Kayıtlar

Nahl 125 etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

DUANIZ MI, DAVETİNİZ Mİ?

Resim
  DUANIZ MI, DAVETİNİZ Mİ? “Rabbim size ne diye değer versin?” Kur’an’da öyle bir ayet vardır ki, “dua” anlayışımızı yeniden düşünmemizi gerektirir: قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ ۖ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا “De ki: Daveteniz  olmasa Rabbim size ne diye değer versin? Oysa siz yalanladınız . Artık bunun karşılığı üzerinizden ayrılmayacaktır.” (Furkan 25:77) Burada kilit kelime: دُعَاؤُكُمْ — duʿâukum Yani د ع و (d-a-w) kökünden gelen “duâ”. Peki bu kelimeyi yalnızca: “Allah’ım bana ev ver.” “Allah’ım bana araba ver.” “Allah’ım bana para ver.” “Allah’ım bana sağlık ver.” şeklindeki kişisel istekler olarak mı anlamalıyız? Asıl mesele tam da burada başlıyor. Çünkü Kur’an'da aynı kökten gelen kelimeler yalnızca “bir şey istemek” anlamında kullanılmaz. دَعَا — çağırdı, davet etti. ادْعُ — çağır, davet et. دَعْوَة — çağrı, davet. دُعَاء — çağırma, seslenme, yönelme, yalvarma, yakarma. Dolayısıyla Kur’an’ın “dua” kavramını yalnızca modern anlam...