Rabbi içten sabah akşam an
ZİKİR: KUR’AN’I DİNLEMEK, RABBİ ANMAK VE GAFLETTEN SAKINMAK
A‘râf Suresi’nin son ayetleri, insanın Allah’ın ayetleri karşısındaki tutumundan Allah’ı anmasına ve kulluğuna uzanan dikkat çekici bir bölüm oluşturur. Ancak bu ayetleri doğru anlamak için her birinin kendi bağlamını korumak gerekir.
KUR’AN OKUNDUĞUNDA DİNLEMEK VE SUSMAK
A‘râf Suresi 204. ayet şöyle der:
“Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.”
Burada doğrudan konu, Kur’an’ın okunması karşısında insanın tavrıdır.
Allah, Kur’an okunurken dinlemeyi ve susmayı emretmektedir. Ayetin sonunda bunun sonucuna da dikkat çekilir:
“Ki size merhamet edilsin.”
Dolayısıyla bu ayeti öncelikle kendi bağlamında anlamak gerekir. Ayet, Allah’ın kelamı okunurken insanın dikkatini vermesini, dinlemesini ve gereksiz konuşmadan uzak durmasını öğütlemektedir.
ARDINDAN RABBİ ANMA EMRİ GELİYOR
- ayette ise konu farklı bir boyuta taşınır:
“Rabbini kendi içinde, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle, sabah akşam an ve gafillerden olma.”
Burada artık Kur’an’ın okunması sırasında dinleme emrinden, Allah’ı anma ve gafletten sakınma konusuna geçilmektedir.
Ayetin dikkat çekici ifadelerinden biri:
“fî nefsike” — kendi içinde, iç dünyanda.
Ardından:
“tedarru‘an ve hîfeten” — yalvararak ve korkarak.
Ve:
“ve dûnel-cehri minel-kavl” — sözü yüksek sesle söylemeden, yüksek olmayan bir sesle.
Ayet, Allah’ı anmanın içten, alçakgönüllü ve ölçülü bir biçimini öne çıkarmaktadır.
Burada önemli olan nokta şudur:
Ayet, “Allah’ı yalnızca gizlice anın” şeklinde mutlak bir yasak koymamaktadır. Çünkü Kur’an’ın başka ayetlerinde Allah’ı anmanın farklı durumlarından da söz edilir.
A‘râf 205’in özellikle vurguladığı şey, cehrin yani yüksek sesle bağırıp çağırmanın karşısında daha içten ve ölçülü bir yöneliştir.
Bu nedenle ayeti sadece “sessiz zikir emri” şeklinde daraltmak da, ayetin içindeki “kendi içinde”, “yalvararak”, “korkarak” ve “yüksek olmayan sesle” ifadelerini gözden kaçırmak olur.
ASIL KARŞITLIK: ZİKİR VE GAFLET
Ayetin sonunda çok önemli bir ifade vardır:
“Ve gafillerden olma.”
Burada zikir ile gaflet karşı karşıya getirilmektedir.
Zikir, Allah’ı hatırlamak ve O’nu gündemde tutmaktır. Gaflet ise Allah’tan ve O’nun mesajından uzaklaşan bir bilinç hâlidir.
Bu nedenle A‘râf 205’i yalnızca ses düzeyi üzerinden okumak eksik kalır.
Ayetin asıl vurgularından biri, insanın Rabbine karşı uyanık, duyarlı ve bilinçli olmasıdır.
Sesin yüksekliği meselenin bir parçasıdır; fakat ayetin sonunda özellikle gaflet kavramının bulunması, meselenin yalnızca ses olmadığını gösterir.
“SABAH AKŞAM” İFADESİ
Ayet ayrıca:
“bil-guduvvi vel-âsâl” — sabah ve akşam
ifadesini kullanır.
Bu ifade, Allah’ı anmanın insan hayatında süreklilik taşıyan bir bilinç olması gerektiğini gösterir.
Zikir, belirli bir anda yapılan ve sonra tamamen terk edilen bir uygulamaya indirgenmemektedir. İnsan günün farklı zamanlarında Rabbini hatırlamalı ve gaflete düşmemelidir.
Burada da ayetin söylediğini aşmamak gerekir: Ayet, sabah ve akşam Allah’ı anmayı emretmektedir; bunun dışında başka zamanlarda zikri yasaklamamaktadır.
206. AYET: KULLUK VE SECDE
Sonraki ayette ise şöyle buyurulur:
Bu ayet, Allah’a kulluk konusunda kibirlenmemeyi, O’nu tesbih etmeyi ve yalnız O’na secde etmeyi vurgular.
Dolayısıyla 204–206 arasında ortak bir tema bulunmaktadır:
Kur’an karşısında dinlemek ve susmak, Rabbimizi anmak, gafletten uzak durmak ve Allah’a kulluk etmek.
Fakat bunu, “204. ayet 205. ayetin doğrudan açıklamasıdır, 205. ayet de 206. ayetin sonucudur” şeklinde mekanik bir zincire çevirmemek gerekir.
Her ayetin kendi mesajı vardır.
ZİKİR SADECE DİLDEKİ TEKRAR MIDIR?
A‘râf 205, Allah’ı anmanın “fî nefsike”, yani insanın kendi iç dünyasıyla bağlantılı olduğunu açıkça ortaya koyar.
Bu nedenle zikir kavramını yalnızca belirli kelimelerin tekrarına indirgemek doğru değildir.
Kur’an’da Allah’ı anmak; O’nu hatırlamak, O’na yönelmek, O’nu unutmamak ve O’nun karşısındaki sorumluluğun bilincinde olmakla ilişkilidir.
Nitekim Kur’an şöyle buyurur:
Burada zikir ile şükür de birlikte zikredilmektedir.
Başka bir ayette:
denilmektedir.
Bu ayetler, zikrin insanın yalnızca diliyle gerçekleştirdiği belirli bir tekrar olmadığını; insanın hayatını ve bilincini kuşatan bir yöneliş olduğunu göstermektedir.
SONUÇ
A‘râf Suresi’nin 204–206. ayetlerini birlikte okuduğumuzda karşımıza dengeli bir tablo çıkar:
Kur’an okunduğunda dinle ve sus.
Rabbini kendi içinde, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle an.
Sabah akşam Rabbini hatırla.
Gafillerden olma.
Allah’a kulluk etmekten büyüklük taslama.
O’nu tesbih et ve yalnız O’na secde et.
Buradaki ortak merkez Allah’a karşı bilinçli olmaktır.
A‘râf 205 bize özellikle şunu hatırlatır:
Allah’ı anmak, gösterişli bir ses yarışına dönüştürülecek bir şey değildir. Rabbimiz insanın iç dünyasını, yalvarışını, sakınmasını ve gafletten uzak durmasını öne çıkarmaktadır.
Fakat ayetin mesajını “Allah yalnızca gizlice zikredilmelidir” şeklinde sınırlandırmak da Kur’an’ın bütünlüğüyle bağdaşmaz.
Mesele yalnızca sesin yüksek veya alçak olması değildir.
Asıl mesele:
Rabbimizi hatırlıyor muyuz, yoksa gafillerden mi oluyoruz?
A‘râf 205’in son cümlesi bu yüzden son derece çarpıcıdır:
“Gafillerden olma.”
Zikrin karşısına konulan temel tehlike, yüksek ses değil; gaflettir.

Yorumlar
Yorum Gönder