Peygamberin Haram koyma yetkisi YOOOK
Önce... “Rasûle itaat edin” ne anlama gelir?
“Rasûle itaat edin!”
Bu ifadeyi söylemek kolaydır.
Asıl mesele ise şudur:
Rasûle hangi konuda itaat edilecektir?
Daha önemlisi:
Rasûle itaat emri, Rasûlü Allah’ın yanında bağımsız bir hüküm koyucuya veya rab konumuna getirir mi?
Bu sorunun cevabı, Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde aranmalıdır.
Çünkü Kur’an’ın temel ilkelerinden biri son derece açıktır:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
Yusuf 12:40
O hâlde temel soru şudur:
Hüküm yalnız Allah’ın ise, Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi kim din adına haramlaştırabilir?
Rasûl mü?
Yoksa Rasûl, Allah’ın kendisine verdiği vahye uyarak Allah’ın hükmünü insanlara bildiren elçi midir?
Bu ayrım yapılmadığında “Rasûle itaat” kavramı kolaylıkla “Rasûlü rab edinme” noktasına taşınabilir.
1. RASÛL KENDİ HEVÂSINDAN DİN ÜRETMEZ
Kur’an, Rasûlün vahiy karşısındaki konumunu açıkça ortaya koyar:
“O, hevâdan konuşmaz. O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başkası değildir.”
Necm 53:3-4
Yine Nebîye şöyle emredilir:
“De ki: Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
En‘âm 6:50
Ve:
“Sana Rabbinden vahyedilene uy.”
En‘âm 6:106
Aynı ilke başka bir yerde de görülür:
“De ki: Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
Ahkâf 46:9
Bu ayetler birlikte düşünüldüğünde önemli bir sonuç ortaya çıkar:
Rasûlün dinî otoritesinin kaynağı kendi şahsı değildir. Kaynak Allah’ın vahyidir.
Rasûl vahyin kaynağı değildir.
Rasûl vahyin sahibinin elçisidir.
Dolayısıyla Rasûlü Allah’ın karşısına bağımsız bir din kurucu olarak yerleştirmek, Kur’an’ın Rasûl anlayışıyla uyuşmaz.
2. RASÛLÜN GÖREVİ ALLAH’IN YERİNE GEÇMEK DEĞİLDİR
Rasûl Allah’ın elçisidir.
Elçi, kendisini gönderenin mesajını taşır.
Kur’an, Allah’ın izin vermediği şeyleri din hâline getirme konusunda ciddi bir uyarıda bulunur:
“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendileri için dinden bir şeriat kılan ortakları mı var?”
Şûrâ 42:21
Buradaki temel mesele din adına hüküm koyma meselesidir.
Allah’ın izin vermediği bir şeyi din hükmü hâline getirmek, Allah’ın hüküm koyma yetkisine müdahale anlamına gelir.
Bu nedenle:
“Rasûl bunu haram kıldı.”
denildiğinde sorulması gereken ilk soru şudur:
Allah bunu nerede haram kıldı?
3. HELAL VE HARAM KOYMA YETKİSİ
Kur’an helal ve haram konusunda insanları açık biçimde uyarır:
“De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?”
A‘râf 7:32
Ardından:
“De ki: Rabbim ancak açık ve gizli hayasızlıkları, günahı, haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.”
A‘râf 7:33
Özellikle şu ifade dikkat çekicidir:
“Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi…”
Allah hakkında hüküm vermek için Allah’tan delil gerekir.
Nahl 16:116 da şöyle uyarır:
“Dillerinizin yalan yere nitelediği şeyler için ‘Şu helaldir, şu haramdır’ demeyin…”
Dolayısıyla helal ve haram, kişisel kanaat alanı değildir.
Dinî anlamda haramlaştırmak, Allah adına hüküm ortaya koymaktır.
4. TAHRÎM 66:1: NEBÎ KENDİNE HARAM ETTİĞİNDE
Konunun en dikkat çekici örneklerinden biri Tahrîm 66:1'dir:
“Ey Nebî! Eşlerinin hoşnutluğunu arayarak Allah’ın sana helal kıldığını neden kendine haram ediyorsun?”
Tahrîm 66:1
Burada çok önemli bir ayrım vardır:
Bir insanın kendisi için bir şeyi terk etmesi başka şeydir; Allah’ın din adına bir şeyi haram kılması başka şeydir.
Ayet, Nebînin kendi hayatındaki bir tercihini konu edinmektedir.
Allah ise müdahale ederek:
“Allah’ın sana helal kıldığını neden kendine haram ediyorsun?”
diye sormaktadır.
Dolayısıyla bu ayetten:
“Rasûl istediği şeyi Allah adına haramlaştırabilir.”
sonucu çıkarılamaz.
Tam tersine ayet, Rasûlün şahsî tercihi ile Allah’ın dinî hükmü arasındaki farkı ortaya koymaktadır.
5. “RASÛLE İTAAT EDİN” AYETLERİ NEYİ GÖSTERİR?
Kur’an şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasûle itaat edin…”
Nisâ 4:59
Bu emir açıktır.
Fakat bu ayeti:
“Rasûl Allah’tan bağımsız ikinci bir rabdir.”
şeklinde yorumlamak mümkün değildir.
Çünkü aynı Kur’an Rasûlün kendisinin ne yaptığını açıkça bildirir:
“Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
En‘âm 6:50
Dolayısıyla Rasûle itaat ile Allah’ın hükmü arasında bir karşıtlık oluşturulamaz.
Rasûle itaat, Allah’ın gönderdiği elçiye itaattir.
Rasûlün Allah’tan getirdiği vahye ve Allah’ın emrine itaattir.
6. AHZÂB 33:36: “ALLAH VE RASÛLÜ BİR İŞE HÜKMETTİĞİNDE”
Konunun en önemli ayetlerinden biri de Ahzâb 33:36'dır:
“Allah ve Rasûlü bir işe hükmettiğinde, mümin erkek ve mümin kadın için kendi işlerinde tercih hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”
Ahzâb 33:36
Bu ayet, Rasûle itaat konusunda son derece güçlü bir ifade kullanır.
Fakat burada da şu soru sorulmalıdır:
Rasûlün hükmünün kaynağı nedir?
Kur’an’ın diğer ayetleri bu soruya cevap verir:
“Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
En‘âm 6:50
Dolayısıyla Ahzâb 33:36'daki:
“Allah ve Rasûlü hükmettiğinde”
ifadesi, Rasûlün Allah’tan bağımsız ikinci bir hüküm kaynağı olduğu şeklinde anlaşılmak zorunda değildir.
Rasûlün hükmetmesi, Allah’ın kendisine verdiği görev ve vahiy çerçevesindedir.
Burada itaat vardır; fakat bağımsız rablik yoktur.
7. ÂL-İ İMRÂN 3:79: RASÛL İNSANLARI KENDİSİNE KULLUĞA ÇAĞIRMAZ
Bu noktada Âl-i İmrân 79. ayet son derece önemlidir:
“Hiçbir insanın, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra insanlara ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ demesi mümkün değildir. Aksine ‘Kitabı öğrettiğiniz ve öğrendiğiniz için Rabbânîler olun’ der.”
Âl-i İmrân 3:79
Bu ayet Rasûlün konumunu çok net biçimde sınırlar.
Rasûl insanlara:
“Bana kulluk edin.”
demez.
Tam tersine:
“Rabbânîler olun.”
der.
Yani insanları kendisine bağlamaz.
İnsanları Allah merkezli bir kulluk ve sorumluluk bilincine yöneltir.
Buradan şu sonuç çıkar:
Rasûlün amacı kendisine bağımlı bir dinî otorite oluşturmak değildir.
Rasûl insanları Allah’a yönlendirir.
8. ÂL-İ İMRÂN 3:80: “PEYGAMBERLERİ RABLER EDİNMEYİN”
Âl-i İmrân 80. ayet ise meseleyi daha da açık hâle getirir:
“O size, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra size inkârı emreder mi?”
Âl-i İmrân 3:80
Bu ayet, “Rasûle itaat” ile “Rasûlü rab edinmek” arasındaki sınırı ortaya koymak açısından kritik öneme sahiptir.
Allah:
“Peygamberleri rabler edinmenizi emretmez.”
demektedir.
Öyleyse:
İtaat başka şeydir.
Rab edinmek başka şeydir.
Rasûle itaat etmek, Rasûlü Allah’ın yerine koymak anlamına gelmez.
Rasûlün emrine uymak, onu Allah’ın karşısına bağımsız bir hüküm koyucu olarak yerleştirmek anlamına gelmez.
9. RASÛLÜ RAB EDİNMEK
Tevbe 9:31 şöyle der:
“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler; Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa kendilerine yalnızca tek Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti.”
Tevbe 9:31
Buradaki mesele yalnızca fiziksel olarak birine secde etmek değildir.
Dinî otoritenin Allah’tan alınıp insanlara verilmesi de ciddi bir problemdir.
Bir insan:
“Bu helaldir.”
“Bu haramdır.”
“Bu farzdır.”
“Bu Allah’ın dinidir.”
dediğinde, Kur’an açısından şu soru sorulmalıdır:
Bu hükmün Allah’taki delili nedir?
Çünkü Allah adına hüküm vermek sıradan bir kanaat açıklaması değildir.
10. RASÛLE VERİLEN YETKİ VAHİYDEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR
Burada önemli bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek gerekir.
Bu yaklaşım:
“Rasûlün hiçbir otoritesi yoktur.”
demek değildir.
Kur’an Rasûle itaat edilmesini emretmektedir.
Ahzâb 33:36, Allah ve Rasûlü bir konuda hükmettiğinde müminin kendi tercihini öne geçirmemesini istemektedir.
Nisâ 4:59, Allah’a ve Rasûle itaati emretmektedir.
Bunlar açık hükümlerdir.
Fakat bütün bunlar Rasûlü Allah’ın yanında bağımsız bir rab hâline getirmez.
Çünkü Rasûlün kendisi şöyle demektedir:
“Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
Ahkâf 46:9
Dolayısıyla Rasûlün otoritesi vardır; fakat bu otoritenin kaynağı Allah’tır.
Yetki vardır; bağımsız rablik yoktur.
İtaat vardır; Allah’a ortaklık yoktur.
11. “RASÛL HARAM KILDI” DENİLDİĞİNDE
Şimdi meselenin merkezine gelelim.
Birisi:
“Allah bunu haram kılmadı ama Rasûl haram kıldı.”
dediğinde mesele bitmez.
Tam tersine asıl soru o zaman başlar:
Rasûl bunu hangi vahye dayanarak haram kıldı?
Eğer cevap:
“Rasûlün Allah’tan bağımsız helal-haram belirleme yetkisi vardır.”
ise bunun Kur’an’daki açık delili gösterilmelidir.
Çünkü:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
Yusuf 12:40
Ve:
“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendileri için dinden bir şeriat kılan ortakları mı var?”
Şûrâ 42:21
Bu nedenle “Rasûle itaat edin” ayetinden:
“Rasûl Allah’ın hükmüne ek olarak sınırsız yeni hükümler koyabilir.”
sonucunu çıkarmak, ayetin açıkça söylediğinden daha fazlasını söylemek olur.
12. İTAAT EMRİ, RABBLİK YETKİSİ DEĞİLDİR
Kur’an’ın ortaya koyduğu tabloyu bir arada düşündüğümüzde önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Allah:
Rabb’dir.
Hüküm sahibidir.
Helal ve haramı belirler.
Dinin kaynağıdır.
Vahyi gönderendir.
Rasûl:
Elçidir.
Vahyi alır.
Kendisine vahyedilene uyar.
Allah’ın mesajını bildirir.
Allah’ın emri doğrultusunda hükmeder.
Kendisine kulluk edilmesini istemez.
Rab edinilmez.
Bu nedenle:
Rasûle itaat etmek ile Rasûlü rab edinmek aynı şey değildir.
13. ASIL TEHLİKE: İTAAT KAVRAMININ SINIRSIZLAŞTIRILMASI
“Rasûle itaat” kavramı, Rasûlün Allah’tan bağımsız sınırsız bir dinî otoriteye sahip olduğu şeklinde yorumlandığında, ortaya şu problem çıkar:
Rasûlün söylediği kabul edilerek:
Helal → haram
Haram → helal
Serbest → yasak
Allah’ın hükmü → insan hükmü
hâline getirilebilir.
Bu durumda Allah’ın hüküm alanı genişletilmiş olur.
Oysa Kur’an:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
Yusuf 12:40
demektedir.
Dolayısıyla Rasûle itaat kavramı, Allah’ın hüküm koyma yetkisini Rasûle devretmenin aracı hâline getirilemez.
14. RASÛLÜN DEĞERİ ALLAH’IN YERİNE KOYULMASIYLA ARTMaz
Rasûlü gerçek anlamda yüceltmek, onu Allah’ın karşısına koymak değildir.
Tam tersine onun Allah’ın elçisi olduğunu kabul etmektir.
Rasûlü rablaştırmak değil.
Rasûlü bağımsız yasa koyucu hâline getirmek değil.
Allah’ın vermediği bir yetkiyi ona isnat etmek değil.
Çünkü Âl-i İmrân 3:79-80'in ortaya koyduğu sınır açıktır:
Rasûl insanları kendisine kulluğa çağırmaz.
Rasûl rab edinilmez.
Rasûl insanları Allah’a yönlendirir.
Ve Rasûlün kendi ifadesiyle:
“Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
SONUÇ
Mesele:
“Rasûle itaat edelim mi, etmeyelim mi?”
meselesi değildir.
Kur’an zaten Rasûle itaati emretmektedir.
Asıl mesele:
Rasûle itaatin sınırlarını doğru belirlemektir.
Kur’an bir taraftan:
“Allah’a itaat edin ve Rasûle itaat edin.”
Nisâ 4:59
der.
Diğer taraftan:
“O size, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez.”
Âl-i İmrân 3:80
der.
Yine:
“Allah ve Rasûlü bir işe hükmettiğinde, mümin erkek ve mümin kadın için kendi işlerinde tercih hakkı yoktur.”
Ahzâb 33:36
der.
Fakat aynı Kur’an Rasûlün kendi konumunu da açıklar:
“Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
En‘âm 6:50
Ve helal-haram konusunda:
“Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?”
A‘râf 7:32
diye sorar.
Bütün bu ayetler birlikte okunduğunda şu sonuç ortaya çıkar:
Allah Rabb’dir.
Hüküm Allah’ındır.
Allah helal ve haramın kaynağıdır.
Rasûl Allah’ın elçisidir.
Rasûl kendisine vahyedilene uyar.
Rasûle itaat vardır.
Rasûlü rab edinmek yoktur.
Rasûl Allah’tan bağımsız bir din kaynağı değildir.
Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi, Allah’tan bağımsız bir yetkiyle din adına haramlaştırmak mümkün değildir.
Dolayısıyla tartışmanın merkezine şu soruyu koymak gerekir:
Rasûle itaat ediyor muyuz?
sorusundan önce:
Rasûle itaat adına Rasûle Allah’ın vermediği bir rabb’lik ve bağımsız teşrî yetkisi yüklüyor muyuz?
Çünkü Kur’an’ın çizdiği sınır nettir:
“Allah ve Rasûlü bir işe hükmettiğinde…”
Rasûlün hükmü vardır.
Ama Rasûl Rabb değildir.
Rasûle itaat vardır.
Ama Rasûlü rab edinmek yoktur.
Rasûlün otoritesi vardır.
Ama bu otoritenin kaynağı Allah’ın vahyidir.
Ve bütün tartışmanın üzerinde duran temel ilke değişmez:
“Hüküm yalnız Allah’ındır.”
Yusuf 12:40

Yorumlar
Yorum Gönder