MEHDİ BEKLENTİSİ: HİDAYET GELDİĞİ HALDE NEDEN BİR KURTARICI BEKLENİYOR?
MEHDİ BEKLENTİSİ: HİDAYET GELDİĞİ HALDE NEDEN BİR KURTARICI BEKLENİYOR?
İnsan, zor zamanlarda bir kurtarıcı beklemeye yatkındır. Toplum bozulduğunda, adaletsizlik arttığında, insanlar din konusunda ayrılığa düştüğünde gözler gelecekte ortaya çıkacak bir kişiye çevrilir. Böylece sorumluluk bugünden geleceğe taşınır: “Bir gün gelecek ve her şeyi düzeltecek.”
Mehdi inancı da büyük ölçüde böyle bir beklentinin ürünüdür.
Fakat Kur’an’a baktığımızda çok temel bir soru ortaya çıkar:
Allah insanlığa hidayet kaynağını göndermişken neden başka bir hidayet önderi bekleyelim?
Kur’an’ın kendisi “Mehdi” adıyla gelecekte ortaya çıkacak bir kişiden söz etmez. Kur’an’da böyle bir kişinin geleceğine dair açık bir vaat bulunmaz. Buna karşılık hidayetin ne olduğu ve nerede bulunduğu açıkça bildirilir:
Demek ki insanlığın ihtiyacı olan şey, gelecekte gelecek gizemli bir kişi değil; Allah’ın gönderdiği hidayete yönelmektir.
PEKİ MEHDİ İNANCI NEDEN DOĞDU?
Bunun tek bir sebebi olduğunu söylemek doğru olmaz. Tarih boyunca insanların yaşadığı siyasal baskılar, savaşlar, adaletsizlikler, toplumsal çöküşler ve geleceğe ilişkin kurtuluş beklentileri bu tür inançların yayılmasına zemin hazırlamış olabilir.
İnsanlar kendi ellerindeki sorumluluğu yerine getirmek yerine bazen kurtuluşu olağanüstü bir şahsiyete bağlar.
Bu düşünce zamanla dinî bir beklentiye dönüşür:
“Biz düzeltemeyiz, o gelecek.”
“Adalet kendiliğinden kurulacak.”
“Mehdi ortaya çıkacak ve bütün sorunları çözecek.”
Oysa Kur’an insanı pasif bir bekleyici olarak değil, sorumlu bir özne olarak inşa eder.
Allah bir toplumun durumunu, o toplum kendi durumunu değiştirmedikçe değiştirmeyeceğini bildirir:
Bu ayet, kurtuluş sorumluluğunu gelecekteki bir kişiye havale eden anlayışla ciddi bir gerilim oluşturur.
SON NEBİ GELDİ, VAHİY GELDİ, KİTAP GELDİ
Daha da önemlisi, İslam dünyasında Mehdi beklentisi çoğu zaman çok garip bir çelişki oluşturuyor.
Son Nebi’nin geldiğini kabul ediyoruz.
Vahyin indirildiğini kabul ediyoruz.
Kur’an’ın Allah’ın hidayeti olduğunu kabul ediyoruz.
Ama sonra:
“Yine de bir Mehdi gelecek.”
Peki neden?
Hidayet kaynağı eksik mi kaldı?
Kur’an yetersiz mi?
Allah insanlığa yol göstermeyi gelecekte gelecek başka bir kişiye mi bıraktı?
Kur’an ise kendisini hidayet olarak tanımlar:
Ve:
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Kur’an bizi bir kişiyi beklemeye değil, Allah’ın yoluna uymaya çağırıyor.
KURTARICI BEKLENTİSİ SORUMLULUĞU ERTELER
Mehdi beklentisinin en tehlikeli taraflarından biri, insanın kendi sorumluluğunu ertelemesidir.
Adalet istiyorsan adaleti bugün savun.
Haksızlığa karşıysan bugün karşı çık.
Yoksulu gözet.
Yetimi koru.
Ölçüyü ve tartıyı doğru tut.
Şirki terk et.
Allah’ın kitabına sarıl.
Fakat bütün bunların yerine:
“Mehdi gelsin, sonra her şey düzelecek.”
denildiğinde insanın bugünkü sorumluluğu görünmez hâle gelir.
Kur’an’ın yöntemi ise tam tersidir. İnsan, yaptığı tercihlerden sorumludur.
ASIL MESELE MEHDİ DEĞİL, HİDAYETTİR
Kur’an’ın dikkat çektiği kavram “hidayet”tir.
Allah dilediğini hidayete yöneltir.
Kur’an hidayettir.
Vahiy hidayettir.
Dosdoğru yol Allah’ın yoludur.
Dolayısıyla mesele “Mehdi gelecek mi?” sorusundan önce şudur:
Allah’ın gönderdiği hidayete bugün uyuyor muyuz?
Çünkü gelecekte gelecek bir kurtarıcıyı beklerken elimizdeki Kitabı terk etmek, oldukça büyük bir çelişkidir.
İnsanların kurtarıcı araması anlaşılabilir.
Fakat Allah’ın gönderdiği hidayet kaynağı ortadayken, insanları tekrar bir kişiye bağlamak başka bir meseledir.
Geldi denilen hidayeti bırakıp gelecek denilen kişiyi beklemek, insanı hidayetten uzaklaştırabilir.
Kur’an’ın çağrısı ise açıktır:
Öyleyse soruyu değiştirelim:
Çünkü beklenen kurtarıcıdan önce, gelmiş olan hidayet kaynağına bakmak gerekir.

Yorumlar
Yorum Gönder