Gök Gürültüsü ve Meleklerin Tesbihi

 


GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN TESBİHİ

Evrenin Allah’ın emrine verdiği cevap

Kur’an, birbirinden tamamen ayrı sandığımız tabiat, melekler, gök ve yer kavramlarını bazen tek bir ilahî düzen içerisinde buluşturur.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Ra‘d 13:13'tür:

“Gök gürültüsü O’nu hamdiyle tesbih eder; melekler de O’na duydukları ürpertiyle…”

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ

Ayetin dikkat çekici tarafı yalnızca gök gürültüsünün tesbih etmesi değildir.

Gök gürültüsü ile melekler aynı cümlede buluşturulmaktadır.

Bu bağlantıyı Kur’an'ın diğer ayetleriyle takip ettiğimizde çok daha büyük bir tablo ortaya çıkar.

“İSTEYEREK GELDİK”

Fussilet 41:11'de Allah göğe ve yere şöyle seslenir:

“İsteyerek veya istemeyerek gelin.”

Onlar ise:

“İsteyerek geldik.”

diye cevap verir.

Buradaki ifade, Kur’an'ın evren tasavvurunda son derece dikkat çekicidir. Gök ve yer, Allah’ın emri karşısında direnmeyen bir düzen içerisinde tasvir edilir.

Aynı düşünceyi Ra‘d 13:15 tamamlar:

“Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez Allah’a secde eder.”

Böylece Kur’an'ın kullandığı üç kavram yan yana gelir:

“Geldik.”
“Secde eder.”
“Tesbih eder.”

Üçü de varlığın Allah’ın emri karşısındaki konumunu anlatır.

MELEKLER DE AYNI DÜZENİN İÇİNDE

Nahl 16:49-50'de:

“Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler Allah’a secde ederler; büyüklük taslamazlar. Üzerlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine emredileni yaparlar.”

denilir.

Burada melekleri tanımlayan temel özelliklerden biri açıkça ortaya konur:

Emredileni yapmak.

Bu, Ra‘d 13:13'teki gök gürültüsüyle yan yana düşünüldüğünde önem kazanır.

Gök gürültüsü tesbih eder.

Melekler emredileni yapar.

Gök ve yer “isteyerek geldik” der.

Bunların hepsini birleştiren kavram Allah’ın emridir.

TABİAT İLE MELEKLER ARASINDA DUVAR VAR MI?

Burada Kur’an'ın söylemediği bir şeyi söylememek gerekir.

Ayetler:

“Melekler gök gürültüsüdür.”

demiyor.

Dolayısıyla ra‘d ile melekleri özdeşleştirmek doğru olmaz.

Fakat Kur’an'ın yaptığı bağlantıyı da gözden kaçırmamak gerekir.

Gök gürültüsü ile melekler aynı tesbih bağlamında zikrediliyor.

Gök, yer ve melekler Allah’ın emriyle ilişkilendiriliyor.

Bu nedenle Kur’an merkezli bakışta tabiat ile melekleri Allah’ın kozmik düzeninden tamamen kopuk iki alan olarak görmek zorunlu değildir.

Meleklerin nasıl göründüğünden çok, Allah’ın emri karşısındaki konumları öne çıkar.

TESBİHİ ANLAYAMIYORUZ

İsrâ 17:44 bu konudaki en önemli anahtarlardan birini verir:

“Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamdiyle tesbih etmesin; fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız.”

Bu ayet gök gürültüsünü anlamak açısından da önemlidir.

Tesbih mutlaka insanın kullandığı kelimelerle konuşmak değildir.

Varlık, kendi düzeni içerisinde Allah’ın koyduğu ölçüye uygun hareket ederek de tesbih eder.

Bu nedenle Kur’an:

“Gök gürültüsü O’nu tesbih eder.”

dediğinde, fiziksel olayı reddetmez; fakat o olayın Allah’ın yaratma ve emir düzeninden bağımsız olmadığını gösterir.

Dağların tesbihi de böyledir:

“Dağları onunla birlikte tesbih ederken…”
(Sebe 34:10)

Kur’an'ın dünyasında tesbih yalnızca insanın yaptığı bir ibadet değildir; bütün varlığın Allah ile ilişkisinin bir ifadesidir.

GÖLGE BİLE SECDE EDİYOR

Nahl 16:48'de daha da sıra dışı bir anlatım vardır:

“Allah’ın yarattığı şeylerin gölgelerinin sağa ve sola eğilerek Allah’a secde ettiğini görmediler mi?”

Ardından meleklerden söz edilir.

Burada secde, yalnızca insanın yaptığı fiziksel bir hareket olmaktan çıkar.

Varlığın Allah’ın düzenine boyun eğmesi anlam alanına genişler.

Gölgenin hareketi bile bu bağlamda secde olarak anlatılır.

Dolayısıyla:

tesbih, secde ve itaat

Kur’an'da birbirinden kopuk kavramlar değildir.

Hepsi Allah’ın hükmü karşısındaki varlık düzenini farklı yönlerden anlatır.

ASIL FARK: İNSAN

İşte burada mesele meleklerden insana döner.

Gök ve yer:

“İsteyerek geldik.”

Melekler:

“Kendilerine emredileni yaparlar.”

Gök gürültüsü:

“O’nu hamdiyle tesbih eder.”

Dağlar:

“Tesbih eder.”

Gölge:

“Secde eder.”

Peki insan?

İnsan, Allah’ın emrine karşı çıkabilen bir varlıktır.

İblis kıssasında bunun çarpıcı örneğini görürüz. Sorun güç eksikliği değildir. Sorun, emir karşısında alınan tavırdır.

İblis'in sapması, Allah’ın varlığını inkâr etmesinden önce emre karşı büyüklük taslamasıyla ortaya çıkar.

Böylece Kur’an'ın kozmik düzeni insana bir ayna tutar:

Evrenin düzeni itaat üzerine kuruludur; insanın imtihanı ise bu düzene bilinçli olarak katılıp katılmamaktır.

EVRENİN CEVABI

Ra‘d 13:13'te gök gürültüsünün tesbihini,

Fussilet 41:11'de gök ve yerin “isteyerek geldik” cevabını,

Nahl 16:49-50'de meleklerin secdesini ve emredileni yapmasını,

İsrâ 17:44'te bütün varlıkların tesbihini birlikte düşündüğümüzde şaşırtıcı bir bütünlük ortaya çıkar:

Gök cevap veriyor.

Yer cevap veriyor.

Melekler itaat ediyor.

Gök gürültüsü tesbih ediyor.

Dağlar tesbih ediyor.

Gölge secde ediyor.

Ve insan, bütün bunların arasında seçim yapabilen varlık olarak duruyor.

Belki de Kur’an'ın asıl şaşırtıcı mesajı budur:

Evren Allah’ın emrine yabancı değildir.

Bizim “tabiat” dediğimiz düzen, Kur’an'ın dilinde tesbih eden, secde eden ve emre uyan bir bütündür.

Gök ve yerin verdiği cevap ise son derece açıktır:

“İsteyerek geldik.”

Şimdi soru göğe değil, insana yöneliyor:

Bütün bir varlık düzeni Allah’ın emrine uyarken, kendisine seçme imkânı verilen insan hangi cevabı verecek?

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣