KENDİ İHTİYACIN VARKEN BAŞKASINI ÖNCELEMEK
KENDİ İHTİYACIN VARKEN BAŞKASINI ÖNCELEMEK
Kur’an’ın Toplumsal Dayanışma ve Nefis Eğitimi
Haşr sûresinin 9. ayeti, çoğu zaman yalnızca “Ensar’ın Muhacirleri sevmesi ve onlara yardım etmesi” şeklinde tarihsel bir olay üzerinden okunur. Oysa ayet, sûrenin bütünü içinde ele alındığında bundan çok daha kapsamlı bir toplumsal ve ahlaki ilke ortaya koyar.
Kur’an burada yalnızca insanlara “yardım edin” dememektedir. Daha derinde, insanın sahip olma duygusunu, servet karşısındaki tutumunu, başkasına verilen nimete karşı kalbinde oluşabilecek kıskançlığı ve kendisini başkasından üstün görme eğilimini ele almaktadır.
Haşr 7’de ekonomik bir ilke ortaya konur:
“…Ta ki o mallar içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın.”(Haşr 59:7)
Ardından 8. ayette yurtlarından ve mallarından çıkarılanlardan söz edilir. 9. ayette ise onları kabul eden toplumun ahlakı anlatılır.
Böylece Kur’an, toplumsal servetin nasıl paylaşılacağını anlatırken aynı zamanda insanın paylaşmaya engel olan nefsini de eğitmektedir.
1. “Onlara Hicret Edenleri Severler”
Haşr 9 şöyle başlar:
“Onlardan önce o yurda yerleşmiş ve imana sahip olmuş olanlar, kendilerine hicret ederek gelenleri severler…”
Burada dikkat çekici olan, topluma yeni katılan insanların bir tehdit olarak görülmemesidir.
Yeni gelenler;
- rakip,
- yük,
- ekonomik tehdit,
- sahip olunan imkânların ortağı olacak yabancılar
olarak görülmemektedir.
Aksine:
“Onları severler.”
Kur’an’ın oluşturmak istediği toplum anlayışında insan, yalnızca kendi grubunun çıkarlarını koruyan bir varlık değildir.
Başkasının güvenliği, barınması ve ihtiyaçlarının karşılanması da onun sorumluluk alanına girer.
Bu nedenle ayet, toplumsal dayanışmayı yalnızca maddi yardım seviyesinde bırakmaz. Önce kalbi düzeltir.
Çünkü insanın kalbinde başkasına karşı düşmanlık ve kıskançlık varsa yapılan maddi yardım bile zamanla bir üstünlük aracına dönüşebilir.
2. “Kendilerine Verilenden Dolayı İçlerinde Bir Rahatsızlık Duymazlar”
Ayetin ikinci bölümü çok daha çarpıcıdır:
“…onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç/rahatsızlık duymazlar…”
Burada mesele sadece paylaşmak değildir.
Asıl mesele, başkasına verilen nimetin insanın kendi payını eksiltmiş gibi hissedilmemesidir.
İnsan bazen malını paylaşabilir fakat kalbinde şöyle düşünebilir:
“Bana verilseydi daha iyi olurdu.”
“Niçin ona verildi?”
“Ben daha fazla hak ediyordum.”
“Onun aldığı benim payımdan eksildi.”
Kur’an, işte bu psikolojiyi hedef almaktadır.
Çünkü gerçek paylaşma, yalnızca elden mal çıkarmak değildir.
Gerçek paylaşma, kalbin de paylaşmasıdır.
Bu nedenle Haşr 9, ekonomik bir davranıştan önce ahlaki bir karakter inşa etmektedir.
3. “Kendileri İhtiyaç İçinde Olsalar Bile Onları Kendilerine Tercih Ederler”
Ayetin en sarsıcı bölümü:
“Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”
Buradaki ifade, Kur’an’ın îsâr dediği ahlaki davranışı ortaya koyar.
İnsan kendi ihtiyacını biliyor.
Kendisinin de eksikliği var.
Buna rağmen karşısındaki insanın ihtiyacını görerek onu kendisine tercih ediyor.
Bu, “Kendinizi tamamen yok sayın” anlamında anlaşılmamalıdır.
Kur’an'ın burada övdüğü şey, bencilliğin aşılmasıdır.
İnsan yalnızca:
“Benim hakkım.”
diyerek yaşamaz.
Bazen:
“Onun ihtiyacı benim ihtiyacımdan daha acil.”
diyebilir.
İşte Kur’an’ın oluşturduğu ahlak budur.
4. Asıl Problem: “Şuhh”
Ayetin sonunda bütün bu davranışların temelindeki mesele açıklanır:
“Kim nefsinin şuhhundan korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”(Haşr 59:9)
Buradaki şuhh, sıradan anlamda yalnızca cimrilik değildir.
İnsanın sahip olduklarını başkasıyla paylaşmak istememesi, kendisini öncelemesi, başkasına verilen nimetten rahatsız olması ve sahip olduğu şeyleri aşırı biçimde kendisine bağlaması gibi daha geniş bir nefsî eğilimi ifade eder.
Dolayısıyla Kur’an’ın teşhis ettiği problem şudur:
Bir toplumda kaynaklar yeterli olsa bile insanlar birbirlerinin nimetlerine tahammül edemiyorsa toplumsal huzur bozulur.
Tam tersine kaynaklar sınırlı olsa bile insanlar birbirlerinin ihtiyacını gözetebiliyorsa dayanışma meydana gelir.
Kur’an, işte bu ikinci insan tipini yetiştirmektedir.
5. Haşr 7 ile Haşr 9 Birlikte Okunmalıdır
Haşr sûresinin 7. ayetinde:
“Ta ki o mallar içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın.”
denilir.
- ayette ise insanın iç dünyasına geçilir:
“Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”
Bu iki ayet birlikte okunduğunda çok önemli bir bütünlük ortaya çıkar.
7. ayet servetin dolaşımını düzenler.
9. ayet insanın servet karşısındaki psikolojisini düzenler.
Yani Kur’an yalnızca:
“Malınızı paylaşın.”
demiyor.
Aynı zamanda:
“Başkasına verilen malı kıskanmayacak bir karakter oluşturun.”
diyor.
Çünkü ekonomik adalet ile ahlaki eğitim birbirinden koparılamaz.
6. 10. Ayet: Ahlakın Gelecek Nesillere Taşınması
Haşr 9’dan hemen sonra 10. ayet gelir:
“Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; iman edenlere karşı kalplerimizde kin bırakma…”
Burada dikkat çekici bir devamlılık vardır.
-
ayette bir toplumun kendisinden sonra gelenleri kabul etmesi anlatılır.
-
ayette ise daha sonra gelenlerin önceki müminlere karşı kin taşımaması öğretilir.
Böylece Kur’an sadece maddi paylaşımı değil, nesiller arası ahlaki bağı da korumaktadır.
Bir toplumun geleceği yalnızca sahip olduğu servetle değil, insanların birbirlerinin hakkına ve onuruna karşı nasıl davrandıklarıyla belirlenir.
7. Haşr 9’un Bugüne Söylediği
Haşr 9'u yalnızca geçmişte yaşamış bir topluluğun güzel davranışı olarak görmek, ayetin evrensel mesajını daraltmak olur.
Bugün de aynı problem devam etmektedir.
İnsanlar;
Kur’an ise insanı başka bir noktaya çağırıyor:
“Nefsinin şuhhundan korun.”
Çünkü toplumsal bozulmanın köklerinden biri, insanın sürekli:
“Ben ne alacağım?”
diye sormasıdır.
Kur’an’ın yetiştirdiği insan ise gerektiğinde:
“Benim elimdekinden kimin ihtiyacı var?”
diye sorar.
İşte iki toplum anlayışı arasındaki fark budur.
SONUÇ
Haşr 9, yalnızca Muhacirlerle Ensar arasındaki tarihsel bir dayanışma örneği değildir.
Ayet, servet, paylaşım, kıskançlık, toplumsal bütünlük ve insanın nefsi arasında doğrudan bir ilişki kurmaktadır.
Haşr sûresinin 7–10. ayetleri birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo son derece açıktır:
Servet yalnızca zenginler arasında dolaşmamalıdır.
Toplumdan dışlanan ve ihtiyaç içinde olanlar korunmalıdır.
Başkasına verilen nimet kıskanılmamalıdır.
İnsan gerektiğinde kendisi ihtiyaç içindeyken bile başkasını önceleyebilmelidir.
Bütün bunların önündeki nefsî engel ise “şuhh”tur.
Ve Kur’an bu mücadelenin sonucunu şöyle ilan eder:
“Kim nefsinin şuhhundan korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”Haşr 59:9
Demek ki Kur’an’ın aradığı toplum, yalnızca zenginliği paylaşan toplum değildir.
Aynı zamanda başkasına verilen nimeti kıskanmayan, ihtiyaç sahibini rakip görmeyen ve kendi nefsinin bencilliğine teslim olmayan insanların oluşturduğu toplumdur.
Asıl zenginlik, elinde çok şey bulunması değil; elindekinin başkasına ulaşmasına engel olmayan bir nefse sahip olmaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder