Ertelenen Ama İptal Edilmeyen Hakikat
Ertelenen Ama İptal Edilmeyen Hakikat
İnsan zihni, alışkanlıkların ve gündelik rutinin içinde "gerçekliği" sadece gördüğü ve dokunduğu şeylerden ibaret sanma eğilimindedir. Oysa Kur’an-ı Kerim’in en sarsıcı hitaplarından biri olan Hâkka Suresi, bu sahte güvenlik algısını kökünden sarsar. Sure, adını aldığı "Hâkka" kelimesiyle bizi; kaçınılması imkânsız, hükmü kesinleşmiş ve inkarı mümkün olmayan o büyük hakikatle yüzleştirir.
Zihni Sarsan Soru: "Nedir O Hâkka?"
Surenin girişi, edebi bir sanatın ötesinde pedagojik bir şok dalgasıdır. "Hâkka nedir? Hâkka’nın ne olduğunu sana ne bildirdi?" soruları, muhatabın dikkatini dağıldığı yerden zorla toplar. Bu, sadece bir kıyamet tasviri değil; insanın "yalan" sandığı her şeyin aslında tek gerçek olduğunu ilan eden bir uyandırma servisidir.
Tarihin Tanıklığı: Gücün Çöküşü
Hâkka Suresi, iddiasını sadece geleceğe dair bir haberle değil, geçmişin somut enkazıyla destekler. Âd ve Semûd kavimlerinin başına gelenler, helakin bir "anlık öfke" değil, bir "süreç" olduğunu gösterir.
Semûd, azgınlığının bedelini bir çığlıkla;
Âd, yedi gece sekiz gün süren rüzgârla ödemiştir.
Surenin tasviriyle "içi boş hurma kütükleri gibi" yere serilen bu toplumlar; fiziki güçlerine, köklü soylarına ve yıkılmaz sandıkları iktidarlarına rağmen silinip gitmişlerdir. Bu sahneler bize şunu söyler: Hakikat ertelenebilir ancak asla iptal edilemez.
Çözülme ve Bireysel Yüzleşme
Sure ilerledikçe sahneler genişler. Dağların taşındığı, göklerin yarıldığı ve evrenin o sağlam dokusunun parçalandığı bir çözülme anlatılır. Bu dehşet anının ortasında ise en yalın gerçek belirir: Hesap defterleri.
Burada sunulan iki insan tipi, aslında bugünkü tercihlerimizin birer aynasıdır:
"Alın, kitabımı okuyun" diyenler: Hesabına hazır olanlar, hayatını bir sorumluluk bilinciyle yaşayanlar.
"Keşke bana kitabım verilmeseydi" diyenler: Gücüne güvenip fakiri iten, Allah’ın büyüklüğünü (yeryüzündeki adaletini) tanımayanlar.
Dikkat çekicidir ki; surenin mahkûm ettiği suçlar sadece inançla ilgili değil, aynı zamanda ahlâkî ve toplumsal çöküşle ilgilidir. İhtiyacı olanı gözetmemek, Hâkka’nın gelişiyle yüzleşilecek en ağır yüklerden biri olarak sunulur.
Vahyin Sahiciliği: Peygamberi Değil, Mesajı Yüceltmek
Surenin son bölümü, Kur’an’ın kaynağına dair spekülasyonları bıçak gibi keser. Kur’an; bir şairin hayal ürünü veya bir kâhinin sezgisi değildir. O, bizzat mülkün sahibinden gelen bir bildirimdir. Surenin, "Eğer o (Peygamber), bize isnat ederek bir söz uydursaydı, onu kuvvetle yakalardık" ayeti, vahyin korunmuşluğunu ve Peygamberin dahi bu hakikat karşısındaki sorumluluğunu hatırlatır. Bu vurgu, vahyi beşerîleştirmek isteyen her türlü iddiaya karşı ilahî bir kalkandır.
Sonuç: Yarın Çok Geç Olmadan
Hâkka Suresi, insanın "olmaz" dediği, uzak gördüğü veya halı altına süpürdüğü her ne varsa, onun en kesin şekilde gerçekleşeceğini haber verir. Bizlere düşen; sarsılmak için dağların yerinden oynamasını beklemek değil, surenin sorduğu o soruyu bugün kendimize sormaktır:
"Sahici bir hayata mı sahibim, yoksa Hâkka gelene kadar bir rüya mı görüyorum?"
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder