Aile Hukukunda Akide Devrimi
Bir Sivil İtaatsizlik ve Yeniden İnşa Manifestosu: Mümtehine 10
Kur’an’ın, bir toplumun “nasıl bir kimlik üzerine” bina edileceğini tayin eden kurucu metinlerle örülüdür. Bu kurulum sürecinin en talihsiz biçimde yüzeysel okunmuş pasajlarından biri Mümtehine Suresi’nin 10. ayetidir.
Çoğu zaman yalnızca “iman testinden geçen kadınlar” gibi dar bir perspektifle ele alınan bu ayet, aslında kabile bağlarının çözülüp bireysel öznenin doğuşuna, uluslararası hukukun sınanmasına ve aile hukukunda akide temelli bir devrimin ilanına şahitlik eden siyasi bir belge niteliğindedir.
Ateşte Beliren Cevher: İmtihanın Doğası
Ayetteki “onları sorgulayın” (فَامْتَحِنُوهُنَّ) emri, sıradan bir soruşturma değildir. İmtihan kelimesinin madenlerin saflığını ateşle ölçme anlamını taşıması da bu yüzden manidardır. Burada yapılan, bir kadının iç dünyasına dair engizisyonvari bir müdahale değil; toplumsal güvenlik, siyasi sadakat ve hukuki statünün belirlenmesi için yapılan kimlik ayıklama işlemidir.
Ne var ki ayet, devlet otoritesinin haddini de çizer:
“Allah onların imanını en iyi bilendir.”
Bu cümle, insan sorgusunu yakîn üretmekten değil, ancak zann-ı galib (makul kanaat) oluşturmakla sınırlarken epistemolojik bir denge kurar. İnsan, mutlak kalplere nüfuz edemez; yalnızca toplumsal hayatı sürdürecek kadar delile bakar. Geri kalan alan Allah ile kul arasındadır.
Hicretin Sadece Coğrafyası Değil, Siyaseti
Nisa 97’nin hicreti “özgürlük arayışı” olarak yüceltmesiyle Bakara 256’nın “Dinde zorlama yoktur” prensibi, Mümtehine 10’da ete kemiğe bürünür. Çünkü hicret, o dönemde salt göç değil; kabile aidiyetinden kopup yeni bir siyasi özneye dönüşmekti.
Sahne Arkası: Güvenlik, Sadakat ve Casusluk Riski
Bu imtihanın teolojik bir testten ibaret değildir. Medine, o süreçte Mekke ile savaş/ateşkes sınırında duran kırılgan bir şehir-devletti. Dolayısıyla sorgu üç eksende yürürdü:
-
Tevhid ve değer sadakati
-
Kabile bağlarının çözülmesi
-
Casusluk ve siyasi manipülasyon ihtimali
Bu süreç işletilmese, kontrolsüz bir göç dalgası Medine’yi hem güvenlik hem hukuk hem ekonomi açısından kaosa sürükleyebilirdi. Dolayısıyla Mümtehine 10’u anlamak, Medine’nin bir hukuk sığınağı olarak nasıl rüştünü ispat ettiğini okumaktır.
Aile Hukukunda Akide Devrimi
Ayetteki hüküm dramatiktir:
“Mümin kadınlar kâfirlere helal değildir; kâfir erkekler de onlara helal değildir.”
Bu cümle, evlilik kurumunu yalnızca biyolojik ve ekonomik bir sözleşme olmaktan çıkarır; akide temelli değer ortaklığına (mîsâkan galîzâ – Nisa 21) sabitler. O güne kadar evlilik kabilesel, biyolojik ve diplomatik bir mekanizma idi; Kur’an bunu ahlaki birlik zeminine çeker.
Ekonomik boyut ise daha inceliklidir: mehirlerin iadesi düşmana karşı bile hukukta dürüstlük ilkesini (Maide 8) yürürlüğe koyar. Bu, Medine devletinin “savaş durumunda bile adil olma” ilkesini ilan ettiği nadir anlardan biridir.
Toplumsal Sözleşme Dokusu
Mümtehine 10’un en çarpıcı yönlerinden biri, bireyle devlet arasında yazılı olmayan bir toplum sözleşmesi kurmasıdır. Bir tarafta sığınmacı statüsünde kadın, diğer tarafta hukuk devleti olmaya çalışan Medine devleti. Ayet, devletin güvenlik reflekslerini hak temelli bir zeminle dengeler. Kadının hicreti, devletin sorumluluk alanını genişletirken; devletin sorgusu, bireyin hakkını kısıtlamadan toplumsal düzeni güvence altına alır.
Sonuç Yerine
Bu ayet, modern terminolojiyle hem bir insan hakları manifestosu, hem bir yeni toplum sözleşmesi, hem de bir sivil itaatsizlik bildirisidir. Zira burada, bireyin inanç özgürlüğü devletlerin ve kabilelerin üzerinde konumlandırılır; kadın özneleşir, devlet hukukileşir, toplum akide merkezinde yeniden şekillenir.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder