İLETİŞİM AHLAKI
İLETİŞİM AHLAKI — “Beyyinât, Burhân, Sultân, Hüccet”
Kur’ân’ın kendisi bir mucize olmaktan önce bir iletişim ahlakı inşasıdır. Kendisini “beyyinât, burhan, sultan, hüccet, beyyine, tibyân” gibi kavramlarla tanımlaması, dinin alanını dedikodu, slogan ve taklid değil; kanıt, delil, muhakeme ve açıklık üzerine kurduğunu gösterir.
Modern teoloji ise çoğu yerde bu dili kenara itti; yerine taklid kültürü, sloganlaştırma, aidiyet konuşması ve hassasiyet politikası koydu. Bu dönüşüm özellikle epistemik ahlakın ve toplumsal tartışma kültürünün çöküşüne işaret eder.
1. Beyyinât — Açık, Görünür, Net Belirti
Kur’ân’da beyyinât, yalnızca “mucize” değil; açık kanıt anlamında epistemik bir terimdir.
“Andolsun, size açık beyyinât getirdik…” (2:92)
“İşte bunlar insanlar için beyyinât ve muttakiler için hidayettir.” (3:138)
Burada dikkat çekici olan şudur:
-
Hidayet duygusal ikna ile değil,
-
açık kanıt ve görünen delil ile temellendirilir.
Bu, iman iradesini intelektüel şeffaflık ile bağlayan bir çizgidir.
2. Burhân — Mantıksal İspat
Kur’ân’ın en güçlü epistemik kavramlarından biri burhândır. Kelime, Aristotelesçi mantıkta bile “demonstratif ispat” anlamına karşılık gelir. Kur’ân bu kavramı iki kritik bağlamda kurar:
“Eğer doğru iseniz burhânınızı getirin.” (2:111)
“Meryem’e Rabbinden bir burhân gönderdik.” (4:174)
Burada din dili:
-
iddia → ispat
-
söz → delil
-
duygu → muhakeme
ile sınanır. Doğruluk iddiası, sadakat veya aidiyetle değil kanıtla taşınır.
3. Sultân — Kesin Delil ve Yetki
Kur’ân’da sultân, yalnızca siyasi iktidar değil; delilden doğan otorite manasındadır:
“Onlara karşı bir sultân (kanıt) gönderdiğimizi sanıyorlar mı?” (23:45)
“Biz size apaçık bir sultân verdik.” (4:174)
Buradaki ince fark:
-
Otorite delilden doğan iktidar olarak görülür,
-
Geleneğin veya rütbenin verdiği güç değil.
Bu aslında bilgi meşruiyeti tartışmasını doğrudan açar:
Kim konuşabilir?Kim hüküm verebilir?Kimin sözü muteberdir?
Kur’ân’ın cevabı: kanıtı olan.
4. Hüccet — Tartışma Ahlakı ve Hesap Verilebilirlik
Kur’ân’da hüccet, yalnızca metafizik bir terim değil; tartışma etiği ve hesap verilebilirlik ilkesidir:
“Artık Allah’a karşı insanların bir hücceti kalmasın…” (4:165)
“Biz onlara karşı size bir hüccet verdik.” (57:25)
Bu cümle, teolojik alanın değil, iletişim ahlakının cümlesidir.
5. Taklid Kültürüne Dönüş — Kurandan Kopuş
Kur’ân’ın bu delil–muhakeme dili zamanla şu dört şeye yenildi:
-
Taklid kültürü → “Biz atalarımızı böyle bulduk.” (2:170)
-
Slogan dili → içeriksiz aidiyet cümleleri
-
Duygusal hassasiyet → tartışma yasağı
-
Rütbe otoritesi → “Pafta/rol sahibi olan konuşur.”
Oysa Kur’ân tam tersini yapar:
“Bilmiyorsanız bilenlere sorun.” (16:43)
Bu, otoriteyi bilgiyle, bilgiyi ise delille zincirler.
6. Kur’ân’da İletişimin Üç İlkesel Ahlakı
Toparlarsak Kur’ân’ın iletişim ahlakı üç temel eksende durur:
(a) Açıklık (beyyinât)
→ gizlilik ve kapalılık değil
(b) İspat (burhân + sultân)
→ iddia değil argüman
(c) Hesap Verebilirlik (hüccet)
→ hem Allah’a hem topluma
Bu üçü olmazsa din, bilgi olmaktan çıkar; aidiyet pazarlamasına, duygusal mobilizasyona ve slogan üretimine dönüşür.
7. Kur’ân’ın En Radikal Cümlesi
Bütün bu yapıyı en berrak toplayan ayet şudur:
“Eğer iddianızda doğru iseniz delilinizi getirin.” (21:24)
Bu cümle:
-
epistemolojidir
-
hukuk ilkesidir
-
mantık kuralıdır
-
tartışma etiğidir
Aynı zamanda taklid kültürüne karşı bir devrimdir.
8. Sonuç — Delilin İmanla İlişkisi
Kur’ân’ın iman sahası:
-
aklı dışlamak değil,
-
aklı yükümlü kılmaktır.
Böylece iman:
-
kör bağlılık değil,
-
kanıtın gösterdiği yola sadakat olur.
UYARI / HATIRLATMA
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder