KAFİRLİK; Firavun’da “Dışlama”, Kur’an’da “Hakikati Örtme”
GERÇEĞİN ÖRTÜLMESİ VE ÖTEKİLEŞTİRME: İKİ AYRI DİL
Bir Kavramın İki Yüzü
İslam düşüncesinde "yok sayma" (küfür), çoğunlukla inanç düzeyinde bir karşıtlık olarak ele alınmıştır. Oysa tek dini kaynağımız olan Kur’an’a baktığımızda, bu durumun sadece bir inanç sorunu değil; bilgi, güç ve toplum alanlarında işleyen bir kavram olduğunu görürüz.
Burada, Kur’an’ın özündeki "gerçeği karartma" ile Firavun’un söylemindeki "karşı tarafı dışlama" arasında belirgin bir ayrım vardır:
Kur’an’da: Gerçeği örten bilme biçimi (bilgiye dayalı tavır).
Firavun’da: Karşıdakini dışlayan siyasi bir araç (toplumsal bölme).
Bu ayrım, konuyu inanç tartışmasından çıkarıp toplumsal ve siyasal bir zemine taşır.
I. Kur’an’da Gerçeği Örtmek
Kur’an’daki kökeniyle bu kavram, özünde “örtmek” demektir. Buna göre gerçeği yok sayan kişi; hakikati gören ama görmezden gelen, açıklanan olasılıklara kapısını kapatan kimsedir.
Bu tutumun üç katmanı vardır:
Bilgi Katmanı: Gerçekle karşılaşır ama onu özümsemez.
Ahlak Katmanı: İyiliği görmezden gelme ve sorumluluktan kaçış.
Varlık Katmanı: Doğruyu saklayarak toplumsal ve doğal düzeni bozma.
Kur’an’ın bu yaklaşımı, öznel bir sınır çizmek değil; gerçeğe karşı sorumsuzluk tanımıdır. Yani amaç “Sen bizden değilsin” demek değil; “Sen olanı sakladın” demektir.
II. Firavun’da Dışlama ve Baskı Düzeneği
Firavun anlatısında ise bu kavram bir iktidar diline dönüşür. Firavun gerçeği değil, kendi kurulu düzenini korumayı amaçlar. Onun yaklaşımı bilgisel değil, siyasal bir tercihtir.
Firavun’un dilinde dışlama şu işlevleri görür:
Dışlama: Muhalifleri toplumsal bir tehdit olarak göstermek.
Sınıflandırma: Kendini tek koruyucu ve üstün güç olarak konumlandırmak.
Dayanak Üretme: Kendi varlığını en yüce otorite ilan etmek.
Yönlendirme: Halkı değersizleştirerek kendine boyun eğdirmek.
Bu yapı, günümüz siyasetindeki "karşı taraf yaratma" ve "güvenlik kaygısıyla yönetme" biçimleriyle birebir örtüşür. Firavun gerçeği değil, doğrudan rakibini hedef alır.
III. Çakışma Noktası: Hakikat ile Güç Çatışması
Buradaki temel ayrım şudur:
Kur’an gerçeğin penceresinden konuşur.
Firavun gücün/makamın penceresinden konuşur.
Kur’an, “Gerçek görülüyor mu, yoksa üstü mü kapatılıyor?” sorusuna odaklanırken; Firavun, “Kim bizden, kim dışarıda?” sorusuyla ilgilenir. Bu yüzden Firavun için bu kavram bir “kapı dışarı etme”, Kur’an için ise bir **“zihinsel perde”**dir.
IV. Güncel Karşılıklar: Kavramın Yeni Biçimleri
Bugün bu kavramlar inanç alanından çıkıp siyasal alanda yaşamaya devam ediyor:
“Hain”, “yabancı parmağı”, “düşman”, “gerici/ilerici” gibi kalıplar, Firavun’un dışlayıcı dilinin modern biçimleridir. Bu kelimelerin işlevi, düzeni korumak için birilerini ayıklamaktır.
Kur’an’daki “gerçeği örtme” durumu ise bugün; gerçek sonrası (post-truth) dönem, ideolojik körlük ve bilginin çarpıtılması gibi alanlarda karşımıza çıkar.
V. Sonuç: Dinî Dili Siyasetten Arındırmak
Kur’an, gerçeği yok saymayı bir ceza korkusuyla değil, kavrayış ve görü eksikliğiyle bağdaştırır. Kur’an’ın derdi uyanma, görme ve yüzleşmedir. Firavun’un derdi ise kapatma, bölme ve ayırmadır.
Günümüzdeki dinî bozulmanın temel sebebi; Kur’an’ın "gerçeği görme" çağrısının yerini, Firavun’un "biz ve onlar" şeklindeki dışlayıcı diline bırakmış olmasıdır.
Özetle:
⟐ Kur’an: Yok sayma = Gerçeğin üzerindeki örtüdür (Varlıksal).
⟐ Firavun: Yok sayma = Dışlama aracıdır (Siyasal).
Bu ayrım yapılmadığı sürece inanç, bir hakikat dili olmaktan çıkar; insanları birbirinden ayıran sert bir ideolojiye dönüşür.
UYARI / HATIRLATMA
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder