İslâm Ümmetinin Sessizliği 😔

 


İslâm Ümmetinin Sessizliği: Kudretin Emaneti ve Sorumluluğun Yükü

​Bugün Filistin’de ve dünyanın dört bir yanında yaşanan zulümler, sadece o coğrafyalarda yaşayan insanların değil, aynı zamanda İslâm ümmeti olarak adlandırdığımız milyarlarca insanın da ortak meselesidir. 

Allah’ın “eli bağlı mı?” sorusu, aslında O’nun kudretini sorgulayan bir soru değil, bizlerin bu kudret karşısındaki acziyetini ve sessizliğini ortaya koyan bir serzeniştir. 

Kur'an-ı Kerim'in açık ayetleri, Allah'ın adaleti ve gücü hakkında bize net mesajlar verirken, bu mesajların muhatabı olan bizler, neden bu denli pasif kaldık?

​Allah'ın Kudreti ve İnsanların İmtihanı

​Kur'an, kâinattaki her şeyin Allah'ın mutlak iradesiyle var olduğunu defalarca vurgular.

 "Sakın, Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak onları, gözlerin dehşetle açılacağı bir güne erteliyor" (İbrahim Suresi, 42. Ayet) ayeti, Allah'ın her şeyi gördüğünü ve adaleti eninde sonunda tecelli ettireceğini bildirir. 

Bu, Allah'ın zulme göz yumduğu anlamına gelmez; aksine, bu dünyanın bir imtihan alanı olduğu gerçeğini pekiştirir. O, kullarına özgür irade vermiştir ve bu iradeyi nasıl kullandığımızdan sorumlu tutar. Filistin’de çocukların bombalanması, evlerin yıkılması, toprağın gasp edilmesi, Allah'ın bir emri değil, insanların bu özgür iradeyi zulüm ve haksızlık için kullanmasının bir sonucudur.

​Ancak Kur'an, bu zulme karşı sessiz kalmamızı da emretmez. Aksine, “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenlere müjdele!” (Bakara Suresi, 155. Ayet) ayeti, imtihanın bir parçası olan zorluklara karşı duruşumuzu sorgular. 

Sabır, sadece pasif bir bekleyiş değildir; o, aynı zamanda direniş ve mücadele azminin temelidir. İşte bu noktada, İslâm ümmetinin yöneticileri ve halkları olarak bizler, bu imtihanı ne kadar iyi veriyoruz?

​Yöneticilerin Sorumluluğu ve Ümmetin Sessizliği

​Kur'an, devlet yöneticilerine emanet edilen gücün, adaletle kullanılması gerektiğini açıkça belirtir. 

"Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder" (Nisâ Suresi, 58. Ayet) ayeti, bu sorumluluğun ne denli ağır olduğunu gösterir. 

Bugün İslâm dünyasının birçok lideri ve yöneticisi, bu emaneti layıkıyla taşıyamıyor. Filistin’deki kardeşlerine sırtını dönen, zalimlerle işbirliği yapan veya en iyi ihtimalle sessiz kalan idareciler, bu kutsal emanete ihanet etmektedir.

​Ancak bu makale, sadece yöneticileri değil, tüm ümmeti muhatap alıyor. Bir vücudun azaları gibi olması gereken Müslümanlar, neden Filistin’deki acıyı yüreklerinde hissetmiyor? 

"Müminler ancak kardeştirler" (Hucurât Suresi, 10. Ayet) ayetinin emri, neden sadece sözde kalıyor? Eğer bir azamız acı çekiyorsa, bütün vücut bu acıyı hissetmelidir. Bugün Gazze’de yaşanan acı, bütün İslâm ümmetinin acısı olmalıdır.

​Uyanışın Zamanı

​Bu makale, sadece bir serzeniş değil, aynı zamanda bir uyanış çağrısıdır. Filistin’de yaşanan zulüm, bizlere kendi imanımızı ve adalet duygumuzu sorgulama fırsatı sunar. Unutmayalım ki Allah, sadece zulme göz yumanları değil, o zulme karşı harekete geçmeyenleri de hesaba çeker.

​Allah'ın vaadi açıktır: Adalet mutlaka tecelli edecek, zalimler hak ettikleri cezayı bulacaklardır. Ancak bu, bizlerin hiçbir şey yapmadan beklemesi gerektiği anlamına gelmez. 

"Allah, bir kavmin durumunu, onlar kendi içlerinde olanı değiştirmedikçe değiştirmez" (Ra'd Suresi, 11. Ayet) buyurur. Değişim, içimizdeki vicdanın uyanmasıyla, adalet talebimizin yükselmesiyle ve eylemlerimizle başlayacaktır.

​Filistin’deki mazlumlar, sadece bir dua değil, somut bir duruş bekliyor. İslâm ümmeti, bu sorumluluğun bilinciyle hareket edebilir ve tarih boyunca adaletin sembolü olan rolünü yeniden üstlenebilir mi? Bu, cevaplaması gereken en önemli sorulardan biridir.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣