Değil, İnsan İçindir Yaygın ancak yüzeysel bir kader anlayışının aksine, imtihan süreci Allah’ın (haşa) bilmediği bir sonucu öğrenmesi değil; bilginin eyleme dökülerek şahitliğe dönüşmesidir.   Kur’an-ı Kerim, Allah’ı mutlak bilen (Alîm) olarak tanımlarken, insanı ise eylemlerinden sorumlu ve kendi hakikatine şahitlik edecek bir varlık olarak konumlandırır. 1. Allah Mutlak Bilendir: İmtihan Bilgi Edinme Süreci Değildir Allah’ın ilmi "ezelî" ve "ebedî"dir. İmtihanın bir "bilgi edinme" yöntemi olduğunu iddia etmek, Allah’ın bilgisinde bir eksiklik (cehl) olduğunu varsaymak anlamına gelir ki bu Kur'an'ın temel sıfat anlayışıyla çelişir: Mutlak Bilgi: "Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir." (Bakara 2/282) Derinlik: "O, gizliyi de bilir, daha gizlisini de." (Tâhâ 20/7) Özet: İmtihan, Allah için bir "öğrenme" süreci değil, insan için bir "oluş" sürecidir. 2. İmtihanın Fonksiyonu: "İzhâr...

Kuranda Güneş Metaforu​☀️

Resim
​☀️Kur’an’da Güneş (Şems) Metaforunun Analizi ​Kur'an'da güneş (eş-şems), yalnızca bir gök cismi değil, insana kozmik düzen üzerinden ahlaki ve zihinsel ibret sunan, mesaj-merkezli bir metafordur. ​1. Kelime Kökeni ve Anlamsal Çerçeve ​Kur'an'da güneş için kullanılan temel kelime اَلشَّمْسُ – eş-şems 'tir. ​ Kök Anlamı: ش م س (ş-m-s) kökü; ısınmak , aydınlanmak , parlamak ve bir şeyin sıcağın etkisiyle genişlemesi anlamlarına gelir. ​ Kullanım Bağlamları: Kur'an'da güneş, fiziksel anlamının ötesinde güç , kozmik düzen , kıyamet (dünyevi düzenin sona ermesi) ve ahlaki/zihinsel aydınlanma bağlamlarında kullanılır. ​ Işık Ayrımı: Güneş, kendi ışığı anlamına gelen ziyâ olarak, Ay ise yansıyan ışık anlamına gelen nûr olarak nitelenir (Yunus 5).  Bu, bilginin kaynağı ve yansıması arasındaki uyumu temsil eder. ​2. Temsilî Dil Kullanımı (Kıssalar Üzerinden) ​Kur'an'daki güneş tasvirlerinin gözleme dayalı, algısal ve didaktik olduğunu...

"Salavat Getirin" diye bir Emir var mı ❓️

Resim
“Salavât Getirin” mi Emir?  Ahzâb 56’nın Kur’an Bağlamında Yeniden Okunması ve Salât–Zikir İlişkisi Bu incelemede, Ahzâb 56. âyetinin yanlış çevrilmesiyle ortaya çıkan “salavat getirme” ritüelinin Kur’an'ın bütüncül mesajıyla ilişkisini incelemekte; özellikle salât-kur’an ilişkisi bağlamında Bakara 200 gibi “Allah’ı anma” fiilinin açıkça emir formunda kullanıldığı ayetlerle karşılaştırmaktadır.  Çalışma, Kur’an’da salâtın “sözlü bir ritüel” değil, vahyi ikame etmek, desteklemek ve uygulamak anlamına geldiğini vurgular. 1. Giriş: Bir Kelimenin Dönüştürdüğü Din Ahzâb 56’da geçen: > اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهٗ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا gelenekte “Allah ve melekleri peygamberi anıyor; siz de ona salavat getirin” şeklinde yorumlanmıştır. Bu yorumdan hareketle dilden sözlü formüller aktarmak, dinin vazgeçilmez unsurlarından biri hâline gelmiştir. Oysa âyette: “Sözle anın” “Dille ifade edin” “Övgü cümleler...

Allah Yolunda Ölenlere Ölü Demeyin

Resim
  ​🌿 Allah Yolunda Ölenlere Ölü Demeyin: Diriliğin Gerçek Anlamı ​ (Bakara 2/153–157 Bağlamında Bir Değerlendirme) ​Giriş: Sabır, Şuur ve İlahi İmtihan ​Bakara Suresi’nin 153. ayetiyle başlayan pasaj, inanan topluluğa en ağır kriz, kayıp ve savaş anlarında dahi korunması gereken temel bilinç hâlini öğretir: ​“Ey iman edenler! Sabır ve salât ile yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (2/153) ​Bu ilahi çağrıdaki “sabır ve salât” kavramları, yalnızca pasif bir dayanıklılık veya şekilsel bir ibadet değil; ilahi ilke ile kesintisiz irtibatı sürdürme ve vahyin öğretisini zihinde ve eylemde diri tutma çabasıdır. Bu bilinç (şuur), insanın kriz anında dahi yönünü Allah’a çevirebilme kararlılığıdır. ​Hemen ardından gelen 154. ayet, bu bilincin ulaştığı doruk noktasına işaret eder: ​“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz.” ​Bu ifade, sabırla ve şuurla yürüyen bir topluluğun, karşılaştığı ölümü b...

Yecüc ve Mecüc: Evrensel Fitne ve İçsel Çatışma

Resim
  Yecüc ve Me’cüc: Evrensel Fitne ve İçsel Çatışma 1. Dilsel ve Kavramsal Boyut Kur’an’da geçen “Ye’cüc” ve “Me’cüc” kelimeleri Arapça kökenli değildir; yabancı kökenli olup Arapçalaşmış isimlerdir. Bu sözcükler, Arapçadaki bazı köklerle çağrıştırılsa da, isim olarak oluşmaları mümkün değildir. Dolayısıyla, evrensel ve tarih üstü bir kavrama işaret ederler. Etimolojik açıdan bu isimler, yıkıcı güç, yayılma ve kaos çağrışımı yapar; “yakıp yıkma, atıp saçma” gibi anlamları çağrıştırmaları, bu yönlerini destekler. 2. Tarihsel ve Evrensel Perspektif Yecüc ve Me’cüc, belirli bir kavim ya da coğrafyayla sınırlandırılamaz. Her dönemde, farklı toplumlar ve ordular bu kavramın sembolize ettiği güçler olarak algılanmıştır. Tarih boyunca istilacı ve bozguncu olarak görülen gruplar, Yecüc ve Me’cüc metaforunun güncel tezahürleri sayılabilir. Bu yönüyle kavram, tarihsel olayların yorumlanmasında evrensel bir perspektif sunar. 3. Sembolizm ve Kaos Kur’an, Yecüc ve Me’cüc’ü yeryüzünde fesat...