Kur’an’ın Işığında "İşaret"
KERAMET Mİ, İSTİDRAC MI?
Kur’an’ın Işığında "İşaret" Meselesi ve Büyük Aldanış
Giriş: Her Olağanüstü Hal Hakikat midir?
Günümüzde yaygın bir yanılgı, insanın sükunetini bozmaktadır: Bir kişide görülen sezgi, rüya, "işaret" veya etkileyici bir durum, hemen ilahî bir onay ya da "keramet" olarak etiketlenmektedir. Oysa Kur’an’ın rehberliği bu konuda nettir: Her açılım bir lütuf, her kolaylık bir hidayet değildir. Kur’an insanı mucizelerle değil, sorumluluk ve ölçüyle sınar.
1. Kur’an’da Keramet: Bir Gösteri mi, Bir Sorumluluk mu?
Kur’an’da "keramet" kelimesi sistematik bir üstünlük öğretisi olarak yer almaz. Bunun yerine Allah’ın dostlarına (evliyaullah) verdiği sekinet, basiret ve yardım vardır.
"Bilesiniz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir." (Yûnus, 62)
Bu dostluğun Kur’anî nişaneleri şunlardır:
- Güç değil, tevazu üretir: Kişiyi değil, Allah’ın büyüklüğünü merkeze alır.
- Bağımlılık değil, özgürlük sağlar: İnsanları kendine kul etmez, Allah’a yönlendirir.
- Nefsi küçültür: Eğer bir "işaret" kişiyi dokunulmaz kılıyor veya kibir kulelerine taşıyorsa, orada rahmet değil, tehlike vardır.
2. İstidrac: Rahatlığın ve Başarının Tuzağı
Çoğu insanın "keramet" sandığı şey, aslında Kur’an’ın en büyük uyarılarından biri olan istidrac olabilir. İstidrac, kişinin yanlış yolda olmasına rağmen işlerinin rast gitmesi ve imkanlarının artmasıyla yavaş yavaş felakete sürüklenmesidir.
"Onlara her kapıyı açtık; kendilerine verilenlerle şımardıklarında ise onları ansızın yakaladık." (En‘âm, 44)
İstidracın alametleri:
- Günahın normalleşmesi ve vicdanın susması.
- Kişinin hatalarına rağmen "destekleniyormuş" hissine kapılması.
- Hesap bilincinin yerini, sahte bir seçilmişlik gururuna bırakması.
3. Kaynağı Ayırt Etmek: Melekî mi, Şeytanî mi?
Her içsel ses veya işaret aynı kaynaktan gelmez. Kur’an bu ayrımı ahlaki sonuçlar üzerinden yapar:
- Melekî Etki (Sekinet): Kalbi yatıştırır, ahlakı güzelleştirir ve kişiyi Kur’an’ın ilkelerine yaklaştırır. (Fussilet, 30)
- Şeytanî/Nefsî Etki (Vesvese): Aceleci kılar, gizli bir kibir fısıldar, "özel olma" illüzyonu yaratır ve kişiyi Kur’an’ın açık hükümlerinden uzaklaştırarak mistik bir belirsizliğe sürükler. (Bakara, 268)
4. Kur’anî Mihenk Taşı: Dört Temel Soru
Bir işaretin Rahmanî mi yoksa nefsanî mi olduğunu anlamak için hislere değil, ilkelere bakılmalıdır:
- Merkezde ne var? Bu durum beni Kur’an’a mı yaklaştırıyor, yoksa bir şahsın otoritesine mi?
- Sorumluluk ne alemde? Hesap bilincimi mi artırıyor, yoksa "ben kurtuldum" rehaveti mi veriyor?
- Ahlak ne yönde? Egomu mu besliyor, yoksa tevazumu mu derinleştiriyor?
- Akıl nerede? Sorgulamaya ve tefekküre mi çağırıyor, yoksa körü körüne teslimiyete mi?
5. En Büyük Aldanış: Şahısları Kutsamak
Tarihteki sapmaların çoğu; "Bana ilham edildi", "Rüyamda gördüm", "İşaret aldım" diyerek kişisel algıları dinin üzerine çıkarmakla başlamıştır. Kur’an’ın bu konudaki son sözü şudur:
"De ki: Ben yalnızca bana vahyedilene uyarım." (Ahkâf, 9)
Vahiy tamamlanmıştır ve bağlayıcı olan tek "işaret" Kur’an’dır. Kişisel tecrübeler ancak Kur’an’ın süzgecinden geçebildiği sürece değer taşır.
Sonuç: Hakikat Gürültüsüzdür
Kur’an insanı mistik bir sarhoşluğa değil, ahlaki bir dirilişe ve akli bir duruşa davet eder. Keramet bir şov malzemesi değil, bir sorumluluktur.
Unutulmamalıdır ki: Kur’an’ın ölçüsüyle tartılmayan hiçbir mucize, insanı hakikate ulaştırmaz.

Yorumlar
Yorum Gönder