İBRAHİM’E GÖSTERİLEN MELEKÛT

 


İBRAHİM’E GÖSTERİLEN MELEKÛT

Gökten Yakîne

Kur’an, İbrahim’in tevhid yolculuğunu anlatırken son derece dikkat çekici bir cümle kurar:

“Böylece İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki kesin bilgiye ulaşanlardan olsun.”
En‘âm 6:75

Bu ayetin hemen ardından yıldız, ay ve güneş gelir. Sonunda ise İbrahim şu hükme ulaşır:

“Ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim; ben ortak koşanlardan değilim.”
En‘âm 6:79

Bu iki ayet arasındaki yolculuk, Kur’an'ın tevhidi nasıl düşündürdüğünü gösterir:

Melekût gösterilir → görünen varlıklar sorgulanır → yaratılan ile Yaratan ayrılır → yakîne ulaşılır.

Buradaki mesele gökyüzünü seyretmek değil, gökyüzünü okumaktır.


MELEKÛT: GÖRÜNENİN ARKASINDAKİ HÜKÜMRANLIK

İbrahim'in kavmi putları ilah edinmektedir. İbrahim ise bu anlayışı sorgular:

“Putları ilahlar mı ediniyorsunuz?”
En‘âm 6:74

Ardından Allah ona göklerin ve yerin melekûtunu gösterir.

“Melekût” kelimesi hükümranlık, egemenlik ve yönetim anlam alanına sahiptir. Dolayısıyla burada yalnızca gökyüzündeki cisimlerin gösterilmesinden söz etmek yetersiz kalır.

İbrahim'e, varlığın kime ait olduğunu ve nasıl bir düzen içinde bulunduğunu kavrama imkânı verilmektedir.

Ve ilk olarak gökyüzünün en dikkat çekici unsurları sahneye çıkar.


YILDIZDAN GÜNEŞE

“Gece onu kaplayınca bir yıldız gördü. ‘Bu benim Rabbim’ dedi. Yıldız batınca, ‘Ben batanları sevmem’ dedi.”
En‘âm 6:76

Ardından ay:

“Ayı doğarken görünce: ‘Bu benim Rabbim’ dedi. O da batınca...”
En‘âm 6:77

Sonra güneş:

“Güneşi doğarken görünce: ‘Bu benim Rabbim, bu daha büyük!’ dedi. O da batınca...”
En‘âm 6:78

Burada üç aşamalı bir yükseliş vardır:

Yıldız → Ay → Güneş.

Görünen büyür, fakat sonuç değişmez.

Çünkü ölçü büyüklük değildir.

Rabliktir.

Yıldız da ay da güneş de bir düzenin içindedir. Doğar, hareket eder, batar ve kendilerine konulmuş ölçünün dışına çıkmazlar.

İbrahim böylece önemli bir ayrımı fark eder:

Düzenin içinde bulunan, düzenin mutlak sahibi olamaz.

Bu nedenle “Ben batanları sevmem” sözü yalnızca bir gök cisminin batışına yönelik değildir. İbrahim, değişen ve tabi olanın mutlak ilah olamayacağını kavramaktadır.


GÖRÜNENDEN YARATANA

Ve ardından 79. ayet gelir:

“Ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim...”

İbrahim'in bakışı burada yön değiştirir.

Artık yıldızı, ayı veya güneşi aramıyordur.

Onların yaratıcısını arıyordur.

İşte tevhidin kırılma noktası budur:

Yaratılmış olanı inkâr etmek değil, yaratılmış olanı yerli yerine koymak.

Güneş vardır; fakat Rab değildir.

Ay vardır; fakat Rab değildir.

Yıldız vardır; fakat Rab değildir.

Çünkü hepsi melekûtun içindedir.

Ve melekûtun içindeki hiçbir varlık, onun mutlak sahibi değildir.


PEKİ “KESİN BİLGİ” NEDİR?

En‘âm 6:75'in hedefi özellikle önemlidir:

“...ki kesin bilgiye ulaşanlardan olsun.”

Ayetin Arapçasındaki “mûkınîn”, yakîn kökünden gelir. Kur’an'ın başka ayetlerinde yakîn kavramı daha açık biçimde karşımıza çıkar.

Tekâsür sûresinde:

“Keşke kesin bir bilgiyle bilseydiniz!”
Tekâsür 102:5

denilir.

Ardından:

“Sonra onu gözünüzle apaçık göreceksiniz.”
Tekâsür 102:7

ifadesi gelir.

Kur’an böylece bilmek ile görmek arasında bir ayrım kurar.

Fakat İbrahim kıssasında daha çarpıcı bir örnek vardır.


İBRAHİM İNANIYORDU, FAKAT KALBİNİN İTMİNANINI ARIYORDU

Bakara 2:260'ta İbrahim şöyle sorar:

“Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.”

Allah:

“İnanmıyor musun?”

diye sorar.

İbrahim ise:

“Hayır, inanıyorum; fakat kalbimin tam kanaat getirmesi için...”

der.

Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar:

İman etmek başka, hakikatin kalpte tam bir itminana dönüşmesi başkadır.

İbrahim şüphe içinde değildir. İnandığını açıkça söylemektedir. Fakat hakikatin daha derin bir idrakle görülmesini istemektedir.

Bu, En‘âm 6:75'teki yakîn ile birlikte düşünüldüğünde İbrahim'in yolculuğunu daha anlaşılır kılar:

Soru → gözlem → düşünme → ayırt etme → itminan → yakîn.


KUR’AN’DA YAKÎNİN DERİNLİĞİ

Kur’an, yakîn kavramını yalnızca “emin olmak” şeklinde bırakmaz.

Tekâsür'de:

“İlme’l-yakîn” — bilgiye dayalı kesinlik,

ardından:

“Ayne’l-yakîn” — görerek kesinlik,

ifadeleri kullanılır.

Vâkıa sûresinde ise:

“Şüphesiz bu, kesin gerçeğin ta kendisidir.”
Vâkıa 56:95

buyrulur:

“Hakku’l-yakîn.”

Böyle bakıldığında En‘âm 6:75 daha da anlamlı hale gelir.

Allah İbrahim'e melekûtu gösterir.

İbrahim gördüklerini düşünür.

Görünen varlıkların Rab olamayacağını kavrar.

Ve sonunda Yaratan'a yönelir.

Bu nedenle onun tevhidi kuru bir slogan değil, hakikati ayırt eden bir idrakin sonucudur.


ASIL MESELE PUTLAR DEĞİL

İbrahim'in karşı çıktığı putlar taş ve heykellerdir. Fakat kıssanın mesajı bununla sınırlı değildir.

Çünkü insan yalnızca taştan put yapmaz.

Bir şeyi mutlaklaştırdığı anda onu kendi hayatında putlaştırabilir.

Bir insanı, bir gücü, bir geleneği, bir düşünceyi veya kendi bilgisini...

İbrahim'in ölçüsü bunların hepsini sorgulamaya yeter:

Değişen, sınırlı ve tabi olan hiçbir şey mutlak değildir.

Tevhid, her şeyi yok saymak değil; her şeyi gerçek yerine koymaktır.


İBRAHİM’İN GÖZÜYLE GÖKYÜZÜ

İbrahim yıldızı gördü fakat yıldızda kalmadı.

Ayı gördü fakat ayda kalmadı.

Güneşi gördü fakat güneşte kalmadı.

Çünkü onun aradığı gökteki en büyük şey değildi.

Göklerin ve yerin Rabbiydi.

Bu yüzden En‘âm 6:75 ile 6:79 arasındaki hareket aslında bir düşünce yolculuğudur:

Melekût → gözlem → sorgulama → yakîn → tevhid.

Allah gökyüzünü İbrahim'e yalnızca seyrettirmek için değil, gökyüzü üzerinden hakikati okutmak için göstermektedir.


SONUÇ: GÖKYÜZÜNE BAKMAK YETMEZ

Güneşi görmek gözün işidir.

Güneşin Rab olmadığını görmek düşüncenin işidir.

Güneşin de ayın da yıldızın da bir düzene tabi olduğunu kavramak ise melekûtun okunmasıdır.

Ve bütün bunların ardından İbrahim'in vardığı yer bellidir:

“Ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim.”

İbrahim'e gösterilen melekût, onu gökyüzündeki varlıklara bağlamadı.

Onlardan özgürleştirdi.

Yıldızı yerinden etti.

Ayı yerinden etti.

Güneşi yerinden etti.

Ve hepsini ait oldukları yere koydu:

Yaratılmışların arasına.

Böylece geriye, onların üzerinde hüküm süren hakikat kaldı:

Göklerin ve yerin Yaratanı.

İşte tevhid burada başlar.

Görüneni inkâr ederek değil, görünenin ardındaki hakikati doğru yere koyarak.

Ve belki de En‘âm 6:75'in asıl sarsıcı mesajı budur:

Allah İbrahim'e gökyüzünü gösterdi; İbrahim gökyüzünde kalmadı.

Melekûtu gördü, yakîne ulaştı ve yüzünü Yaratan'a çevirdi.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣