Mele-i A‘lâ nedir ? 📌
Mele'-i A'lâ Nedir?
Kur'an'da Korunmuş Bilgi, Vahiy ve Kulak Hırsızlığı Üzerine Semantik Bir Okuma
Giriş
Kur'an'da geçen Mele'-i A'lâ kavramı, yüzyıllardır çoğunlukla "gökteki melekler meclisi" şeklinde yorumlanmıştır. Buna bağlı olarak İstirâku's-sem' (Kulak Hırsızlığı) da cinlerin göğe çıkıp meleklerin konuşmalarını dinlemeye çalışması şeklinde anlaşılmıştır.
Ancak Kur'an'ın bütününe bakıldığında bu yorum bazı önemli soruları beraberinde getirir.
Allah'ın yanında gerçekten karar veren bir meclis mi vardır?
Melekler ilahi hükümleri tartışan bağımsız varlıklar mıdır?
Allah'ın koruduğu bilgi gerçekten çalınabilir mi?
Kur'an bu sorulara farklı bir pencere açmaktadır.
Bu makalenin temel tezi şudur:
Mele'-i A'lâ, gökte kurulmuş bir melek konseyi değil; Allah katındaki korunmuş ilahi bilgi düzenidir. Kur'an ise bu korunmuş bilginin insanlığa indirilen bölümüdür. Kulak hırsızlığı ise bu ilahi bütünden yalnızca işine gelen parçaları alarak onları hakikatin tamamı gibi sunma hastalığıdır.
Mele' Kelimesi Ne Anlatır?
Kelimenin kökü م ل أ (MLE)'dir.
Bu kök;
- doldurmak
- doluluk
- içeriği tamamlamak
anlamlarını taşır.
Kur'an'da Firavun'un mele'i denildiğinde sadece "ileri gelenler" kastedilmez.
Aslında;
Güç, bilgi ve otorite bakımından dolu olan seçkin zümre
anlatılır.
Yani kelimenin merkezinde topluluk değil, doluluk vardır.
A'lâ Ne Demektir?
A'lâ;
- en üstün
- en yüksek
- en yüce
demektir.
Dolayısıyla Mele'-i A'lâ
kelime olarak;
En üstün bilgiyle dolu kaynak
anlamına gelir.
Bu anlam Kur'an'ın diğer kavramlarıyla dikkat çekici biçimde örtüşmektedir.
Kur'an;
- Ümmü'l-Kitâb
- İmam-ı Mübîn
- Kitâb-ı Meknûn
- Levh-i Mahfûz
ifadeleriyle Allah katındaki korunmuş bilgi bütününden söz eder.
Örneğin;
"Şüphesiz o bizim katımızdaki Ana Kitap'tadır."
(Zuhruf 43:4)
"Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık."
(En'âm 6:38)
"Her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazmışızdır."
(Yâ-Sîn 36:12)
Bu ayetler Allah katında eksiksiz ve korunmuş bir bilgi düzeninin bulunduğunu göstermektedir.
İşte Mele'-i A'lâ'nın da bu ilahi bilgi alanını ifade etmesi Kur'an bütünlüğü açısından oldukça güçlü görünmektedir.
Kur'an Bu Bilginin İnsanlığa Açılan Kapısıdır
Kur'an kendisini,
Allah katındaki korunmuş kitabın insanlar için indirilen vahyi olarak tanımlar.
"O elbette değerli bir Kur'an'dır. Korunmuş bir kitaptadır."
(Vâkıa 56:77-78)
Burada önemli bir ayrım vardır.
Mele'-i A'lâ, ilahi bilginin tamamıdır.
Kur'an ise insanların hidayeti için o bütünden indirilen vahiydir.
Bu nedenle Kur'an,
Mele'-i A'lâ'nın yeryüzündeki tecellisi olarak görülebilir.
"Ben Mele'-i A'lâ'yı Bilmiyordum"
Sâd Suresi'nde Nebimize şöyle denilir:
"Mele'-i A'lâ tartışılırken benim bilgim yoktu."
(Sâd 38:69)
Bu ifade çoğunlukla meleklerin tartışması şeklinde yorumlanmıştır.
Oysa Kur'an başka ayetlerde Nebimizin vahiy gelmeden önce bu bilgilerden habersiz olduğunu söyler.
"Sen kitabın sana verileceğini ummuyordun."
(Kasas 28:86)
"Sen bundan habersizdin."
(Kâf 50:22)
Yani Nebimiz,
Allah katındaki korunmuş bilgi düzeninden vahiy gelince haberdar olmuştur.
Dolayısıyla ayet,
gökteki bir melek toplantısından değil,
vahiy alanına dair bilgiden söz ediyor olabilir.
Kulak Hırsızlığı Nedir?
Kur'an'da anlatılan kulak hırsızlığı,
çoğu zaman göğe çıkan cinler şeklinde anlaşılmıştır.
Oysa Kur'an'da işitmek (semi'a)
yalnızca ses duymak değildir.
İşitmek;
- anlamaktır,
- kabul etmektir,
- gereğini yerine getirmektir.
Bu durumda kulak hırsızlığı,
hakikati işitmek değil,
ondan yalnızca işine gelen kısmını almaktır.
İlk Kulak Hırsızı İblis'tir
İblis Allah'ı biliyordu.
Ahireti biliyordu.
Melekleri biliyordu.
Sorunu bilgisizlik değildi.
Şöyle dedi:
"Beni ateşten yarattın, onu çamurdan."
(A'râf 7:12)
Doğru olan tek bilgiyi aldı.
Fakat Allah'ın emrini yok saydı.
Hakikatin yalnızca küçük bir bölümünü esas aldı.
İşte ilk kulak hırsızlığı budur.
Hakikati inkâr etmek değil,
onu parçalamaktır.
Şeytanın Yöntemi Bilgiyi Yok Etmek Değil Parçalamaktır
Kur'an'ın birçok yerinde aynı uyarı yapılır.
"Kur'an'ı parçalara ayıranlar..."
(Hicr 15:91)
"Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?"
(Bakara 2:85)
Şeytanın amacı insanı bilgisiz bırakmak değildir.
İnsana eksik bilgi vermektir.
Eksik doğru,
çoğu zaman açık yalandan daha tehlikelidir.
Şihâb Nedir?
Kur'an,
kulak hırsızlarının şihâbla engellendiğini söyler.
Şihâb,
kelime olarak;
- parlaklık,
- ışık,
- aydınlatıcı nur
anlamlarını da taşır.
Bu durumda şihâb,
hakikatin bütünlüğünün oluşturduğu aydınlıktır.
Parçalanmış bilgi,
Kur'an'ın bütünüyle karşılaşınca tutunamaz.
Çünkü bütünden gelen ışık,
eksik yorumu ortaya çıkarır.
İşte şihâb budur.
Günümüzün Kulak Hırsızları
Bugün kulak hırsızlığı,
ayet çalmak şeklinde yaşanmaktadır.
Bir ayeti alıp,
öncesini ve sonrasını okumadan hüküm vermek...
Kur'an'ın genel ilkelerini yok saymak...
İdeolojisini destekleyen ayetleri seçip diğerlerini görmezden gelmek...
Hepsi aynı parçacı anlayışın ürünüdür.
Kur'an bunun panzehirini de açıklar:
"Bir haber geldiğinde onu araştırın."
(Hucurât 49:6)
Araştırmak;
bilgiyi Kur'an'ın tamamıyla karşılaştırmaktır.
Sonuç
Mele'-i A'lâ, Kur'an'ın anlattığı korunmuş ilahi bilgi düzenidir. Kur'an ise bu korunmuş bilginin insanlığa indirilen vahyidir. Kulak hırsızlığı ise bu bütünden koparılan bilgi parçalarını bağımsız hakikat gibi sunma girişimidir.
Bu bakış açısıyla Mele'-i A'lâ, gökte karar veren bir melek konseyi olmaktan çıkar; Allah'ın eksiksiz bilgi düzenini ifade eden bir kavrama dönüşür. Kulak hırsızlığı ise mitolojik bir göğe yükselme hikâyesi olmaktan çıkar; her çağda görülebilen bir bilgi ahlakı problemine dönüşür.
Kur'an'ın verdiği mesaj açıktır: Hakikate ulaşmanın yolu, ilahi bilgiden parçalar seçmek değil; vahyin bütününe teslim olmaktır. Çünkü hakikat, ancak bütün olarak okunduğunda insanı doğruya ulaştırır. Bütünden koparılan her bilgi ise, ne kadar doğru görünse de eksik kaldığı ölçüde yanıltıcı olmaya açıktır.
Mele'-i A'lâ korunmuş bilgidir; Kur'an o bilginin insanlığa açılmış kapısıdır. Kulak hırsızlığı ise kapıdan içeri girmek yerine, anahtar deliğinden gördüğü kadarıyla hakikat inşa etmeye çalışmaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder