Rükû: Gözlemlenebilen Bir Eylem
Kur’an’da Rükû: Gözlemlenebilen Bir Eylem Olarak Gücün Eğilmesi
Giriş: Rükû Neden Görülür?
Kur’an’da rükû, modern dindarlıkta indirgendigi gibi yalnızca “kişisel ibadet anı” değildir. Aksine Kur’an dili, rükûyu gözlemlenebilen, tespit edilebilen ve toplumsal karşılığı olan bir eylem olarak sunar. Bu tespit, rükû ile ilgili ayetlerde kullanılan fiil kalıpları, sıfatlar ve gramer yapıları incelendiğinde açıkça ortaya çıkar.
Kur’an’da bir eylem “görülüyor” olarak niteleniyorsa, bu eylem artık sadece iç dünyaya ait olamaz. Rükû tam olarak böyledir.
1. Ayet Net Konuşur: “Onları Rükû–Secde Halinde Görürsün”
Fetih 29:
“Onları rükû–secde hâlinde görürsün.”
(تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا)
Burada kullanılan fiil “terâhum” (onları görürsün) fiilidir.
Bu, rükûnun:
Niyetle sınırlı olmadığını
Kalpte gizli bir hâl olmadığını
Dışarıdan fark edilen bir duruş olduğunu gösterir
Eğer rükû sadece içsel bir tevazu olsaydı, Kur’an “bilirsin” derdi, “hissedersin” derdi; “görürsün” demezdi.
2. Görülen Şey Ne? Beden mi, Tavır mı?
Burada kritik ayrım şudur:
Kur’an bedeni değil, bedenin taşıdığı tavrı görünür kılar.
Rükû:
Omurganın eğilmesi değil
İktidar iddiasının kırılmasıdır
Üstten konuşma dilinin terk edilmesidir
Hüküm verirken acele etmeme hâlidir
Bu yüzden Dâvûd kıssasında rükû, bir karar anından sonra gelir (Sâd 24).
Yanlış fark edildiğinde, rükû hemen gelir. Çünkü rükû:
“Ben merkez değilim” deme hâlidir.
Bu da görülür.
3. Bakara 125 ve Gramerin Şahitliği
Bakara 125’te Beyt bağlamında geçen yapı:
“Tavaf edenler, akif olanlar ve rükû–secde hâlinde olanlar için…”
(الطائفين والعاكفين والركع السجود)
Burada:
Tavaf → gözlemlenir
Akiflik → gözlemlenir
Rükû–secde → gözlemlenir
Üçü de mekânda ve toplum içinde fark edilen hâllerdir.
Dikkat çekici nokta:
Rükû ile secde و’suz verilmiştir
Yani bu ikisi tek bir görünür duruş olarak sunulmuştur
Bu, rükûnun:
Kısa bir beden hareketi değil
Süreklilik arz eden bir hâl olduğunu gösterir
4. Gözlemlenmeyen Şey Kur’an’da Rükû Sayılmaz
Kur’an’da hiçbir ayette:
“Kalben rükû edenler”
“Niyet olarak rükû edenler” ifadesi yoktur.
Çünkü Kur’an’ın derdi:
İç dünyayı romantize etmek değil
Toplumsal adaleti tesis etmektir
Eğer biri:
Güçlü,
Yetkili,
Karar verici, ama:
Eleştiriye kapalı,
Kendini sorgulamayan,
Hükmünü mutlaklaştıran biri ise
Kur’an açısından:
O kişi rükûda değildir.
Ne kadar eğilip doğrulursa doğrulsun.
5. Rükû Neden Beyt Bağlamında Anılır?
Beyt:
Merkezdir
Otorite odağıdır
Toplumsal kıbleyi temsil eder
Rükûnun Beyt ile birlikte anılması şunu söyler:
Merkezin etrafında dönebilirsin (tavaf),
merkezde durabilirsin (akif),
ama merkez olduğunu iddia edersen rükûdan düşersin.
Rükû:
Merkez önünde eğilmektir
Merkezi ele geçirmemektir
Kâbe’ye tapmamak ama kendisini merkez sanmamaktır
Bu yüzden rükû kamusaldır, görülürdür, hesap sorulabilirdir.
6. Bugünkü Kırılma Noktası
Bugün rükû:
Bireysel ibadete hapsedildi
Toplumsal ve siyasal anlamı yok edildi
İktidar sahiplerinin hayatından çıkarıldı
Sonuç:
Rükû var
Ama zulüm ayakta
Secde var
Ama kibir dimdik
Kur’an ise rükûyu:
“Görülebilen bir eğilme” olarak sunarak iktidarı sürekli denetim altında tutar.
Sonuç: Görülmeyen Rükû, Kur’an’da Yoktur
Kur’an’a göre rükû:
Kalpte saklanan bir duygu değil
Toplumun fark ettiği bir duruştur
Rükû:
Hüküm verirken yavaşlamaktır
Güç sahibiyken geri çekilmektir
Yanlışı fark edince hemen yön değiştirmektir
Ve evet:
Rükû görülür.
Çünkü adalet, gizli yaşanmaz.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder