SAĞDAN GELMEK "Dini İstismar"




“SAĞDAN GELMEK”: Mukaddesatın İstismarı ve Kolektif İhrazın Çöküşü

Sâffât Suresi 28. ayet, mahşer meydanındaki büyük hesaplaşmada, dalalete düşen tâbi sahiplerinin (uydumcuların), peşinden gittikleri müstekbir liderlere yönelttiği şu ibretlik feryadı kaydeder:

“İnnekum kuntum te’tûnenâ ‘ani-l yemîn”“Siz bize sağdan (iyilik ve doğruluk postuna bürünerek) geliyordunuz.”

Bu ifade, Kur’an-ı Kerim’in şer ve fitne tanımındaki en ince noktayı beyan eder: Kötülüğün kendisini haram veya münker olarak değil; bilakis “sağdan”, yani dinin, mukaddesatın, güvenin ve bereketin diliyle takdim etmesi.

I. Bir İdlâl Metodu Olarak Sağ: İtimadın Suistimali

Kur’an ıstılahında “sağdan yaklaşmak”, bir zahiri saldırı değil, bir manevi sızma halidir.

Sağ = Yemin = Kuvvet + Kudsiyet + Sıdk + Emanet

“Sağdan gelmek”, batılın hak suretine bürünerek pazarlanmasıdır. Şeytani hileler şu perdeler arkasına saklanır:

  • Din, takva, nasihat, ümmetin selameti, emr-i bi'l-ma'ruf (iyiliği emretme) görüntüsü altındaki fitneler...

Kalbi İstila: Mümin, soldan (açıkça günahtan ve inkardan) gelene karşı takva zırhına bürünür; fakat sağdan gelene, yani "Allah" diyerek yaklaşana kalbinin kapılarını açar. Sâffât sahnesi, bu kapının nasıl bir istidraç (derece derece helake sürüklenme) tuzağına dönüştüğünü ifşa eder.

Bu hakikat, A’râf 17. ayetteki İblis'in ahdiyle tam bir muvazana içindedir:

“Sonra onlara... sağlarından da yaklaşacağım.”

İblis’in ezeli iğvâsı (aldatması), Sâffât sahnelerinde içtimai ve siyasi bir nifak pratiğine dönüşür.


II. Cürmün Müdafaası: “Siz Zaten Tuğyan İçindeydiniz”

Tâbi olanların mahşerdeki suçlamasına (37:28), metbu olanlar (peşinden gidilenler) şu azap verici cevapla karşılık verirler:

  • “Bel lem tekûnû mu’minîn.”“Hayır, siz zaten mümin kimseler değildiniz.” (37:29)

  • “Ve mâ kâne lenâ ‘aleykum min sultan.”“Bizim sizin üzerinizde (iradenizi zorla elinizden alan) bir sultamız/zorlayıcı gücümüz yoktu.” (37:30)

Burada şu hakikatler tecelli eder:

  1. Talbis (Hakkı batılla örtme) itiraf ediliyor.

  2. Fakat asıl kabahat, bu yalanı satın alan nefiste bulunuyor.

  3. Dalalet, cebren değil; rıza ve hevâ birlikteliği ile vuku buluyor.

Bu karşılıklı reddiye ile Kur’an, günahı bir “şer ittifakı” olarak niteler: Müstebit kandıran ile kandırılmaya teşne olan nefis aynı noktada buluşmuştur: Tuğyan (Azgınlık).


III.  Yevmü’l-Fasl (Ayrışma Günü)

Dünyada “mukaddes dava” ve “hayır” maskesiyle kurulan şer ağları, ahirette “kolektif bir vebal” yumağına dönüşür. Sâffât 25’te sorulan o dehşetli sual, bu sahte dayanışmayı yerle bir eder:

“Size ne oldu da yardımlaşmıyorsunuz?”

Dünyadaki menfaat üzerine kurulu, sözde dini cemaatleşme veya yardımlaşma (tenâsür) bağları, mizan kurulduğunda kopar. Neticede hükm-ü ilahi tecelli eder:

“Muhakkak ki o gün onlar azapta ortaktırlar.” (37:33)


IV. Mukaddesat Maskesi ve Müşterek Ukubet

Sâffât sahnesi, Müstekbir (kibirlenen azgın) ile Müstaz’af (iradesini teslim eden zayıf) arasındaki çarpık ilişkinin en net ayinesidir. Dünyada;

  • Dini hitabetler

  • Takva gösterileri

  • Manevi rütbeler

  • Kurtarıcı (Mehdiyet/Kudsiyet) iddiaları

ile kurumsallaşan şer, Fasıl Günü’nde tüm çıplaklığıyla rüsvay olur. Kur’an, kötülüğü sadece küfür olarak değil, çoğu kez Nifak ve Şirk-i Hafî (gizli şirk) üzerinden, yani dindar bir kisveyle tarif eder.


V. Muhlas Kullar: “Sağdan Gelen” Tuzaklara Düşmeyenler

Bu muazzam aldatma ağının, neden Allah’ın muhlas (ihlasa erdirilmiş) kullarını tesir altına alamadığı (37:40) burada aşikar olur.

  • Muhlas Kul: Basireti zahiri formdan değil, kalbi marifetullah nurundan alan kimsedir.

  • O, sahte "sağ" söylemlerine değil, Tevhid’in merkezine raptolmuştur.

İhlas, kalbi her türlü yabancı (mâsivâ) etkiden arındırıp sadece Allah’ın rızasına hasretmektir. Bu sebeple, hiçbir sahte kutsal retoriği ihlas zırhını delip geçemez. Bu müstesna zümre; Hicr, Sâd, Zümer ve Yusuf surelerinde de zikredildiği üzere, İblis’in ve onun insi şeytanlarının sızamadığı tek kaledir.


Netice: Sâffât’tan Bir Basiret İhtarı

Sâffât Suresi’ndeki bu tablo bizlere şunu ihtar etmektedir:

  1. Şer, çoğu zaman “haram” veya “günah” etiketiyle gelmez.

  2. Çoğunlukla “sağdan”, yani en mukaddes bildiğin, en çok itimat ettiğin yerden sızar.

  3. Ahiretteki hüsran, sadece saptıranların değil; “Allah ile aldatılmaya” razı olanların da hüsranıdır.

  4. Kurtuluş; cemaat veya cemiyet fanatizminden değil, İhlas-ı Tam (tam samimiyet) ile doğrudan Allah’a bağlanmaktan geçer.

Bu sahne, İslam’ın sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda nefis tasfiyesi ve feraset üzerine kurulu muazzam bir hidayet rehberi olduğunu ispatlar.


UYARI / HATIRLATMA


Bu metinlerde yer alan görüş, yorum ve çıkarımlar, beşerî çabanın bir ürünüdür.

Lütfen her ifadeyi Kur’an’ın bütünüyle değerlendirin; ayetlerin rehberliğinde tartın, ölçün ve doğrulayın. 

Hakikatin tek ölçüsü Allah’ın kitabıdır. Yanlış varsa bize, doğru varsa Allah’a aittir.

Diğer kategorize edilmiş yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣