Allahtan İstikamet Talebi
Kur’an’da İstiʿâne (إستعانة) Kavramı
1. Kavramın Kökeni
“İstiʿâne” (إستعانة), “yardım; bir işte arka çıkma” anlamındaki ʿavn (عون) kökünden türetilmiştir.
-
ʿavn mastarı, Kur’an’da farklı türevleriyle beş kez geçer.
-
“İstiʿâne” ise İstifʿāl (إستفعال) babında “yardım istemek” anlamını kazanmış ve Kur’an’da altı kez (Fâtiha 5, Bakara 45, 153, A’râf 128, Yusuf 18, Enbiyâ 112) yer almıştır.
Bu sözcük, sıradan dünyevî yardım taleplerini değil, doğrudan Allah’a yönelişi ifade eden özel bir yardımı işaret eder. Dolayısıyla burada mesele, bir acil durumda bir insandan yardım dilemek değildir. Kur’an’daki istiʿâne, dinî-manevî boyutu olan bir yardım arayışıdır.
2. Fâtiha Sûresinde İstiʿâne
“Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz. Bizi dosdoğru yola ilet!” (Fâtiha 5–7)
Burada talep edilen yardım, Sırat-ı Müstakîm’e kılavuzluk yardımıdır. Yani:
-
Gazaba uğramışların ve sapkınların yolundan uzaklaşma,
-
Kendilerine nimet verilenlerin yoluna yönelme,
-
Hak dinin öğretileri içinde kalma.
Fâtiha’daki istiʿâne, doğrudan hidâyet ve istikamet için talep edilen yardımdır.
3. Peygamberlerin İstiʿânesi
Kur’an’da elçilerin istiʿâne talepleri hep manevî direnç ve dinî istikamet eksenindedir:
-
Yakup Peygamber (Yusuf 18): Oğullarının yalanı karşısında Allah’tan “sabır” yardımı istemiştir. Bu yardım “sabrun cemîl” yani güzel bir sabırdır.
-
Mûsâ Peygamber (A’râf 128): Kavmine “Allah’ın yardımını isteyin ve sabredin” demiştir. Bu yardım, zulme karşı direnç ve Allah’ın vaadine güvenme bilincidir.
-
Hz. Muhammed (Enbiyâ 112): “Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet. Rabbimiz, sizin nitelemelerinizin ötesinde yardımı istenendir” diyerek müşriklere karşı Allah’ın hakemliğini ve yardımını talep etmiştir.
4. Sabır ve Salât ile İstiʿâne
İstiʿânenin en dikkat çekici yönü, doğrudan sabır ve salâtla ilişkilendirilmesidir:
-
Bakara 45, 153: “Sabır ve salâtla yardım isteyin. Allah sabredenlerle beraberdir.”
-
Bakara 250: Câlût’un ordusuyla karşılaşanlar: “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirlere karşı bize yardım et!”
-
A’râf 126: Firavun’un baskısı altındaki iman edenler: “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı Müslümanlar olarak al!”
Bu örnekler, istiʿânenin iman yolunda sebat, sabır ve manevi güç kazanma talebi olduğunu göstermektedir.
5. Yardımın Yalnız Allah’tan Olması
Kur’an’a göre, bu türden yardım yalnız Allah’tan istenir:
-
Leyl 12: “Doğruya ve güzele kılavuzlamak yalnızca Bizim üzerimizedir.”
-
Şûrâ 21: Allah’ın izin vermediği şeyleri dine katmak, şirk koşmaktır.
Dolayısıyla, hak dinde Sırat-ı Müstakîm için başkasından yardım istemek, Allah’a ortak koşmak anlamına gelir. Bunun dışında dünyevî ve olağan yardımlar (doktor, itfaiye, dost desteği vb.) ise istiʿâne kapsamına girmez; dolayısıyla şirk değildir.
6. İstiʿâne ile Nusret Farkı
Kur’an’da “yardım” için kullanılan bir başka kelime de **nusret (نصر)**tir.
-
Nusret, özellikle mazluma yardım etmek, zulme karşı destek olmak anlamını taşır.
-
İstiʿâne ise daha çok manevî dayanma, istikamet için yardım talebi anlamındadır.
Bu nüans, Kur’an’ın kelime seçimindeki inceliği ortaya koymaktadır.
Sonuç
Kur’an’da istiʿâne:
-
Sırat-ı Müstakîm’e yönelmek,
-
Sabır ve salâtla direnmek,
-
Müşrik ve zalimlere karşı istikamet sahibi olmak,
-
Sabırla donanmak ve kulluk bilincini korumak için istenen özel bir yardımdır.
Gündelik hayatın sıradan yardımları (doktor, dost, kurum desteği) istiʿâne kapsamına girmez; bunlar şirke sebep olmaz. İstiʿâne, doğrudan Allah’ın Müsteʿân (yardımı istenen tek Zat) oluşuyla ilgilidir.
UYARI / HATIRLATMA
Yorumlar
Yorum Gönder