İBLİS, SECDE VE İNSANIN SORUMLULUĞU
ZAMANSIZ BİR İMTİHAN: ŞEYTAN, SECDE VE İNSANIN SORUMLULUĞU
Kur’an’da İblîs, Karîn, İnsan ve İç Dünyamız
İnsanlık tarihinin en çok tartışılan kavramlarından biri şeytandır. Şeytan, insanın dışında bağımsız bir varlık mıdır; yoksa Kur’an’ın İblîs, şeytan ve karîn anlatımları insanın iç dünyasında çalışan bazı yapıların nasıl işlediğini de mi göstermektedir?
Bu soruya cevap ararken Kur’an’ın anlatım biçimine dikkat etmek gerekir. Çünkü Kur’an yalnızca insanları değil; göğü, yeri, elleri, ayakları ve derileri de konuşturur. Fussilet 21. ayet’de derilerin, “Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu.” demesi bunun açık örneklerinden biridir.
Buradan hareketle, bir yapının niteliğinin onu konuşturarak anlatılabildiğini görüyoruz. İblîs’in konuşmalarını da yalnızca bir varlığın sözleri olarak değil, onun temsil ettiği işleyiş biçimini gösteren anlatımlar olarak okumak mümkündür.
Yoksa haşa, Allah'ın insanlara kötülüğü telkin edecek bir bağımsız varlık yaratması düşünülemez. Başımıza gelen kötülükler kendi ellerimiz, iyilikler ise Allahtan'dır.
ÂDEM’E SECDE: ASIL İMTİHAN NEDİR?
Allah meleklere Âdem’e secde etmelerini emretti. İblîs ise secde etmedi:
“Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın.”A‘râf 7:12
Burada İblîs’in temel özelliği ortaya çıkar:
Karşılaştırma, üstünlük, benlik ve kendi ölçüsünü Allah’ın emrinin üzerine koyma.
Allah’ın emri nettir. İblîs ise emri kendi değerlendirmesinden geçirir ve sonunda:
“Ben ondan daha hayırlıyım.”
der.
Dolayısıyla problem yalnızca secde etmemek değildir. Asıl problem, kendi ölçüsünü ilahî ölçünün üzerine çıkarmaktır.
İNSAN SADECE BEDENDEN İBARET DEĞİLDİR
Kur’an insanı yalnızca görünen bedeninden ibaret olarak ele almaz. İnsanın canlılığı, nefsi, ruhsal yönü, düşünmesi, istemesi, arzulaması, korkması, sevmesi ve öfkelenmesi de insanın yapısının parçalarıdır.
İnsan;
bedeniyle yaşar,
nefsiyle ister,
düşünür ve değerlendirir,
iradesiyle tercih eder,
ruhsal yönüyle hakikate yönelme imkânı taşır.
Buradaki can, nefs ve ruh ifadelerini birbirinden tamamen bağımsız maddi varlıklar gibi düşünmekten ziyade, insanın farklı yönlerini anlatan kavramlar olarak değerlendirmek daha isabetlidir.
İnsana verilen özelliklerin hiçbiri tek başına kötülük değildir. Arzu hayatı sürdürür, korku korur, öfke haksızlığa tepki oluşturabilir, sevgi bağ kurar, karşılaştırma değerlendirmeye yardımcı olur.
Fakat aynı özellikler Allah’ın ölçüsünden koparıldığında başka bir yönde çalışabilir.
Karşılaştırma:
“Hangisi doğru?”
sorusundan çıkıp:
“Hangimiz üstün?”
sorusuna dönüşebilir.
İşte İblîsî mekanizma burada ortaya çıkar.
İBLÎSÎ MEKANİZMA
İblîs’i insanın iç dünyasındaki işleyiş açısından düşündüğümüzde mesele, insanda kötü bir özellik bulunması değildir.
Mesele, verilen bir özelliğin kendi sınırını aşarak kendi ölçüsünü üretmesidir.
Karşılaştırma üstünlüğe,
üstünlük kibire,
kibir itaatsizliğe,
öfke düşmanlığa,
düşmanlık kine dönüşebilir.
İblîs’in:
“Ben ondan daha hayırlıyım.”
sözü bu mekanizmanın en açık ifadesidir.
İnsan hayatında bunun karşılığı:
“Ben daha bilgiliyim.”
“Ben daha değerliyim.”
“Benim düşüncem daha doğrudur.”
“Benim grubum hakikatin sahibidir.”
şeklinde ortaya çıkabilir.
Sorun düşünmek değildir. Sorun, kendi düşüncesini nihai ölçü hâline getirmektir.
KARÎN: EŞLİK EDEN YAPI
Kur’an’da karîn kavramı da dikkat çekicidir:
“Kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, ona bir şeytanı karîn kılarız.”Zuhruf 43:36
Karîn, eşlik eden ve yoldaşlık eden anlam alanına sahiptir.
Kaf suresinde de karînle ilgili anlatımda insanın zorlanmadığı, aksine karşısındaki yapının onunla birlikte bulunduğu görülür.
Burada önemli olan nokta şudur:
Karîn eşlik edebilir; fakat insanın iradesini ortadan kaldırmaz.
Şeytan çağırabilir.
Karîn telkin edebilir.
Arzu harekete geçebilir.
Nefs yönelebilir.
Fakat insan tercih eder.
Kur’an’ın ifadesiyle şeytan kıyamet günü şöyle der:
“Benim sizin üzerinizde bir gücüm yoktu. Ben sizi çağırdım, siz de bana uydunuz.”İbrâhîm 14:22
Dolayısıyla:
Çağrı başka, tercih başkadır.
ŞEYTANLIK BİR İŞLEV DE OLABİLİR
Kur’an şeytanı yalnızca tek biçimde anlatmaz:
“Böylece her nebi için insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık; bunlar birbirlerine aldatıcı sözleri süslü göstererek telkinde bulunurlar.”En‘âm 6:112
Bu ifade, şeytanlığın aynı zamanda bir işlev ve nitelik olarak ortaya çıkabileceğini gösterir.
Bir insan başka bir insanı saptırabilir.
Bir düşünce insanı sürükleyebilir.
Bir arzu insanı yönlendirebilir.
Bir yapı şeytanî bir işlev görebilir.
Bu nedenle soru yalnızca:
“Şeytan nerede?”
değildir.
Daha önemli soru şudur:
“İnsanın içinde hangi yapı şeytanî biçimde çalışıyor?”
ÂDEM VE İBLÎS: İKİ FARKLI TEPKİ
Âdem ile İblîs arasındaki temel fark yalnızca hata yapmak değildir.
İblîs:
“Ben daha hayırlıyım.”
diyerek kendi tavrını savunur.
Âdem ise hatasının ardından Allah’a yönelir:
“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik...”A‘râf 7:23
Birinde benlik savunulur, diğerinde benlik düzeltilir.
İmtihanın önemli noktalarından biri budur:
İnsan kendi ölçüsünü hakikatin üzerine mi koyacak, yoksa hakikat karşısında kendisini mi düzeltecek?
CENNETTE KİNİN ÇEKİLİP ALINMASI
Kur’an insanın iç dünyasının değişebileceğini cennet anlatımında da gösterir:
“Göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkardık.”Hicr 15:47
A‘râf 7:43’te de cennet ehlinin göğüslerindeki kinden arındırılmasından söz edilir.
Bu çok dikkat çekici bir ifadedir.
Kur’an yalnızca “cennette insanlar kinlenmez” demiyor; göğüslerde bulunan kinlerin çekilip çıkarıldığını söylüyor.
Demek ki insanın bugün taşıdığı kin, nefret, haset, öfke ve üstünlük tutkusu onun değişmez özü değildir.
İnsan dönüşebilir.
Arınabilir.
İç dünyasındaki yanlış yönelişlerden kurtulabilir.
Bu açıdan İblîs’in:
“Ben daha hayırlıyım.”
sözü ile cennette:
“Göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkardık.”
ifadesi arasında anlamlı bir bağ kurulabilir.
Üstünlük duygusu başkasını küçümsemeye; küçümseme öfkeye; öfke düşmanlığa; düşmanlık kine dönüşebilir.
Cennette ise bu iç yük ortadan kaldırılır.
Böylece kurtuluş yalnızca dışarıdaki bir mekâna ulaşmak değil, insanın iç düzeninin de dönüşmesi anlamına gelir.
SECDE VE BENLİĞİN GERİ ÇEKİLMESİ
Âdem’e secde emrinin özü, Âdem’i ilahlaştırmak değildir. Emrin kaynağı Allah’tır.
Dolayısıyla sınav:
“Âdem kimdir?”
sorusundan çok:
“Allah’ın emri karşısında kendi ölçünü geri çekebilecek misin?”
sorusudur.
İblîs bunu yapmaz.
Kendi kıyasını Allah’ın emrinin önüne koyar.
İnsan için de aynı tehlike vardır. Kendi arzusunu, çıkarını, grubunu, bilgisini veya üstünlük duygusunu Allah’ın ölçüsünün önüne koyduğunda İblîsî mekanizma yeniden çalışmaya başlar.
SONUÇ: İNSANIN SEÇİMİ
Kur’an’ın İblîs anlatımını yalnızca basit bir dış varlık hikâyesine indirgemek, anlatımın iç dünyaya ilişkin boyutunu gözden kaçırabilir.
Kur’an’ın göğü, yeri, elleri, ayakları ve derileri konuşturması; bir yapının özelliğinin konuşturularak görünür hâle getirilebildiğini gösterir.
İblîs’in:
“Ben ondan daha hayırlıyım.”
sözü de onun çalışma mantığını ortaya koyar:
Kıyas → üstünlük → benlik → itaatsizlik.
Karîn ise eşlik eden ve telkinde bulunan yapı olarak karşımıza çıkar.
Şeytan çağırır.
Karîn eşlik eder.
Arzu harekete geçer.
Nefs yönelir.
Fakat insan seçer.
İnsana verilen meleke ve yetenekler insanı zorunlu olarak kötülüğe götürmez. Bunlar insanın imkânlarıdır. Asıl mesele, bu imkânların hangi ölçüye göre çalıştırıldığıdır.
İblîs kendi ölçüsünü Allah’ın emrinin önüne koydu.
İnsan ise:
“Rabbimiz, biz kendimize zulmettik.”
diyerek kendisini düzeltebilir.
Ve Kur’an bize insanın bu dönüşümünün son noktasını da gösterir:
“Göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkardık.”
Demek ki insanın imtihanı yalnızca dışarıdaki bir tehlikeyle değildir. İnsan, kendi içinde bulunan arzu, öfke, üstünlük, kin ve diğer yönelişlerle de imtihan edilir.
Asıl mesele şudur:
İnsan kendisine verilen melekelere mi teslim olacak, yoksa o melekelere yön veren Allah’ın ölçüsüne mi teslim olacak?
İblîs:
“Ben daha hayırlıyım.”
der.
İnsan ise:
“Rabbimiz, biz kendimize zulmettik.”
diyebilir.
İşte Âdem kıssasının zamansız imtihanı budur.

Yorumlar
Yorum Gönder