Din Adına İnşa Edilen Paradoks



​Şifa mı, Yük mü? Din Adına İnşa Edilen Paradoks

​Günümüzde modern insanın inançla kurduğu bağın zayıflaması üzerine bitmek bilmeyen tartışmalar yapılıyor. Muhafazakar camialar ve dini otoriteler, bir parmak sallama eşliğinde aynı soruyu soruyor: “Gençler neden dinden uzaklaşıyor?”

​Oysa bu sorunun içinde gizli bir kibir ve büyük bir körlük var. Çünkü mesele insanların inançtan kopması değil; dinin yerine ikame edilen, yapay, baskıcı ve her yerinden çelişki akan o devasa sisteme karşı bir "vicdan grevi" başlatmış olmalarıdır.

​Din mi, Kontrol Mekanizması mı?

​Kur’an-ı Kerim, insanı ayağa kaldırmak, ona onurunu hatırlatmak ve akıl ile özgür iradeyi merkeze almak için geldi. Vahyin özünde bir "şifa" ve "kolaylık" vurgusu vardır. Ancak yüzyıllar içerisinde bu berrak su; rivayetlerin, mezhep fanatizminin ve kutsallaştırılmış otoritelerin elinde bulandırıldı.

​Gelinen noktada karşımızda iki farklı tablo var:

  1. Vahyin Dini: Akla hitap eder, sorumluluk yükler, özgürleştirir.
  2. Üretilen Din: Şekle boğar, korkutur, mutlak itaat bekler ve sorgulamayı "günah" parantezine alır.

​Korkuyla Terbiye Edilen Zihinler

​Bugün din adına sunulan anlatıların çoğunda Allah, merhametiyle sığınılan bir liman değil; adeta hata yapmamızı bekleyen bir "ceza otoritesi" gibi sunuluyor. İman, bilinçli bir tercih olmaktan çıkarılıp, korkuya dayalı bir teslimiyete dönüştürüldü.

​Bir yanda “Allah adildir” denirken, diğer yanda adaletsizliğin kutsanması; bir yanda “dinde zorlama yoktur” ayeti okunurken, diğer yanda baskının "din muhafızlığı" olarak sunulması, bir inanç krizi değil, bir anlam ve güven krizidir.

"İnsanlar Allah’tan kaçmıyor; Allah adına konuşup O’nun adına hüküm kesenlerden, rahmet kisvesiyle sunulan zulümden kaçıyor."


​Bu Bir İnançsızlık Değil, Uyanıştır

​Genç kuşakların ve sorgulayan zihinlerin sergilediği bu mesafe, sanıldığı gibi bir "manevi boşluk" değil, tam aksine bir "sahtelikten kaçış" hamlesidir. Onlar; adaleti askıya alan, vicdanı susturan ve ahlakı sadece şekilci ritüellere hapseden bir yapıyı "din" olarak kabul etmeyi reddediyorlar.

​Eğer bir sistem; insanı ezmekten, korkutmaktan ve susturmaktan başka bir şey üretmiyorsa, o sistemin kaynağını vahiyde aramak beyhudedir. Derde derman olması için gönderilen bir inancın, başlı başına bir problem haline getirilmesi, dinin kendisinin değil, o dini tekelinde tutanların suçudur.

​Sonuç: Ne Yapmalı?

​Asıl soru şu olmalıdır: Dini kim bu hale getirdi? Ve bizler, bu çarpıtılmış düzeni "din" sanmaya daha ne kadar devam edeceğiz?

​Belki de dinden uzaklaşmak diye yaftalanan şey, aslında dinin özüne, yani o ilk ve temiz mesaja duyulan özlemin bir yansımasıdır. Unutmamak gerekir ki; savunulan şey din değil, bir kontrol mekanizmasıysa, ondan uzaklaşanları suçlamak ahlaki bir tavır değildir.

UYARI / HATIRLATMA


Bu metinlerde yer alan görüş, yorum ve çıkarımlar, beşerî çabanın bir ürünüdür.

Lütfen her ifadeyi Kur’an’ın bütünüyle değerlendirin; ayetlerin rehberliğinde tartın, ölçün ve doğrulayın. 

Hakikatin tek ölçüsü Allah’ın kitabıdır. Yanlış varsa bize, doğru varsa Allah’a aittir.

Diğer kategorize edilmiş yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣