KUR’AN İNSANLIĞA NE SÖYLER?
KUR’AN İNSANLIĞA NE SÖYLER?
Kur’an, tarih boyunca genellikle sadece dini törenlerin, ahiret vaazlarının veya ahlaki öğütlerin metni olarak görüldü. Oysa metin kendisini böyle tanımlamaz; tam aksine evren, toplum, siyaset, bilgi, hukuk, mülkiyet, özgürlük ve sorumluluk gibi çok katmanlı bir yapıyı ısrarla ön plana çıkarır. Bu nedenle soru basittir fakat cevabı geniştir: Kur’an insanlığa ne söylemektedir?
Bu mesajı üç ana başlıkta inceleyebiliriz:
Varlık Düzeni: Evrenin işleyişi ve insanın bu düzendeki yeri.
Toplumsal Düzen: Adalet, ortak iyilik ve bozulmaya karşı duruş.
Bilgi ve Ahlak: Kanıt, özgürlük ve sorumluluk.
Bu üç alan birlikte okunduğunda Kur’an’ın insanı sadece bir birey değil; özgür ve sorumlu bir medeniyet kurucusu olarak inşa ettiği görülür.
1. Varlık Çağrısı: Düzen, Ölçü ve Sınır
Kur’an’ın en temel çağrısı, evrenin bir düzen üzerine kurulu olduğu iddiasıdır. Rastlantısal bir evren değil; ölçü, denge ve hesapla işleyen bir sistem tasvir edilir:
“Göğü yükseltti ve ölçüyü (dengeyi) koydu.” (Rahmân 55:7)
“Her şeyi bir ölçüye göre yarattı.” (Kamer 54:49)
Bu dil; evrendeki düzenin toplumsal alana da taşınması gerektiğini söyler. Buradaki insan pasif bir izleyici değildir. İnsana verilen yönetme yetkisi ve sorumluluk, onun bu düzenle uyumlu, üretici ve kurucu bir aktör olduğunu ifade eder.
2. Toplumsal ve Siyasal Çağrı: Bozulmaya Karşı İyileştirme
Kur’an sık sık bozulma (fesat) ve iyileştirme (ıslah) kavramlarını karşı karşıya getirir. Bozulma; yeryüzünün düzenini tahrip etmek; iyileştirme ise onu düzeltmek ve kalıcı kurumlar inşa etmektir.
“Düzeltilmiş olan yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (A’râf 7:56)
Bu çağrı sadece bireysel bir iyi niyet değil, ortak bir düzen inşasıdır. Kur’an bunu "herkesçe kabul gören iyi ve doğru" kavramıyla toplumsal bir görev haline getirir. Bu görev; toplumun ortak yararını, hukukunu ve değerlerini korumayı ifade eder. Bu nedenle yetim hakları, mülkiyet, ticaret ve sözleşmeler gibi alanlar Kur’an’da geniş yer tutar.
Örnek: Yetim hakkına yapılan vurgu sadece acıma duygusu değildir; hukuktan pay alamayan ve korunmayan bireylerin varlığı, sistemin çöktüğünün bir işaretidir.
3. Bilgi ve Muhakeme Çağrısı: Kanıt ve Akıl
Kur’an insanı sadece inanan bir varlık olarak değil, bilgi üreten ve sorgulayan bir varlık olarak kurar. Dinin merkezine kanıt ve ispat yerleştirilir:
“De ki: Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.” (Bakara 2:111)
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” (İsrâ 17:36)
Bu yaklaşım, körü körüne taklitçiliği değil; akıl yürütmeyi ve sorumlu bilgi üretimini esas alır.
4. Ahlaki Çağrı: Özgürlük ve Sorumluluk
Kur’an özgürlüğü temel bir hak olarak tanır:
“Dileyen inansın, dileyen inkar etsin.” (Kehf 18:29)
Ancak bu özgürlük, hesap verme ilkesiyle dengelenir. İnsanın başıboş bırakılmadığı hatırlatılarak, davranışların bir sonucunun olacağı vurgulanır. Yani ahlak; özgürce seçilen eylemin sorumluluğunu üstlenmektir.
Sonuç: Özgür ve Sorumlu Bir Medeniyet Öncüsü
Kur’an’ın tüm bu mesajları birleştiğinde temel bir ilke ortaya çıkar: “Evren düzenlidir; insan özgürdür; özgürlük sorumluluk gerektirir; her seçim bir sonuç doğurur.”
Bu dört ilke, inançtan siyasete kadar Kur’an’ın ana omurgasını oluşturur. Kur’an insanı sadece ibadet eden bir varlık olarak değil; düzen kuran, adalet sağlayan, akıl yürüten ve hesap verebilir bir özne olarak tasarlar. Bu nedenle onun mesajı sadece kişiye değil, tüm insanlığa ve insanlığın kurduğu medeniyetleredir.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder