NEBÎLERİN SÜNNETİ Mİ, ALLAH’IN SÜNNETİ Mİ?
ONCA NEBÎ GELDİ: KUR’AN’DA NEBÎLERİN SÜNNETİ Mİ, ALLAH’IN SÜNNETİ Mİ?
Kur’an’da “sünnet” kelimesini duyduğumuzda zihnimizde hemen “Nebî’nin sözleri, davranışları ve uygulamaları” şeklindeki geleneksel tanım beliriyor. Fakat asıl soru şudur:
Kur’an “sünnet” dediğinde gerçekten Nebîlerin kişisel uygulamalarını mı kastediyor, yoksa Allah’ın toplumlar ve nebiler hakkında işlettiği ilahî yasaları mı?
Bu sorunun cevabı Kur’an’ın kendi kullanımında aranmalıdır.
Kur’an, “sünnet” kavramını açık biçimde Allah’a nispet eder:
“Allah’ın, önceden gelip geçmişler hakkındaki sünnetidir. Allah’ın sünnetinde hiçbir değişiklik bulamazsın.”Ahzâb 33:62
Bir başka ayette:
“Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin sünneti budur. Bizim sünnetimizde hiçbir değişiklik bulamazsın.”İsrâ 17:77
Dikkat edelim: Ayette “resullerin sünneti” denilerek onların kişisel sözleri veya alışkanlıkları aktarılmıyor. “Bizim sünnetimiz” deniliyor.
Yani sünnetin sahibi Allah’tır.
ONCA NEBÎ GELDİ; HANGİSİNİN SÜNNETİ?
Kur’an bize çok sayıda nebi ve resulden söz eder.
Nûh, İbrahim, Musa, İsa, Davud, Süleyman, Yusuf ve daha niceleri...
Her birinin yaşadığı dönem farklıydı. Kavimleri farklıydı. Karşılaştıkları sorunlar farklıydı. Kendilerine verilen bazı hükümler de farklı olabiliyordu.
Kur’an şöyle bildirir:
“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik.”Mâide 5:48
Öyleyse bugün “Nebî’nin sünneti” diyerek bütün zamanlar ve bütün toplumlar için tek biçimli bir hayat modeli ortaya koyduğumuzda şu soru kaçınılmazdır:
Hangi Nebînin sünneti?
Nûh’un mu?
İbrahim’in mi?
Musa’nın mı?
İsa’nın mı?
Yoksa yalnızca Muhammed’in mi?
Eğer “sünnet” nebilerin vahiy dışı kişisel uygulamalarını ifade eden bağlayıcı bir din kaynağıysa, Kur’an’ın anlattığı bütün nebiler açısından bunun açıkça ortaya konması gerekirdi.
Fakat Kur’an’ın vurgusu farklıdır.
NEBİLERİN ORTAK OLANI NEDİR?
Nebilerin ortak özelliği, kendi adlarına bir din icat etmeleri değil, Allah’tan gelen vahye tabi olmalarıdır.
Kur’an şöyle der:
“İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların hidayetine uy.”En‘âm 6:90
Burada uyulması istenen şey onların kişisel alışkanlıkları değil, Allah’ın hidayetidir.
Çünkü nebiler de Allah’ın kullarıdır.
Onlar dinin sahibi değil, vahyin taşıyıcılarıdır.
Kur’an’ın bütün nebiler hakkında ortaya koyduğu temel çizgi budur:
“Allah’ın resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.”Bakara 2:285
Ve:
“Allah katında din İslâm’dır.”Âl-i İmrân 3:19
Nebilerin temel çağrısı birdir: Allah’a kulluk etmek, şirki terk etmek ve O’nun vahyine uymak.
“ALLAH’IN SÜNNETİ” NEDEN ÖNEMLİ?
Kur’an’daki kullanım son derece dikkat çekicidir.
“Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın.”Fetih 48:23
“Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.”Fetih 48:23
Bu kullanım bize sünnetin temel anlam alanını gösterir:
Allah’ın değişmeyen yasası, işleyişi ve toplumlar hakkındaki uygulaması.
Allah’ın sünneti; inkârın, zulmün, bozgunculuğun sonuç doğurması; hak ile batılın karşılaşması; Allah’ın elçilerine ve hakikate karşı direnen toplumların akıbeti gibi ilahî düzenlemeleri kapsar.
Bu yüzden Kur’an:
“Senden önce de nice sünnetler gelip geçti. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.”Âl-i İmrân 3:137
der.
Buradaki sünnetler, insanların ezberlemesi gereken birtakım Nebî alışkanlıkları değildir.
Tarih boyunca işleyen ilahî yasalardır.
NEBÎNİN GÖREVİ NEDİR?
Kur’an, Nebînin görevini vahyi insanlara ulaştırmak ve onunla hükmetmek bağlamında açıklar.
“Sana da Kitab’ı, kendisinden önceki kitabı doğrulayıcı ve onu gözetleyici olarak hak ile indirdik. O hâlde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet.”Mâide 5:48
Nebî, Allah’ın indirdiğiyle hükmeder.
Çünkü hüküm Allah’ındır:
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”Yusuf 12:40
Dolayısıyla dinin kaynağı Nebînin şahsı değil, Allah’ın vahyidir.
SONUÇ: SÜNNETİ KİME AİT EDİYORUZ?
Kur’an’ın kendi terminolojisine baktığımızda çok açık bir tablo ortaya çıkar:
Sünnetin sahibi Allah’tır.
Nebiler ise Allah’ın sünnetine tabi olan, Allah’ın vahyini tebliğ eden elçilerdir.
Bu nedenle Kur’an merkezli düşüncede şu ayrımı yapmak zorundayız:
Allah’ın sünneti vardır.
Nebilerin ise Allah’tan aldıkları vahye uymaları vardır.
Bir Nebînin tarihsel olarak yaptığı her davranışı “dinin değişmez sünneti” hâline getirmek başka bir şeydir; Allah’ın Nebîler aracılığıyla bildirdiği vahye uymak başka bir şey.
Üstelik Kur’an bize yalnızca bir Nebîden değil, onca Nebîden söz ediyor.
Öyleyse soru hâlâ önümüzde duruyor:
Onca Nebî geldi. Eğer dinin kaynağı Nebîlerin kişisel sünnetleri ise, hangi Nebînin sünnetini esas alacağız?
Kur’an’ın cevabı ise kişilere değil, kaynağa yöneltir:
“Allah’ın indirdiğine uyun.”Bakara 2:170
Dinin ölçüsü Nebîlerin kişisel hayatlarını sonradan dinleştirmek değil;
Allah’ın indirdiği vahye teslim olmaktır.
Çünkü nebiler değişti, çağlar değişti, kavimler değişti.
Ama Allah’ın sünneti değişmedi.

Yorumlar
Yorum Gönder