KUR’AN’I ANLAMAYAN ARAPLARDA VARDI

 


ARAPÇA BİLMEK YETMEZ! 

“Kur’an’ı anlamak için alanında ihtisas yapmış profesör olmak mı gerekir ?”

Bu iddia, Kur’an’ın önüne dikilmiş en kullanışlı duvarlardan biridir.

Çünkü böyle söylendiğinde sıradan insanın zihnine şu düşünce yerleştirilir:

“Sen Kur’an’ı anlayamazsın. Bırak, biz senin yerine anlayalım.”

İşte asıl tehlike burada başlar.

Kur’an kendisini yalnızca dil uzmanlarının, din adamlarının veya akademisyenlerin anlayabileceği bir kitap olarak sunmaz. Tam tersine insanı sürekli düşünmeye, akletmeye, öğüt almaya ve üzerinde tefekkür etmeye çağırır.

“Kur’an’ı anlamak için Arapça bilip, ihtisasın profesör olmalı” diyenlere Kur’an ne diyor?

“Andolsun, Kur’an’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?”
Kamer 54:17

Aynı ifade 54:22, 54:32 ve 54:40'ta da tekrar edilir.

Dikkat edin!

Allah “Kur’an’ı yalnızca Arapça uzmanları anlayabilir” demiyor.

“Öğüt almak için kolaylaştırdık” diyor.

Elbette Arapça bilmek Kur’an’ın kelimelerini, gramerini ve inceliklerini araştırmada büyük bir avantajdır. Arapça bilgisi küçümsenecek bir şey değildir.

Ama Arapça bilmek ile Kur’an’a teslim olmak aynı şey değildir.

Bir insan Arapçayı mükemmel konuşabilir fakat Kur’an’ın mesajını reddedebilir.

Kur’an zaten bize bunun örneğini verir.


DİL BİLMEK, HAKİKATİ KABUL ETMEK DEĞİLDİR

Kur’an Arapça indi.

“Biz onu, akledesiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.”
Yusuf 12:2

Fakat Kur’an’ın Arapça olması, Arapların tamamının onu doğru anlayacağı anlamına gelmez.

Nitekim Kur’an, bazı insanların vahyi işitmesine rağmen hakikate karşı kapalı olduğunu anlatır:

“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var?”
Muhammed 47:24

Demek ki mesele sadece kulak değildir.

Sadece dil değildir.

Sadece gramer değildir.

Mesele aynı zamanda akletmek ve hakikate karşı dürüst olmaktır.


KUR’AN’I ANLAMAYANIN ÖNÜNDEKİ ENGEL HER ZAMAN ARAPÇA DEĞİLDİR

Kur’an bazı insanların vahyi anlamamasını dil yetersizliğiyle açıklamaz.

“Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir?”
Kehf 18:57

Başka bir yerde:

“Onların kalpleri vardır, onunla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler.”
A‘râf 7:179

Burada çok çarpıcı bir gerçek var:

İnsan gözleri olduğu halde görmeyebilir.

Kulakları olduğu halde işitmeyebilir.

Kalbi olduğu halde kavrayamayabilir.

O halde Kur’an’ı anlamanın önündeki en büyük engel her zaman sözlük değildir.

Bazen mesele insanın işine geleni araması, kendi kabullerini vahyin önüne koymasıdır.


“BİZ BİLİRİZ, SİZ ANLAYAMAZSINIZ” DİNİ DEĞİL, OTORİTEYİ KORUR

Kur’an’ın mesajını halka kapatmanın en etkili yollarından biri şudur:

“Sen anlayamazsın.”

Sonra araya uzmanlar, şeyhler, mezhepler, ruhbanlaşmış otoriteler ve yüzyıllar boyunca birikmiş yorumlar yerleştirilir.

Artık insan Kur’an’a doğrudan bakmaz.

“Hoca ne dedi?”

“Mezhep ne diyor?”

“Filanca âlim nasıl yorumladı?”

diye sormaya başlar.

Böylece Allah’ın kitabı okunur ama başkasının filtresinden geçirilmeden anlaşılmasına izin verilmez.

Kur’an ise insanı bizzat kendisine yönlendirir:

“Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?”
Muhammed 47:24

“Filancanın ne dediğine bakın” demiyor.

Kur’an’ı düşünün diyor.


ÜSTELİK KUR’AN, KENDİSİNİ BİR “GİZLİ METİN” OLARAK SUNMUYOR

Kur’an kendisini:

“Apaçık Kitap”
“Açıklayıcı”
“Öğüt”
“Rahmet”
“Hidayet”

olarak tanıtır.

“Bu, insanlara bir açıklama, sakınanlara da bir öğüt ve uyarıdır.”
Âl-i İmrân 3:138

Peki bugün bazı insanların yaptığı nedir?

Kur’an’ı insanların anlayamayacağı kadar uzaklaştırmak!

Sonra da:

“Sen anlamazsın, bize sor.”

demek.

İşte burada çok ciddi bir soru ortaya çıkıyor:

Allah’ın kitabını insanlara ulaştırmak mı istiyorsunuz, yoksa insanlar üzerindeki dinî otoritenizi mi koruyorsunuz?


ASLINDA EN TEHLİKELİ CEHALET ARAPÇA BİLMEMEK DEĞİLDİR

En tehlikeli cehalet, Kur’an’ın kelimelerini bilmemek değil;

Kur’an’ın söylediğini bilerek görmezden gelmektir.

Arapça bilip şirki savunabilirsin.

Arapça bilip Allah’ın hükmüne ortaklar üretebilirsin.

Arapça bilip mezhep taassubuna saplanabilirsin.

Arapça bilip Allah’ın kitabının yanına dinî hüküm kaynakları koyabilirsin.

Arapça bilip Kur’an’ın “Allah’tan başka hüküm koyucu” anlayışını reddedebilirsin.

O halde mesele yalnızca “Arapça biliyor musun?” değildir.

Asıl soru şudur:

“Okuduğun vahye teslim oluyor musun?”


KUR’AN’I ANLAMAK İÇİN ÖNCE DİL DEĞİL, ÖN YARGILAR SORGULANMALI

Kur’an şöyle der:

“Sözü dinleyip onun en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte onlar Allah’ın hidayet ettikleridir. İşte onlar akıl sahipleridir.”
Zümer 39:18

Demek ki Kur’an insanı pasif bir dinleyiciye dönüştürmüyor.

Dinle.

Düşün.

Ayırt et.

En güzeline uy.

diyor.

Bu yüzden Kur’an’la buluşmanın önüne:

“Sen anlamazsın.”

duvarını koymak Kur’an’ın insanlara yönelik çağrısıyla bağdaşmaz.


SON SÖZ

Evet, Arapça öğrenin.

Kur’an’ın dilini öğrenin.

Kelime köklerini araştırın.

Gramerini inceleyin.

Bağlamını araştırın.

Ayetleri birbirleriyle karşılaştırın.

Ama bütün bunları yaparken bir şeyi unutmayın:

Arapça, Kur’an’ın dilidir; Allah’a kulluğun ölçüsü değildir.

Bir insanın Arapça bilmesi onu otomatik olarak hakikatin sahibi yapmaz.

Kur’an’ı anlamanın önündeki en büyük engel bazen dil değil, kalıplaşmış kabuller ve teslim olunmuş otoritelerdir.

Ve Kur’an’ın çağrısı hâlâ açık:

“Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?”
Muhammed 47:24

Öyleyse insanlara sürekli:

“Sen Kur’an’ı anlayamazsın.”

demek yerine şu soruyu sormalıyız:

“Kur’an ne diyor?”

Çünkü din adamının sözü din değildir. Mezhebin sözü din değildir. Geleneğin sözü din değildir.

Din Allah’ındır.

Ve Allah’ın kitabı, insanların arasına örülmüş otorite duvarlarının arkasında değil; okunsun, düşünülsün ve yaşansın diye indirilmiştir.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣