Peygamber bize namazı öğretti, peki öncekiler nereden öğrendi ?
İbrahim’e salâtı kim öğretti? Musa’ya kim öğretti?
Kur’an’ın verdiği tabloya bakınca cevap şudur: Salât, nebilerin birbirlerinden icat ederek öğrendikleri bir uygulama değil; Allah’ın nebilerine verdiği kulluk düzeninin bir parçasıdır.
Örneğin İbrahim’in duasında:
“Rabbim! Beni ve soyumdan olanları salâtı ikame edenlerden kıl.”
İbrahim 14:40
İsmail hakkında:
“Ailesine salâtı ve zekâtı emrederdi.”
Meryem 19:55
Musa’ya ise doğrudan:
“Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni anmak için salâtı ikame et.”
Tâhâ 20:14
deniliyor.
Dolayısıyla Musa’ya salâtı Muhammed nebimiz öğretmiş olamaz. Muhammed nebimizden yaklaşık olarak çok daha önce Musa’ya Allah tarafından salât emredilmiştir.
Dahası Kur’an, İsa nebimizin diliyle de şöyle aktarır:
“Hayatta olduğum sürece bana salâtı ve zekâtı emretti.”
Meryem 19:31
Burada çok önemli bir sonuç ortaya çıkıyor:
Salât yeni bir uygulama değildir.
İbrahim’de vardır.
İsmail’de vardır.
Musa’da vardır.
İsa’da vardır.
Muhammed nebimizde vardır.
O halde mesele:
“Muhammed nebimiz bize namazı öğretti, peki öncekiler nereden öğrendi?”
şeklinde kurulamaz.
Daha doğru soru şudur:
“Allah’ın nebilerine nesiller boyunca emrettiği salât nasıl oldu da bazı topluluklarda zayi edildi, değiştirildi veya asli amacından uzaklaştırıldı?”
Kur’an tam da buna dikkat çekiyor.
Meryem 19:59'da:
“Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki salâtı zayi ettiler ve arzularının peşine düştüler.”
deniliyor.
Buradaki ifade son derece çarpıcı:
Salât sonradan icat edilmedi; zayi edildi.
Yani Ehl-i Kitap'tan önceki topluluklarda Allah'ın emrettiği bir salât vardı. Fakat sonraki nesiller bu salâtı korumadılar.
Bu durumda Kur’an merkezli bakışın söyleyeceği şey şudur:
Salâtın kaynağı Muhammed nebimiz değildir. Kaynağı Allah'tır.
Muhammed nebimiz de kendisinden önceki nebiler gibi Allah'ın emrettiği salâtı ikame etmiştir.
Asıl araştırılması gereken soru ise artık şudur:
Kur’an bize salâtın özünü ve temel unsurlarını nerelerde gösteriyor ve bugün “namaz” adı altında yapılan uygulamanın hangi ayrıntıları gerçekten Kur’an'dan geliyor, hangileri tarihsel aktarım yoluyla geliyor?
---
Bir günümüz müşrik zihnin sorusu üzerine:
"Kuran Müslimi ne ya yeni çıktı herhalde. Şimdi abisi bana namazı nasıl ve neye göre kıldığını anlat bakalım. Yani namazda mesela fatiha suresi şurda okunur, rukuda şu okunur, secdeye 2 kere gidilir, ilk oturuş son oturuş ve okunacaklar vs. Bunlar hangi ayette yazıyor? Kuranda şarap içmenin haram olduğundan bahsediyor ya, he o zaman bira rakı vs helal mi oluyor? Kuranda hac yapın diyor ama nasıl yapacaz biz bu haccı? Yani nerde durucaz nereye gidicez falan. Şuan hac yapan milyarlarca müslüman neye göre hac yapıyor?"
“Kur’an Müslimi” yeni çıktı herhalde diyerek meseleyi küçümsemek kolay. Ama önce şu soruya dürüstçe cevap ver:
Sen dinini Allah’tan mı alıyorsun, yoksa Allah’ın yanında başka bir dinî otorite daha mı oluşturuyorsun?
Bana:
“Namazın şu rekâtında Fatiha okunur, rükûda şu söylenir, iki secde yapılır, ilk oturuşta şu okunur, son oturuşta şu okunur…”
diyorsun.
Ben de sana çok basit bir soru soruyorum:
Bunların hangisini Allah Kur’an’da bu ayrıntılarıyla emretti?
Eğer “Bunları nebi öğretti” diyorsan, ikinci sorum geliyor:
Peki Musa’ya salâtı kim öğretti? İsa’ya kim öğretti? İbrahim’e kim öğretti?
Musa’ya Allah:
“Bana kulluk et ve beni anmak için salâtı ikame et.”
(Tâhâ 20:14)
diyor.
İsmail için:
“Ailesine salâtı ve zekâtı emrederdi.”
(Meryem 19:55)
İsa için:
“Hayatta olduğum sürece bana salâtı ve zekâtı emretti.”
(Meryem 19:31)
İbrahim ise:
“Rabbim! Beni ve soyumdan olanları salâtı ikame edenlerden kıl.”
(İbrahim 14:40)
diye dua ediyor.
Demek ki salât, Muhammed nebimizle başlamış yeni bir uygulama değil.
Salât Allah’ın nebilerine verdiği bir kulluk düzenidir.
Öyleyse Muhammed nebimizi salâtın kaynağı haline getirmek zaten doğru değildir.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise bundan daha ağırdır.
Kur’an bize:
Nebileri rabler edinmemeyi söyler. Ali İmran 80. ayet.
“Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler.”
(Tevbe 9:31)
diyor.
Onları rab edinmek, onların Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram saymaları ve insanların da buna uymalarıdır.
Yani rab edinmek yalnızca bir insanın önünde secde etmek değildir.
Bir insanı veya kurumu Allah’ın koymadığı bir hükmü din adına koyabilecek makam haline getirmek de rablik iddiasına yaklaşan bir otorite problemidir.
Şimdi düşün:
Allah’ın kitabında bulunmayan bir ayrıntıyı:
“Bunu nebi söyledi, o halde dinin değişmez hükmüdür.”
diye Allah’ın hükmü seviyesine çıkarırsan, burada artık sadece nebiye itaat meselesi kalmaz.
Nebiye din koyma yetkisi vermiş olursun.
İşte Kur’an’ın çok ciddi biçimde uyardığı problem budur.
Çünkü Allah:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
(Yusuf 12:40)
diyor.
Ve yine:
“Allah ve Rasulü bir işe hükmettiği zaman, mümin erkek ve mümin kadının kendi işlerinde tercih hakkı yoktur.”
(Ahzâb 33:36)
Buradaki mesele de Rasulün Allah’ın vahyini tebliğ ederek hüküm vermesidir.
Rasulü Allah’ın yanında bağımsız bir din koyucuya dönüştürmek değildir.
Sen bugün bana:
“Fatiha burada okunur, şu kadar rekât vardır, ilk oturuşta şu okunur, son oturuşta şu okunur.”
diyorsun.
Ben de:
“Bunların Allah’ın kitabındaki ayetini göster.”
diyorum.
Eğer ayeti yoksa, “Bu uygulama tarih boyunca böyle aktarılmıştır” diyebilirsin.
Ama bunu:
“Allah böyle emretti.”
diye sunamazsın.
Çünkü Allah’ın söylemediği bir şeyi Allah söylemiş gibi göstermek son derece ağır bir meseledir.
Bir de şu “Kur’an şarabı haram kılıyor, o zaman bira helal mi?” sorusu var.
Bu da Kur’an’ı anlamak değil, kelime avcılığı yapmaktır.
Kur’an’ın hükmünü bir içeceğin Türkçe adına indirgemek doğru değildir.
Aynı şekilde:
“Hac Kur’an’da var ama nasıl yapılacağını Kur’an söylemiyor.”
diyorsun.
Evet, Kur’an hacla ilgili birçok temel unsuru açıkça bildiriyor:
Kâbe, Mescid-i Haram, Arafat, Safa-Merve, tavaf, ihram, kurban, tıraş ve hac ayları...
Fakat bunların her ayrıntısını modern bir kullanım kılavuzu şeklinde vermiyor.
Bunu kabul etmek neden bu kadar zor?
Kur’an’ın vermediği ayrıntıyı Kur’an vermiş gibi göstermek zorunda değiliz.
Son olarak şunu iyi düşün:
Muhammed nebimizi küçümsemiyoruz. Tam tersine onu Allah’ın seçtiği Rasul olarak kabul ediyoruz.
Fakat onu Allah’ın yanına ikinci bir din koyucu olarak da çıkarmıyoruz.
Çünkü Allah:
“Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, Allah’ın Rasulüdür…”
(Nisâ 4:171)
diyor.
Nebiler Allah değildir.
Nebiler Rab değildir.
Nebiler dinin sahibi değildir.
Nebiler Allah’ın kulları ve elçileridir.
Onların görevi insanları kendilerine bağlamak değil, Allah’a bağlamaktır.
Bu yüzden asıl soru:
“Kur’an Müslimi yeni mi çıktı?”
değil.
Asıl soru şudur:
Allah’ın dinine Allah’ın koymadığı ikinci bir otoriteyi biz ne zaman ekledik?
Ve daha da önemlisi:
Allah’ın Rasulünü sevmekle, onu Allah’ın yanında din koyucu bir makama yükseltmek arasındaki çizgiyi neden görmek istemiyoruz?
İşte tartışılması gereken mesele budur.

Yorumlar
Yorum Gönder