BABADAN OĞULA GEÇEN DÜZEN

 


EZİLENLERİ DEĞİL, KRALİYETİ DÜŞÜNÜYORLAR

Birileri seçim denince neden rahatsız oluyor?

Neden halkın yönetime katılmasına, şûraya ve yöneticilerin toplumun iradesiyle belirlenmesine karşı çıkıyor?

Çünkü mesele çoğu zaman “seçim” değildir.

Mesele, elde edilen iktidarın nasıl elde edildiği ve nasıl korunacağıdır.

İktidarı elinde bulunduranlar, ezilenlerin ne düşündüğünü değil, iktidarın ellerinden çıkıp çıkmayacağını düşünmeye başlıyor.

Bir çobanın oğlu yönetime gelebilir mi?

Onların asıl korkusu burada ortaya çıkıyor.

Çünkü halkın içinden herhangi bir insanın yönetimde söz sahibi olabilmesi, hanedanların, ayrıcalıklı sınıfların ve iktidarı kendisine ait görenlerin düzenini sarsar.

Fakat aynı insanlar, babadan oğula geçen krallıklara aynı tepkiyi göstermiyor.

Kralın oğlu kral...

Onun oğlu yine kral...

Sonra torunu...

Bu düzen sorgulanmıyor.

Ama halk yönetime ortak olmak istediğinde hemen “fitne”, “kaos”, “düzen bozulur” deniliyor.

Peki Kur’an ne diyor?

“Onların işleri aralarında şûrâ iledir.”
Şûrâ 42:38

Kur’an, yönetimi bir ailenin mirası olarak tanımlamıyor.

Bir kralın soyundan gelmeyi yönetme hakkının ölçüsü yapmıyor.

Tam tersine:

“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.”
Nisâ 4:58

Emanet ehline verilecek.

Soyuna göre değil.

Hanedanına göre değil.

Servetine göre değil.

Silah gücüne göre değil.

Ehliyet ve adalet ölçüsüyle.

Firavun düzeninin temelinde de toplumu bölmek ve bir kesimi diğerlerinin üzerine çıkarmak vardı:

“Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklendi ve halkını sınıflara ayırdı. Onlardan bir kesimi ezip horluyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.”
Kasas 28:4

Dikkat edin:

Bir kesim eziliyor.

Çünkü Firavun düzeni, yalnızca bir kişinin yönetimi değildir.

Bu, iktidarın belirli bir grubun elinde toplanması ve ezilenlerin bu düzenin dışında bırakılmasıdır.

Bugün de aynı zihniyet farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.

“Sen kimsin ki yönetime talip oluyorsun?”

“Çobanın oğlu nasıl yönetici olacak?”

“Bizim ailemiz yıllardır yönetiyor.”

“İktidar bizim hakkımız.”

İşte burada mesele açığa çıkar:

İnsanları mı düşünüyorlar, iktidarı mı?

Ezilenlerin hakkını mı düşünüyorlar, tahtın devamını mı?

Toplumun iradesini mi önemsiyorlar, hanedanın geleceğini mi?

Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü ise açıktır:

“Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder...”
Nahl 16:90

Adaletin olmadığı yerde yalnızca “düzen var” demek yeterli değildir.

Çünkü zulüm de kendi düzenini kurabilir.

Silah gücüyle elde edilen iktidar da kendisine bir meşruiyet dili oluşturabilir.

Hanedan da kendi devamını “kader” gibi gösterebilir.

Din adına konuşanlar da bunu kutsallaştırabilir.

Fakat Kur’an'ın ölçüsü bunlardan bağımsızdır:

Adalet. Emanet. Ehliyet. Şûra.

Kur’an ayrıca insanların Allah’ın dışında otoriteleri rab edinmesine dikkat çeker:

“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler...”
Tevbe 9:31

Rablik yalnızca bir insana secde ettirmek değildir.

Allah’ın kulları üzerinde kendisine sorgulanamaz bir otorite kurmak da ciddi bir problemdir.

Bu yüzden kralı kutsayan da,

hanedanı dokunulmaz gören de,

silah gücünü yönetme hakkının kaynağı sayan da,

din adamını sorgulanamaz otorite yapan da aynı temel soruyla yüzleşmelidir:

Bu yetkiyi sana kim verdi?

Kur’an'ın cevabı nettir:

“De ki: Allah’ım! Mülkün sahibisin. Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın...”
Âl-i İmrân 3:26

Mülkün gerçek sahibi Allah’tır.

Öyleyse hiçbir kral, hiçbir hanedan, hiçbir ruhban sınıfı ve hiçbir güç odağı iktidarı kendi mülkü gibi göremez.

Asıl mesele seçim tartışması değildir.

Asıl mesele şudur:

Ezilenler konuşabilecek mi?

İnsanlar yönetime ortak olabilecek mi?

Emanet ehline verilecek mi?

Şûra gerçekten işletilecek mi?

Yoksa iktidarı elinde bulunduranlar, onu kaybetmemek için yeni nesillere aynı düzeni mi miras bırakacak?

Cahiliye bazen putlara tapmak şeklinde ortaya çıkar.

Bazen de tahtı kutsamak şeklinde...

Bazen kralın önünde eğilmek...

Bazen hanedanı sorgulanamaz görmek...

Bazen de ezilenlerin hakkını konuşmak yerine iktidarın devamını savunmak...

İşte asıl soru budur:

Siz ezilenlerin yanında mısınız, yoksa iktidarın yanında mı?

Çünkü Allah'ın kitabında ölçü, iktidarı kimin elinde tuttuğu değil; emanetin nasıl kullanıldığı ve adaletin nasıl tesis edildiğidir.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣