BOLLUK İÇİNDEKİLER NEDEN DAR HAYAT YAŞIYOR?

 


BOLLUK İÇİNDEKİLER NEDEN DAR HAYAT YAŞIYOR?

Gazzedekiler Allah'ın Zikrinden yüz çevirdiler de bu musibetler onlan dolayı mı? Yoksa Başka bir anlatım mı var?

“DAR HAYAT” NE DEMEKTİR?

Kur’an’da şöyle bir ifade vardır:

“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar/sıkıntılı bir hayat vardır; kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz.”

Tâhâ 20:124

Burada hemen şu soru ortaya çıkar:

Eğer “dar hayat” sadece maddî sıkıntı demekse, neden Allah’tan yüz çeviren bazı insanlar büyük servet, konfor, sağlık ve imkânlar içinde yaşayabiliyor?

Demek ki meseleyi yalnızca “fakirlik = dar hayat” şeklinde kurmak Kur’an’ın bütünlüğüyle uyuşmuyor.

Çünkü Kur’an başka bir gerçeği açıkça ortaya koyar:

BOLLUK, ALLAH’IN RAZI OLDUĞUNUN KANITI DEĞİLDİR

En‘âm 6:44’te Allah şöyle bildirir:

“Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Kendilerine verilenlerle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık...”

Dikkat!

Her şeyin kapıları açılıyor.

Yani bolluk geliyor.

İmkân geliyor.

Refah geliyor.

İnsanlar bundan dolayı seviniyor ve şımarıyor.

Ama bu bolluk, onların Allah’ın razı olduğu kimseler olduğunun göstergesi değildir.

Tam tersine ayet, bu bolluğun ardından gelen ani yakalanmayı anlatıyor.

Demek ki:

Bolluk her zaman ikram değildir.

Bazen insanın imtihanıdır.

Bazen insanın azgınlığını ortaya çıkaran bir zemindir.

Bazen de insanın kendisini güvende sanmasına yol açan bir mühlet olabilir.


“ALLAH BANA İKRAM ETTİ” SANISI

Fecr sûresi bu psikolojiyi son derece çarpıcı biçimde ortaya koyar.

Allah şöyle bildirir:

“İnsan, Rabbi kendisini imtihan edip ona ikramda bulunduğunda: ‘Rabbim bana ikram etti’ der.”

Fecr 89:15

Sonra nimet azaltıldığında:

“Rabbim beni aşağıladı.”

der.

Allah ise hemen:

“Hayır!”

buyurur.

İşte Kur’an’ın kırdığı algı budur:

Çok mal = Allah’ın ikramı

Az mal = Allah’ın aşağılaması

Hayır!

Allah insanın değerini yalnızca sahip olduğu maddî imkânlarla ölçmüyor.

Bu nedenle dünyadaki ekonomik durum, insanın Allah katındaki konumunu otomatik olarak göstermiyor.


MAL VE ÇOCUK ÇOKLUĞU DA GARANTİ DEĞİL

Mü’minûn 23:55-56’da Allah şöyle sorar:

“Onlara verdiğimiz mal ve çocuklarla kendilerine iyilikte bulunduğumuzu mu sanıyorlar?”

Ardından cevap gelir:

“Hayır! Farkında değiller.”

Bu ayet son derece önemlidir.

Çünkü insanın zihnindeki klasik ölçüyü yıkıyor:

“Allah bana çok verdiğine göre beni seviyor.”

Kur’an:

Hayır!

diyor.

Malın çokluğu tek başına Allah’ın sevgisinin delili değildir.

Çocuğun çokluğu tek başına Allah’ın sevgisinin delili değildir.

Refah tek başına Allah’ın hoşnutluğunun delili değildir.


O HALDE TÂHÂ 124’TEKİ “DAR HAYAT” NEDİR?

Tâhâ 123’te Allah önce şöyle buyuruyor:

“Size benden bir hidayet geldiğinde kim Benim hidayetime uyarsa, o sapmaz ve bedbaht olmaz.”

Ardından 124:

“Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar/sıkıntılı bir hayat vardır...”

Ardından 125-126:

“Rabbim! Beni neden kör olarak haşrettin? Oysa ben görüyordum.”

“Ayetlerimiz sana geldiğinde onları unuttun; bugün de sen unutuluyorsun.”

Buradaki bağ son derece dikkat çekicidir:

HİDAYET → ZİKİR → AYETLER

ve karşı tarafta:

YÜZ ÇEVİRME → UNUTMA → KÖRLÜK

Dolayısıyla “dar hayat”ı yalnızca banka hesabına, evine veya yaşam standardına indirgemek doğru değildir.

Bir insanın bu dünyada son derece konforlu yaşaması, Allah’ın zikrinden yüz çevirmediğini göstermez.


DIŞARIDAN SEFA, İÇERİDE DARLIK

İnsanların büyük bir yanılgısı vardır:

“Adamın parası var, sağlığı var, evi var, arabası var, istediği her şeyi alıyor. Demek ki hayatı güzel.”

Kur’an böyle bir ölçü vermiyor.

Çünkü insanın gerçek durumunu sadece dış görünüş belirlemez.

Bir insan:

çok kazanabilir,

çok tüketebilir,

çok eğlenebilir,

çok gezebilir,

çok konuşabilir,

ama bütün bunların içinde Allah’ın ayetlerine sırt çevirmiş olabilir.

İşte Kur’an’ın ölçüsü burada devreye girer.

Sefa içinde görünmek ile gerçekten iyi durumda olmak aynı şey değildir.


BOLLUK BAZEN İMTİHANDIR

A‘râf 7:182’de Allah şöyle buyurur:

“Ayetlerimizi yalanlayanları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş yaklaştıracağız.”

Bu ayet, insanın sahip olduğu imkânların her zaman bir ödül olarak okunamayacağını gösteren çarpıcı bir uyarıdır.

Bu yüzden Kur’an bize şunu öğretir:

Nimet geldiğinde sadece “Allah beni seviyor” deme.

Sor:

“Bu nimetle ne yapıyorum?”

Çünkü nimet insanı Allah’a yaklaştırabilir de Allah’tan uzaklaştırabilir de.

Servet insanı şükre götürebilir.

Servet insanı şımartabilir.

Güç insanı adalete götürebilir.

Güç insanı zulme götürebilir.

Bolluk insanı paylaşmaya götürebilir.

Bolluk insanı azgınlaştırabilir.


ASIL KÖRLÜK NEREDE?

Tâhâ 124’ün sonunda çok daha ağır bir sonuç açıklanıyor:

“Kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz.”

Sonra insan soruyor:

“Ben görüyordum!”

Allah ise:

“Ayetlerimiz sana geldiğinde onları unuttun.”

diyor.

Burada çok sarsıcı bir gerçek ortaya çıkıyor:

İnsan dünyada gözleri açıkken ayetlere karşı kör olabilir.

Mesele gözün görmesi değildir.

Mesele hakikati görmektir.

Kur’an’ın ayetleri önündedir.

Deliller önündedir.

Uyarılar önündedir.

Fakat insan bunları görmezden gelir.

Sonra dünyadaki bütün maddî imkânları başarı zanneder.

İşte Kur’an’ın uyardığı körlük budur.


ÖYLEYSE “DAR HAYAT”I NASIL ANLAMALIYIZ?

Kur’an’ın bütünlüğünde şu sonucu görmek mümkündür:

Dar hayatı sadece yoksulluk olarak tanımlamak eksiktir.

Çünkü aynı Kur’an:

bolluk içinde şımaranları anlatıyor.

Mal ve çocuk çokluğunu iyilik garantisi saymayı reddediyor.

Nimet ile Allah’ın hoşnutluğunu birbirinden ayırıyor.

Bolluk içinde bulunan insanların ansızın yakalanabileceğini bildiriyor.

Bu nedenle Tâhâ 124’ün mesajı, insanın sahip olduğu maddî miktardan çok daha derindir.


SONUÇ: CEBİN DOLU, HAYATIN DAR OLABİLİR

Bir insanın cebinin dolu olması, hayatının Allah katında geniş olduğu anlamına gelmez.

Bir insanın evinin büyük olması, hakikat karşısında gönlünün geniş olduğunu göstermez.

Bir insanın dünyalık nimetlerinin çokluğu, Allah’ın ondan razı olduğunun belgesi değildir.

Kur’an’ın ölçüsü başka:

Hidayete uyuyor musun?

Allah’ın zikrinden yüz çeviriyor musun?

Ayetler geldiğinde onları görmezden mi geliyorsun?

Çünkü insan dünyada:

zengin olabilir ama ayetlere karşı kör olabilir.

rahat olabilir ama hakikatten uzak olabilir.

eğlenebilir ama şımarıyor olabilir.

çok şeye sahip olabilir ama Allah’ın zikrinden yüz çevirmiş olabilir.

Ve Kur’an bize şu büyük yanılgıyı kırıyor:

“Çok verilmiş olmak, mutlaka Allah’ın razı olduğu kimse olmak değildir.”

En‘âm 6:44’ün ifadesiyle:

“Üzerlerine her şeyin kapılarını açtık...”

Ama sonrasında:

“Onları ansızın yakaladık.”

İşte bu yüzden mümin, bolluğa bakıp aldanmaz.

Nimete bakar, imtihanı görür.

Ve Tâhâ 124’ü okuduğunda “dar hayat”ı yalnızca fakirlik sanmaz.

Çünkü bazen insanın dünyası genişlerken,

hakikate karşı hayatı daralır.

Bazen sofralar büyür,

ama şükür küçülür.

Bazen servet artar,

ama insan Allah’ın zikrinden uzaklaşır.

Bazen gözler dünyayı görür,

ama ayetleri göremez.

İşte Kur’an’ın asıl sarsıcı uyarısı budur.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣