RÜKÛ: KİBRİN KIRILDIĞI EŞİK
RÜKÛ: KİBRİN KIRILDIĞI EŞİK
Teslimiyet Öncesi Benliğin Çöküşü Üzerine
İnsan çoğu zaman Allah’a inanır; fakat kendinden vazgeçmez. Diliyle teslim olur, fakat zihninde hâlâ ölçüyü kendi koyar. İşte Kur’an’ın asıl mücadelesi tam burada başlar. Çünkü Kur’an’a göre en tehlikeli put, taş ya da heykel değildir; kibirle tahkim edilmiş benliktir.
Rükû, bu gizli putun hedef alındığı ilk eştir. O bir beden hareketi değil; iktidarın el değiştirmesidir. Kim hükmeder? Kim ölçü koyar? Kim mutlak kabul edilir? Rükû bu sorulara verilen fiilî cevaptır.
1. RÜKÛ: SADECE BEDENSEL BİR EĞİLİŞ DEĞİL
Kur’an’da rükû, salt fiziksel bir eğilme olarak sunulmaz. Rükû, insanın kendini merkeze koymaktan vazgeçmesi, ölçüyü dışarıdan –Allah’tan– kabul etmesidir.
Bu nedenle rükû, istikbârın (büyüklük taslamanın) tam karşısında durur. İstikbâr “eğilmem” demektir. Rükû ise “artık direnmeyeceğim” itirafıdır.
Kur’an’da İblîs’in suçu secde etmemesi kadar, eğilmeyi reddetmesidir. Gerekçesi nettir:
“Ben ondan üstünüm.”
Bu cümle, bütün kibirli dindarlıkların çekirdeğidir.
2. TESLİMİYET NEDEN RÜKÛ İLE BAŞLAR?
Kur’an, teslimiyeti doğrudan secdeyle başlatmaz. Önce rükû vardır. Çünkü:
- Eğilmeyen yere kapanamaz
- Benliği kırılmayan teslim olamaz
- Ölçüyü terk etmeyen kul olamaz
Rükû, secdenin ön şartıdır. Önce zihinsel ve ahlaki bir kırılma gerekir. Bu kırılma olmadan yapılan secde, yalnızca bedeni yorar; benliği değil.
Bu yüzden rükû, teslimiyet öncesi hesaplaşmadır.
3. “RÜKÛ EDENLERLE BİRLİKTE”: KİBİR BİREYSEL DEĞİLDİR
Bakara 43’teki çarpıcı ifade gözden kaçırılır:
“Rükû edenlerle birlikte rükû edin.”
Eğer rükû yalnızca bireysel bir ibadet olsaydı, bu vurguya gerek yoktu. Kur’an burada şunu hedef alır:
Yalnız başına doğru olduğunu sanan kibirli dindarlık.
Hakikat karşısında eğilenler:
- Aynı ölçüde buluşur
- Aynı sınırı kabul eder
- Aynı benlikten vazgeçişte birleşir
“Ben tek başıma hakikati temsil ediyorum” iddiası, Kur’an’a göre gizli bir istikbârdır.
4. RÜKÛ ETMEYENLER: TARİHSEL BİR PROFİL
Kur’an’da rükû etmeyen tipolojiler dikkat çekicidir:
- Firavunlar: Gücü kutsayanlar
- Din adamları: Bilgiyi otoriteye dönüştürenler
- Gelenekçiler: Ataları mutlaklaştıranlar
Ortak özellikleri şudur:
Ölçüyü Allah’tan değil, kendilerinden alırlar.
Bu yüzden rükû çağrısı, sadece inançsıza değil; kibirli mümine de yöneliktir.
5. MODERN DÜNYADA RÜKÛSUZ DİNDARLIK
Bugün rükû hâlâ ediliyor; ama çoğu zaman kime edildiği belirsiz:
- Otoritelere
- Şeyhlere
- Mezheplere
- Ekonomik düzene
- Çoğunluğun kanaatine
Allah’a rükû ettiğini sanan birçok insan, farkında olmadan başka güçlerin önünde eğilmektedir.
Kur’an’ın rükû çağrısı bugün şu soruyu sorar:
“Kimin ölçüsüne göre yaşıyorsun?”
SONUÇ: RÜKÛ, DİNİN EŞİĞİDİR
Rükû edilmeden iman güvenli değildir. Rükû edilmeden bilgi hikmete dönüşmez. Rükû edilmeden secde gösteriye dönüşür.
Çünkü rükû:
- Kibrin kırıldığı yer
- Benliğin sustuğu an
- Otoritenin el değiştirdiği eştir
Kur’an, insanı secdeye çağırmadan önce şunu ister:
Önce eğil. Ama Allah’a. Ve hakikate eğilenlerle birlikte.
Rükû, Allah’a yaklaşmak değil; kendinden uzaklaşmaktır.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder