KUL YÖNETİCİ OLABİLİR, AMA RAB OLAMAZ


İSLAM NEDİR? KUL YÖNETİCİ OLABİLİR, AMA RAB OLAMAZ

İslam denildiğinde birçok insanın zihninde devletler, fetihler, sınırlar, siyasi güçler ve yönetimler canlanır. Oysa Kur’an’a dönüp şu temel soruyu sormadan sağlıklı bir sonuca ulaşamayız:

İslam aslında nedir?

Kur’an’a göre dinin özü, insanın Allah’a teslim olmasıdır:

“Allah katında din İslam’dır.”
(Âl-i İmrân 3:19)

İslam; insanın Allah’a yönelmesi, kulluğunu yalnız O’na yapması ve hayatının merkezine yalnız O’nun hükmünü koymasıdır.

Bu nedenle Fâtiha suresinin özü şudur:

“Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz.”
(Fâtiha 1:5)

Burada çok temel bir ilke ortaya çıkar:

Kul yönetici olabilir; ama rab olamaz.

İnsan görev alabilir, yönetebilir, karar verebilir; fakat Allah’ın yerine geçerek mutlak hüküm koyamaz, kulluk talep edemez, kendisini sorgulanamaz bir otorite hâline getiremez.

Çünkü Kur’an şöyle der:

“Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız kendisine kulluk etmenizi emretmiştir.”
(Yûsuf 12:40)

Bu ayet yalnızca hukuki bir cümle değildir. Aynı zamanda bütün sahte rablik iddialarının reddidir.

YÖNETMEK AYRI, RABLİK İDDİASI AYRIDIR

Kur’an, insanların işlerini istişare ile yürütmesini ister:

“Onların işleri aralarında danışma iledir.”
(Şûrâ 42:38)

Bu nedenle Kur’an yönetimi değil, rabliği tartışır.

Bir insan yönetici olabilir.

Bir toplum idare edebilir.

Bir görev üstlenebilir.

Ama hiçbir insan:

“Benim sözüm sorgulanamaz.”

“Benim hükmüm mutlak doğrudur.”

“Benim koyduğum ölçü Allah’ın ölçüsü gibidir.”

diyemez.

Çünkü mutlak otorite yalnız Allah’a aittir.

FİRAVUN NEDEN ELEŞTİRİLDİ?

Kur’an’ın Firavun anlatımı, bu ayrımı anlamanın anahtarıdır.

Firavun yalnızca bir yönetici olduğu için eleştirilmedi.

O, yönetimini rablik iddiasına dönüştürdü.

Kur’an şöyle bildirir:

“Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı ve halkını sınıflara ayırdı.”
(Kasas 28:4)

Firavun toplumu böldü.

Bir kesimi ezdi.

İnsanları korkuttu.

İnsanların iradelerini kendi otoritesine bağladı.

Daha sonra ise:

“Ben sizin en yüce rabbinizim.”
(Nâziât 79:24)

dedi.

Başka bir ayette:

“Sizin için benden başka bir ilah olduğunu bilmiyorum.”
(Kasas 28:38)

ifadesi aktarılır.

İşte Firavunlaşma budur:

Kulun kendisini rab makamına yükseltmesi.

Kur’an ayrıca şöyle der:

“Firavun halkını hafife aldı; onlar da ona itaat ettiler.”
(Zuhruf 43:54)

Demek ki rablik yalnız yönetenin problemi değildir.

Toplum da aklını, vicdanını ve sorgulama yeteneğini bir insana teslim ettiğinde Firavunlaşma zemini oluşur.

Kur’an’ın diliyle:

  • Müstekbir: Büyüklük taslayan otorite.

  • Müstaz'af: Ezilen, iradesi elinden alınan toplum.

Tevhid, hem müstekbirliği hem de gönüllü kulluğu reddeder.

KUR’AN’A GÖRE RAB EDİNMEK NEDİR?

Kur’anda Tevbe 31, Ali İmran 64 ve 80 ayetler incelendiğinde, rab edinmenin yalnız secde etmek olmadığını gösterir.

Buradaki mesele taşlardan yapılmış putlar değildir.

Asıl mesele, insanların Allah’ın yetkisini insanlara vermesidir.

Bir insan:

“Bu helaldir.”

“Bu haramdır.”

“Bu Allah’ın hükmüdür.”

dediğinde ve insanlar bunu sorgusuz kabul ettiğinde, fiilen rablik mekanizması oluşur.

Bu nedenle tevhid sadece putları reddetmek değildir.

Tevhid, insanların Allah adına konuşma tekelini de reddetmektir.

Kral rab değildir.

Din adamı rab değildir.

Şeyh rab değildir.

Mezhep imamı rab değildir.

Hiçbir insan Allah’ın yerine geçemez.

YÖNETİM BİR EMANETTİR

Kur’an yöneticiyi kutsamaz.

Onu sorumlu kılar.

“Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”
(Nisâ 4:58)

Demek ki yönetim:

Bir ayrıcalık değil,

Bir kutsallık değil,

Bir rablik yetkisi değil,

Bir emanettir.

Adaletle sınırlıdır.

Liyakatle sınırlıdır.

Hesap verilebilir olmakla sınırlıdır.

Kul yönetebilir; ama rab olamaz.

SÜLEYMAN NEBİ BELKIS’A NEDEN GİTTİ?

Kur’an’ın en dikkat çekici kıssalarından biri budur.

Süleyman nebinin görevlisi şöyle der:

“Onu ve kavmini Allah’ı bırakıp güneşe secde ederken gördüm.”
(Neml 27:24)

Peki Süleyman nebi ne yaptı?

Toprakları işgal mi etti?

İnsanları zorla mı yönetti?

Kur’an böyle anlatmaz.

Önce bir mektup gönderir:

“Bana karşı büyüklük taslamayın ve bana teslim olmuşlar olarak gelin.”
(Neml 27:31)

Buradaki teslimiyet, Süleyman’a kulluk değildir.

Tevhide yöneliştir.

Belkıs’ın vardığı sonuç bunu açıkça gösterir:

“Rabbim! Ben kendime zulmettim. Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”
(Neml 27:44)

Dikkat edilmesi gereken ifade şudur:

Belkıs:

“Süleyman’a teslim oldum.”

demiyor.

“Âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”

diyor.

İşte İslam’ın özü budur.

İSLAM, İNSANI SAHTE RABLERDEN ÖZGÜRLEŞTİRİR

Kelime-i tevhid:

Allah’tan başka ilah yoktur.

Bu cümle yalnızca gökte bir yaratıcıyı kabul etmek değildir.

Bu cümle aynı zamanda bütün sahte otoriteleri reddetmektir.

İnsanları rab edinmemektir.

Din adamlarını rab edinmemektir.

Liderleri rab edinmemektir.

Gelenekleri rab edinmemektir.

Çoğunluğu rab edinmemektir.

Ataları rab edinmemektir.

Çünkü Kur’an’ın çağrısı şudur:

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin.”
(Hûd 11:2)

İslam’ın amacı insanı insana kul yapmak değildir.

İslam’ın amacı insanı Allah’tan başkasına bağımlı kılan bütün görünmez zincirleri kırmaktır.

Tevhid, insanın özgürleşmesidir.

Kulun kula secde etmemesidir.

İnsanın yalnız Allah karşısında eğilmesidir.

Bu nedenle sonuç cümlesi şudur:

Kul yönetebilir; ama rab olamaz.

Kul hükmedebilir; ama Allah’ın yerine geçemez.

İnsan yönetici olabilir; fakat kulluk yalnız Allah’adır.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣