KUR’AN’DA “KEŞKE” Pişmanlığın Dili


KUR’AN’DA “KEŞKE”

Pişmanlığın Dili: İnsan Gerçeği Gördüğünde Neden Artık Çok Geç Olur?

Kur’an’da “keşke” sıradan bir pişmanlık ifadesi değildir.

“Keşke”, çoğu zaman insanın tercih imkânının sona erdiği, gerçeğin bütün açıklığıyla ortaya çıktığı ve geçmiş tercihlerinin sonuçlarıyla yüzleştiği anın dilidir.

İnsan dünyadayken seçer.

İnanır veya inkâr eder.

Yönelir veya yüz çevirir.

Allah’ın ayetlerini dikkate alır veya onları küçümser.

Vahyin gösterdiği yolu izler veya insanların ürettiği ölçülere teslim olur.

Fakat ölümle birlikte insanın amel ve tercih alanı kapanır.

İşte Kur’an, bu noktada insanın dilinden yükselen “keşke”leri haber verir.

Bu “keşke”ler aslında geçmişte söylenmiş sözler değildir. Kur’an onları bugünün insanına bir uyarı olarak aktarır:

Yarın söyleyeceğin “keşke”yi bugün söylememek için ne yapıyorsun?


1. “KEŞKE TOPRAK OLSAYDIM!”

Kur’an, hesap günündeki insanın çaresizliğini şöyle bildirir:

“Kâfir olan kimse, ‘Keşke toprak olsaydım!’ der.”
Nebe 78:40

Dünyada insan kendisine çeşitli dayanaklar oluşturabilir.

Malına güvenebilir.

Bilgisine güvenebilir.

Makâmına güvenebilir.

Soyuna, çevresine, toplumuna veya kendisine yol gösterdiğini düşündüğü kişilere güvenebilir.

Fakat hesap günü bütün bu dayanakların insanı kurtarmadığı ortaya çıkar.

İnsan artık gerçeği görür.

Ancak burada Kur’an’ın ortaya koyduğu temel problem şudur:

Gerçeği görmek ile gerçeğe göre yaşamak aynı şey değildir.

Dünyada insanın önünde tercih vardır.

Hesap gününde ise artık tercih değil, sonuçla karşılaşma vardır.

Bu nedenle “keşke” yalnızca pişmanlığın değil, gecikmiş farkındalığın da ifadesidir.


2. “KEŞKE RESÛL İLE BİRLİKTE BİR YOL TUTSAYDIM!”

Furkan sûresinde insanın pişmanlığı çok daha açık biçimde ortaya konur:

“O gün zalim, ellerini ısırarak: ‘Keşke Resûl ile birlikte bir yol tutsaydım!’ der.”
Furkan 25:27

Ardından başka bir pişmanlık gelir:

“Yazıklar olsun bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim.”
Furkan 25:28

Ve hemen sonrasında:

“Andolsun, beni bana gelen Zikir’den o saptırdı.”
Furkan 25:29

Burada insanın önemli bir özelliği ortaya çıkar:

Yanlış tercihin sonucuyla karşılaşan insan, sorumluluğunu başka birine aktarmaya çalışabilir.

“Onun sözünü dinledim.”

“Onun peşinden gittim.”

“Beni o etkiledi.”

“Beni o saptırdı.”

Fakat bütün bunların altında insanın kendi tercihi vardır.

Çünkü insan yalnızca başkalarının etkisine açık bir varlık değildir; aynı zamanda seçen ve sorumlu olan bir varlıktır.

Bu nedenle Kur’an’daki “keşke”, başkasını suçlamanın değil, kendi tercihinin sonucunu fark etmenin dilidir.


3. “KEŞKE FALANCAYI DOST EDİNMESEYDİM!”

Furkan 28’de geçen dostluk meselesini yalnızca günlük arkadaşlık ilişkileriyle sınırlandırmak eksik bir okuma olabilir.

İnsan, yakınlık kurduğu kişilerin düşüncelerinden, değerlerinden ve tercihlerinden etkilenir.

Ancak ayetin asıl dikkat çektiği nokta yalnızca “yanlış arkadaş” değildir.

Daha temel soru şudur:

Hayatımın yönünü kimin sözü belirledi?

İnsan bir kişiyi, bir topluluğu, bir geleneği veya bir otoriteyi sorgulamadan takip ettiğinde, kendi iradesini başkasının yönlendirmesine bırakabilir.

Kur’an ise insanı sürekli olarak düşünmeye, delile ve vahye yönelmeye çağırır.

Bu nedenle mesele yalnızca:

“Kiminle arkadaşlık yaptım?”

değildir.

Daha derin soru şudur:

“Kimin sözünü hayatımın ölçüsü hâline getirdim?”

Çünkü insanın hayatını belirleyen şey, yalnızca yanında bulunan insanlar değil, ölçü olarak kabul ettiği sözlerdir.


4. “KEŞKE ÖNDERLERİMİZE VE BÜYÜKLERİMİZE İTAAT ETMESEYDİK!”

Ahzâb sûresinde insanların hesap günündeki pişmanlığı şöyle aktarılır:

“Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi yoldan saptırdılar.”
Ahzâb 33:67

Ardından şöyle derler:

“Rabbimiz! Onlara azabı iki kat ver ve onları büyük bir lanetle lanetle.”
Ahzâb 33:68

Burada dikkat çekici olan şey, insanın kendi tercihini bir başkasının otoritesiyle açıklamasıdır:

“Biz onlara itaat ettik.”

Ancak bu itaat, sonucu ortadan kaldırmaz.

Çünkü Kur’an insanı düşünmeyen ve sorgulamayan bir varlık olarak kabul etmez.

Ataların yolu, toplumun alışkanlıkları veya büyük kabul edilen insanların sözleri, hakikatin ölçüsü değildir.

Kur’an’ın temel sorusu şudur:

Söylenen söz Allah’ın indirdiğiyle örtüşüyor mu?

Dolayısıyla “biz sadece onları takip ettik” sözü, insanı sorumluluktan kurtaran bir mazeret değildir.


5. “KEŞKE GERİ DÖNDÜRÜLSEYDİK!”

En dikkat çekici “keşke”lerden biri En‘âm sûresinde yer alır:

“Keşke geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak.”
En‘âm 6:27

Fakat hemen ardından çok önemli bir açıklama gelir:

“Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler kendilerine göründü.”
En‘âm 6:28

Burada insanın gerçeği görmesiyle tercih imkânının sona ermesi arasındaki fark belirginleşir.

Dünyada insan gerçeği gördüğü hâlde onu reddedebilir.

Bahane üretebilir.

Erteleyebilir.

Küçümseyebilir.

Başkasını takip edebilir.

Fakat hesap günü gerçek artık gizlenemez hâle geldiğinde, inanmanın ve yönelmenin sınav niteliği ortadan kalkmıştır.

Bu yüzden “keşke geri döndürülseydik” sözünün altında aslında şu gerçek vardır:

İnsan gerçeği sonunda görmüştür; fakat gerçeğe göre tercih yapma fırsatını kaybetmiştir.


6. “RABBİM, BENİ GERİ DÖNDÜR!”

Mü’minûn sûresi ölüm anındaki insanın pişmanlığını şöyle aktarır:

“Rabbim! Beni geri döndür.”
Mü’minûn 23:99

Gerekçesi de şöyledir:

“Belki terk ettiğim şeyde salih amel işlerim.”
Mü’minûn 23:100

Fakat cevap nettir:

“Hayır! Bu, onun söylediği bir sözdür.”
Mü’minûn 23:100

Buradaki ifade son derece çarpıcıdır.

İnsan artık neyi yanlış yaptığını fark etmektedir.

Salih amelin değerini anlamaktadır.

Fakat amel alanı kapanmıştır.

Kur’an’ın burada verdiği mesaj açıktır:

Amelin değeri, yalnızca onun doğru olmasıyla değil, doğru zamanda yapılmasıyla da ilgilidir.

Hayattayken yapılmayan iyiliğin ölümden sonra telafisi mümkün değildir.

Bu nedenle Kur’an’ın “keşke”leri insanı geçmişe değil, bugünkü tercihlerine yönlendirir.


7. EN SARSICI “KEŞKE”: “KEŞKE HAYATIM İÇİN BİR ŞEY ÖNDENDEN GÖNDERSEYDİM!”

Fecr sûresi, insanın pişmanlığını tek bir cümlede özetler:

“Keşke hayatım için önceden bir şey gönderseydim!”
Fecr 89:24

Bu ayet, “gelecek” kavramına Kur’an’ın bakışını anlamak açısından son derece önemlidir.

İnsan dünyada geleceğini düşünür.

Para biriktirir.

Ev edinir.

Çocuklarının geleceğini planlar.

Emekliliğini düşünür.

Geleceğe yatırım yapar.

Fakat Kur’an başka bir geleceği ön plana çıkarır:

İnsanın önceden gönderdiği amellerle karşılaşacağı gelecek.

Buradaki “önceden göndermek” ifadesi insanın dünyadaki eylemlerinin gelecekte karşısına çıkacak sonuçlara dönüşmesini düşündürür.

Dolayısıyla asıl soru:

“Ne biriktirdim?”

değil;

“Geleceğim için ne gönderdim?”

sorusudur.


8. “KEŞKE KİTABIN PEŞİNDEN GİTSEYDİM”

Kur’an’daki bütün bu “keşke”leri bir arada düşündüğümüzde ortak bir tema ortaya çıkar:

İnsan hesap gününde yanlış tercihlerinin farkına varacaktır.

Kimi zaman yanlış kişiye bağlandığını söyleyecektir.

Kimi zaman önderlerini suçlayacaktır.

Kimi zaman geri dönmek isteyecektir.

Kimi zaman hayatı için hiçbir şey göndermediğini fark edecektir.

Fakat bütün bu pişmanlıkların merkezinde tek bir soru vardır:

İnsan dünyadayken ölçüsünü neye göre belirledi?

Bir insanın sözüne mi?

Bir geleneğe mi?

Ataların uygulamasına mı?

Toplumun kabullerine mi?

Bir otoritenin yorumuna mı?

Yoksa Allah’ın indirdiğine mi?

Kur’an’ın uyarısı tam burada önem kazanır:

Gerçeğin ölçüsünü insanlara bırakma.

Çünkü insanları ölçü hâline getiren kişi, sonunda onların yanlışlarının sonuçlarıyla da yüzleşebilir.


9. “KEŞKE ALLAH’IN AYETLERİYLE ALAY ETMESEYDİM!”

Kur’an, Allah’ın ayetlerini küçümseyenlerin durumunu da bildirir:

“Allah’ın ayetleri size okunuyordu da siz onları inkâr ediyor ve büyüklük taslıyordunuz.”
Câsiye 45:31

İnsan dünyadayken hakikati küçümseyebilir.

Bir ayeti duyduğunda:

“Bununla mı din olacak?”

diyebilir.

Bir uyarıyla karşılaştığında:

“Ben yıllardır böyle biliyorum.”

diyebilir.

Ancak bir şeyin uzun zamandır biliniyor olması, onun doğru olduğunun delili değildir.

Bir düşüncenin çok kişi tarafından kabul edilmesi de onu hakikat yapmaz.

Kur’an açısından belirleyici olan, insanların ne kadar zamandır neye inandığı değil, Allah’ın ne indirdiğidir.

Bu nedenle vahiy karşısında insanın sorumluluğu, alışkanlığını savunmak değil, hakikati araştırmaktır.


10. KUR’AN’DA “KEŞKE”NİN ORTAK NOKTASI

Kur’an’da farklı bağlamlarda geçen “keşke” ifadeleri dikkatle birlikte düşünüldüğünde ortak bir yapı görülür:

Önce tercih vardır.

Sonra sonuç gelir.

Sonra gerçek görünür.

Sonra pişmanlık ortaya çıkar.

Fakat bazı durumlarda artık geri dönüş yoktur.

Bu nedenle “keşke”, yalnızca geçmişte yapılan bir hataya duyulan üzüntü değildir.

“Keşke” aynı zamanda:

“Artık yapabileceğim bir şey kalmadı.”

anlamını taşıyan bir çaresizlik hâlidir.

Dünyada insanın en büyük imkânı, henüz sonuç ortaya çıkmadan tercih yapabilmesidir.

Çünkü insan bugün yanlışından dönebilir.

Bugün sorgulayabilir.

Bugün vazgeçebilir.

Bugün yönünü değiştirebilir.

Bugün Allah’ın ayetlerine kulak verebilir.

Fakat ölümden sonra bu alan kapanır.


11. KUR’AN’IN “KEŞKE”LERİ GEÇMİŞİ DEĞİL, BUGÜNÜ ANLATIR

Kur’an’ın burada yaptığı şey yalnızca gelecekte insanların söyleyeceği sözleri haber vermek değildir.

Asıl amaç, bugünkü insanın gelecekteki pişmanlığını önlemektir.

“Keşke toprak olsaydım.”

“Keşke geri döndürülseydim.”

“Keşke falancayı dost edinmeseydim.”

“Keşke önderlerimize itaat etmeseydik.”

“Keşke hayatım için önceden bir şey gönderseydim.”

Bu cümlelerin tamamı bugünün insanına dönük bir uyarıya dönüşür:

Bugün hâlâ seçebiliyorsun.

İşte Kur’an’ın “keşke”leri ile insanın bugünkü hayatı arasındaki en önemli bağlantı budur.

Kur’an, insanın gelecekteki pişmanlığını bugünden göstermektedir.

Amaç insanı korkutmak değil, tercih alanı henüz açıkken uyandırmaktır.


SONUÇ: “KEŞKE” DEMEDEN ÖNCE

Bir gün insan gerçeği bütün açıklığıyla görebilir.

O gün:

“Keşke...”

diyebilir.

Keşke dinleseydim.

Keşke sorgulasaydım.

Keşke yanlış kişiyi takip etmeseydim.

Keşke Allah’ın ayetlerini küçümsemeseydim.

Keşke hayatım için bir şey gönderseydim.

Keşke geri döndürülseydim.

Fakat o gün “keşke”nin hiçbir şeyi değiştirmediği gün olabilir.

Bu yüzden Kur’an’ın asıl sorusu:

“Hesap gününde ne diyeceksin?”

değildir.

Asıl soru şudur:

“Hesap gününde ‘keşke’ dememek için bugün ne yapıyorsun?”

Çünkü insanın en büyük fırsatı, henüz “keşke” demediği zamandır.

Bugün duyuyorsun.

Bugün düşünüyorsun.

Bugün sorgulayabiliyorsun.

Bugün yönünü değiştirebiliyorsun.

Bugün Allah’ın Kitabı önünde duruyor.

Bugün tercih yapabiliyorsun.

Yarın ise tercih değil, sonuç vardır.

Bu nedenle Kur’an’daki “keşke”lerin bize verdiği en güçlü mesaj şudur:

“Keşke” geleceğin pişmanlık kelimesidir; fakat o pişmanlığı önleyecek karar bugünde verilir.

İnsan gerçeği gördüğünde neden bazen çok geç olur?

Çünkü görmek için değil, görmekten önce seçmek için yaratılmıştır.

Gerçeği gördüğünde artık seçim zamanı sona ermişse, geriye yalnızca sonuçla yüzleşmek kalır.

Kur’an bugün konuşuyor.
Sen bugün duyuyorsun.
Sen bugün seçiyorsun.
Yarın ise yalnızca seçtiklerinle karşılaşacaksın.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣