NEBİYİ GÖĞE ÇIKARMADAN İMAN EDEMEYENLER



NEBİYİ GÖĞE ÇIKARMADAN İMAN EDEMEYENLER

Kur’an’a Göre İmanın Ölçüsü: Hakikat mi, Mit mi?

Tarih boyunca birçok toplum, hakikati olağanüstü anlatılarla süslemeden kabullenememiştir. Nebiler, mesajlarıyla değil; göğe çıkmaları, mucize göstermeleri, doğaüstü tasvirlerle yüceltilmeleri üzerinden meşrulaştırılmıştır. Oysa Kur’an, bu eğilimi açıkça sorgular. Çünkü Kur’an’a göre iman, aklî ve ahlâkî teslimiyettir; mitolojik bir hayranlık değildir.

Bu makale, “Nebiyi göğe çıkarmadan iman edemeyen zihniyetin” Kur’an tarafından nasıl eleştirildiğini ve bu yaklaşımın tevhid açısından ne tür sapmalara yol açtığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

1. Kur’an’da Nebi: İnsan Olan Elçi

Kur’an, nebileri ısrarla “beşer” olarak tanımlar:

“De ki: Ben de sizin gibi bir insanım; bana vahyediliyor…”

(Kehf 18/110)

Bu vurgu tesadüf değildir. Çünkü insanüstü bir nebi tasavvuru, mesajın örnek alınabilirliğini ortadan kaldırır. Eğer nebi göğe çıkan, fizik yasalarını aşan, insan üstü bir varlıksa; onun ahlâkı, sabrı ve mücadelesi sıradan insan için bağlayıcı olmaktan çıkar.

Kur’an’ın hedefi hayranlık değil, ittibadır.

2. Müşrik Zihniyetin Talebi: “Bize Gökten Bir Şey Getir”

Kur’an, inkârcıların iman için sürekli göksel gösteriler talep ettiğini bildirir:

“Bize yerden bir pınar fışkırtmadıkça… yahut göğe çıkmadıkça sana inanmayacağız.”

(İsrâ 17/90–93)

Bu ayetler son derece kritiktir. Çünkü inkârın gerekçesi delil eksikliği değil, teslimiyet reddidir. Hakikati kabul etmek istemeyen zihin, imanı sürekli olağanüstü şartlara bağlar.

Bugün de benzer bir zihniyet sürmektedir:

Nebi göğe çıkmalı

Meleklerle görüşmeli

Fizik ötesi yolculuklar yapmalı

Aksi hâlde “yeterince büyük” görülmemektedir.

3. Göğe Çıkarma İhtiyacı: Tevhid mi, Şirk Eğilimi mi?

Nebiyi göğe çıkarma arzusu, masum bir yüceltme değildir. Bu eğilim, farkında olmadan şirk zeminine kayar. Çünkü:

Nebi, Allah ile insan arasında yarı-ilah bir konuma taşınır

Mesajdan çok kişilik kutsanır

Vahiy değil, mit merkeze alınır

Kur’an bu yüzden uyarır:

“Elçiye düşen yalnızca apaçık tebliğdir.”

(Nûr 24/54)

Elçiye göksel roller yüklemek, onun görevini aşmak ve Allah’a ait alanı paylaşmaktır.

4. “Ref‘” ve “Mi‘râc” Anlatılarının Kur’an’daki Yeri

Kur’an’da geçen “ref‘” (yükseltme) kavramı, çoğu zaman makam, değer ve itibar yükseltilmesi anlamında kullanılır:

“Allah, iman edenlerin derecelerini yükseltir.”

(Mücâdele 58/11)

Aynı şekilde İdris ve İsa hakkında geçen ifadeler de ontolojik değil, konumsal ve değer temellidir. Kur’an, hiçbir nebi için “bedeniyle göğe çıkıp geri döndü” şeklinde açık bir anlatı sunmaz.

Buna rağmen iman, bu anlatılara bağlanıyorsa; iman artık Kur’an’a değil, rivayete dayanmaktadır.

5. Asıl İmtihan: Olağan Olanda Hakikati Görebilmek

Kur’an’ın asıl sınavı şudur:

Göğe çıkmadan da Allah’tan geldiğini anlayabiliyor musun?

“Bu Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir; öncekinin doğrulayıcısı ve her şeyin açıklamasıdır.”

(Yûsuf 12/111)

Hakikat, bağırmaz. Uçarak gelmez. Gösteri yapmaz.

Kur’an, iman edenleri akletmeye, düşünmeye ve sorumluluk almaya çağırır.

6. Şirk Zihniyetinin Sürekliliği: Asa, Su ve Göğe Çıkma İnancı

Kur’an’ın eleştirdiği zihniyet yalnızca bir kavme veya bir döneme ait değildir. Aynı şirk eğilimi, tarih boyunca biçim değiştirerek varlığını sürdürmüştür. Bu eğilimin ortak noktası şudur:

İlahî fiilleri, semboller ve kişiler üzerinden maddîleştirmek.

Musa Nebî örneği bu açıdan çarpıcıdır. Kur’an’da Musa’nın asası, bağımsız bir güç olarak değil; bir işaret (âyet) olarak sunulur. Ancak zamanla bu anlatı, “Musa asasını vurdu ve sudan fışkırttı” şeklinde, fiilin faili neredeyse asa ve Musa olacak biçimde aktarılmıştır.

Oysa Kur’an son derece nettir:

“Hani Musa kavmi için su istemişti de Biz, ‘Asanla taşa vur’ demiştik; derken ondan on iki pınar fışkırdı.”

(Bakara 2/60)

Ayette dikkat çekici olan, fiilin öznesinin Allah oluşudur. Asa, ne mucize üreten bir araçtır ne de Musa’nın elinde bağımsız bir güçtür. Asa yalnızca emrin yöneldiği sembolik bir temas noktasıdır. Ancak şirk zihniyeti, sembolü merkeze alır; ilahî iradeyi geri plana iter.

Aynı zihniyet, son Nebî hakkında da tekrar eder. Bu kez asa yerine bedensel göğe yükseliş anlatısı devreye girer. Kur’an’ın açıkça vurguladığı beşer oluş, yerini olağanüstü bir mitolojiye bırakır. Nebî, mesaj getiren elçi olmaktan çıkar; kozmik yolculuk yapan kutsal bir figüre dönüştürülür.

Bu iki anlatının ortak noktası şudur:

Musa, asa ile doğayı aşan biri hâline getirilir

Son Nebî, göğe çıkarılarak insanlığın üstüne taşınır

Her iki durumda da hedef aynıdır:

İmanı vahye değil, olağanüstü gösteriye bağlamak.

Kur’an ise bu zihniyeti kökten reddeder. Çünkü iman, gösteriye ikna olmak değil, hakikate teslim olmaktır. Nebîler, ilahî kudreti temsil eden varlıklar değil; ilahî sözü taşıyan insanlardır.

Bu yüzden Kur’an, mucize anlatılarını dahi akide merkezli değil, ibret merkezli sunar. Asa da, ref‘ de, âyet de; hepsi hakikate işaret eden göstergelerdir, bizzat hakikatin kendisi değil.

Sonuç

Nebiyi göğe çıkarmadan iman edemeyenler, aslında vahyin sadeliğine tahammül edemeyenlerdir. Onlar için hakikat, ancak mitolojik bir ambalajla sunulursa değerlidir. Oysa Kur’an, hakikati insanın yeryüzündeki yürüyüşüne indirir.

UYARI / HATIRLATMA


Bu metinlerde yer alan görüş, yorum ve çıkarımlar, beşerî çabanın bir ürünüdür.

Lütfen her ifadeyi Kur’an’ın bütünüyle değerlendirin; ayetlerin rehberliğinde tartın, ölçün ve doğrulayın. 

Hakikatin tek ölçüsü Allah’ın kitabıdır. Yanlış varsa bize, doğru varsa Allah’a aittir.

Diğer kategorize edilmiş yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣