Kayıtlar

MESCİD-İ AKSÂ KIBLE MİYDİ?

Resim
MESCİD-İ AKSÂ KIBLE MİYDİ? Kur’an'ın Söylemediği Bir Emrin Ardından Kur’an'da çok önemli bir ayrıntı vardır: Nebi'ye Mescid-i Aksâ'ya dönmesini emreden tek bir ayet yoktur. Buna rağmen sonraki dinî anlatıda Nebi'nin uzun süre Mescid-i Aksâ'ya yöneldiği, daha sonra kıblenin Kâbe'ye çevrildiği anlatılır. Fakat Kur’an'ın kendi metnine döndüğümüzde karşımıza farklı bir tablo çıkar. Bakara 2:145 şöyle der: “Ant olsun ki Kitap verilenlere hangi ayeti getirirsen getir, yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin . Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, o zaman zalimlerden olursun.” Buradaki ifade son derece açıktır: “Sen de onların kıblesine uyacak değilsin.” Kur’an burada nebinin başka toplulukların kıblesine tabi olmasını değil, onlardan ayrışan bir yönelişi vurgulamaktadır. ÖNCEKİ KIBLE NEREDE? Bakara 2:142'de şöyle denilir: “Onları üzerinde bulundukları kıbleden ...

AĞAÇTAN ZAKKUMA

Resim
AĞAÇTAN ZAKKUMA: KUR’AN’DA “YAKLAŞMA” UYARISININ ÇARPICI İZİ Allah Âdem’e ve eşine şöyle der: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin; orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz.” Bakara 2:35 Aynı uyarı A‘râf’ta da tekrarlanır: “Şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz.” A‘râf 7:19 Buradaki son derece önemli kelime “yemeyin” değil, “yaklaşmayın”dır. Kur’an sınırı yalnızca fiilin kendisine koymuyor; fiile götüren yakınlaşmayı da yasaklıyor. Bu ayrım çok önemli. Çünkü insan çoğu zaman günaha bir anda düşmez. Önce yaklaşır. Sonra alışır. Sonra meşrulaştırır. Sonra içine girer. Sonra da zulme dönüşür. 1. AĞAÇTAN ÖNCE “YAKLAŞMA” VAR Kur’an burada insanın zaafına dair çok güçlü bir ilke ortaya koyuyor: Tehlikenin kendisinden önce, tehlikeye götüren mesafeyi koru. Bu yüzden: “Zinaya yaklaşmayın.” İsrâ 17:32 diyor. “Zina yapmayın” demekle yetinmiyor. Aynı mantık: Ağaca yaklaşma. Zinaya yaklaşma. Yan...

İNSANLARA FİTNE KILINAN LANETLENMİŞ AĞAÇ

Resim
  RÜ’YÂ, LANETLENMİŞ AĞAÇ VE İMTİHAN İsrâ 60’ın Kur’an Bütünlüğündeki Sarsıcı Anlamı İsrâ Sûresi 60. âyet, ilk bakışta yalnızca geçmişte yaşanmış bir olaydan söz ediyor gibi görünür. Fakat âyetin kelimeleri Kur’an’ın diğer ayetleriyle birlikte okunduğunda çok daha çarpıcı bir yapı ortaya çıkar: Allah bir şey gösteriyor, insanı onunla sınıyor; insanın verdiği tepki ise onun iç dünyasını açığa çıkarıyor. Âyet şöyle der: “Hani sana, ‘Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır’ demiştik. Sana gösterdiğimiz rü’yâyı ve Kur’an’da lanetlenmiş ağacı insanlar için yalnızca bir fitne kıldık. Onları korkutuyoruz; fakat bu, onların büyük bir tuğyanından başka bir şeyi artırmıyor.” İsrâ 17/60 Burada dikkat çekici olan yalnızca rü’yâ ve ağaç değildir. Asıl dikkat çekici olan, Allah’ın bunları “fitne” olarak nitelemesidir. Çünkü Kur’an’a göre aynı bildirim, bir insanı hakikate yaklaştırırken başka bir insanın azgınlığını artırabilir. Demek ki mesele yalnızca gösterilen şeyin ne olduğu değildir. As...

İBRAHİM’E GÖSTERİLEN MELEKÛT

Resim
  İBRAHİM’E GÖSTERİLEN MELEKÛT Gökten Yakîne Kur’an, İbrahim’in tevhid yolculuğunu anlatırken son derece dikkat çekici bir cümle kurar: “Böylece İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki kesin bilgiye ulaşanlardan olsun.” En‘âm 6:75 Bu ayetin hemen ardından yıldız, ay ve güneş gelir. Sonunda ise İbrahim şu hükme ulaşır: “Ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim; ben ortak koşanlardan değilim.” En‘âm 6:79 Bu iki ayet arasındaki yolculuk, Kur’an'ın tevhidi nasıl düşündürdüğünü gösterir: Melekût gösterilir → görünen varlıklar sorgulanır → yaratılan ile Yaratan ayrılır → yakîne ulaşılır. Buradaki mesele gökyüzünü seyretmek değil, gökyüzünü okumaktır. MELEKÛT: GÖRÜNENİN ARKASINDAKİ HÜKÜMRANLIK İbrahim'in kavmi putları ilah edinmektedir. İbrahim ise bu anlayışı sorgular: “Putları ilahlar mı ediniyorsunuz?” En‘âm 6:74 Ardından Allah ona göklerin ve yerin melekûtunu gösterir. “Melekût” kelimesi hükümranlık, egemenlik ve yönetim anlam alanına sahiptir. Dolayısıyla bu...

Sözü Mühürleyen İlahi Anlam

Resim
KUR’AN’DA AYET SONLARINDAKİ ALLAH’IN İSİMLERİ Sözü Mühürleyen İlahi Anlam Kur’an’ı okurken çoğu zaman ayetlerin sonunda tekrar eden bazı ifadeler dikkat çeker: “Allah işitendir, bilendir.” “Allah mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir.” “Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” “Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” Bu ifadeler yalnızca ayetin güzel bir şekilde sona ermesini sağlayan sözler değildir. Kur’an’ın anlatımında ayetin sonunda gelen Allah’ın ismi veya isimleri, çoğu zaman ayette anlatılan konu ile doğrudan bağlantılıdır. Ayetin sonunda adeta bir mühür bulunur. Bu mühür, bize anlatılan hükmün, olayın veya uyarının Allah’ın hangi sıfatıyla ilişkili olduğunu gösterir. Bu nedenle Kur’an okunurken yalnızca ayetin başına ve ortasına değil, nasıl sona erdiğine de dikkat etmek gerekir. 1. Allah işitendir ve bilendir Kur’an’da Allah’ın işiten ve bilen oluşunun birlikte zikredilmesi dikkat çekicidir. Örneğin: “Allah, sözlerinizi işitir. Allah bilendir.” (Mü...

Gök Gürültüsü ve Meleklerin Tesbihi

Resim
  GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN TESBİHİ Evrenin Allah’ın emrine verdiği cevap Kur’an, birbirinden tamamen ayrı sandığımız tabiat, melekler, gök ve yer kavramlarını bazen tek bir ilahî düzen içerisinde buluşturur. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Ra‘d 13:13'tür: “Gök gürültüsü O’nu hamdiyle tesbih eder; melekler de O’na duydukları ürpertiyle…” وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ Ayetin dikkat çekici tarafı yalnızca gök gürültüsünün tesbih etmesi değildir. Gök gürültüsü ile melekler aynı cümlede buluşturulmaktadır. Bu bağlantıyı Kur’an'ın diğer ayetleriyle takip ettiğimizde çok daha büyük bir tablo ortaya çıkar. “İSTEYEREK GELDİK” Fussilet 41:11'de Allah göğe ve yere şöyle seslenir: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” Onlar ise: “İsteyerek geldik.” diye cevap verir. Buradaki ifade, Kur’an'ın evren tasavvurunda son derece dikkat çekicidir. Gök ve yer, Allah’ın emri karşısında direnmeyen bir düzen içerisinde tasvir edilir. Aynı düşünceyi Ra‘d 13:15 tamam...

Kur’an Ekseninde Mevcut Siyasal Sistem

Resim
  YÖNETEN KİM? Kur’an Ekseninde Mevcut Siyasal Sistemi Sorgulamak Bugün siyasal düzeni tartışırken genellikle şu sorular soruluyor: Kim seçilecek? Hangi parti iktidar olacak? Parlamento nasıl çalışacak? Cumhurbaşkanı kim olacak? Fakat Kur’an merkezli bakış açısı daha temel bir soruyla başlamalıdır: Hüküm kimin? Çünkü bir yönetim sistemini anlamanın en önemli noktası, yalnızca yöneticinin nasıl belirlendiği değil, son hüküm ve yasama yetkisinin hangi kaynağa dayandırıldığıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 6. maddesi, “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir” der. 7. madde ise “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir” hükmünü getirir. Şimdi Kur’an’ın ölçüsüne bakalım. “Hüküm yalnızca Allah’ındır.” (Yûsuf 12:40) Yine: “Hüküm ancak Allah’ındır.” (En‘âm 6:57) Bu iki ayet, tartışmanın merkezini değiştirir. Mesele artık “seçim var mı, yok mu?” değildir. Mesele: İnsan, Allah’ın hüküm koyduğu alanda bağımsız bir hüküm koyma yetkisine sahip mi...