Bir Nebi Sapmış Kavme Gelir❗️

 



NEBİ NEDEN GÖNDERİLİR?

Vahiy, Atalar Dini ve Geriye Dönüş

Bir kavme nebi gönderilmesi, o toplumun Allah’ın rehberliğine ve uyarısına ihtiyaç duyduğunu gösterir. Nebinin gelişi, toplumun bütün inançlarının doğru olduğunu göstermez. Tam tersine, vahyin gelişiyle mevcut inançların Allah’ın ölçüsüne göre sınanması başlar.

Bu nedenle kendilerine nebi gönderilmiş toplumları incelerken yalnızca “Nebi ne getirdi?” diye sormak yeterli değildir.

Asıl sorulardan biri şudur:

Nebi gelmeden önce o toplum neye inanıyordu?

Çünkü vahiy çoğu zaman boş bir zihne değil, daha önce oluşturulmuş bir inanç sisteminin içine gelir.

ATALARIN YOLU DİN HÂLİNE GELDİĞİNDE

Kur’an, vahye karşı çıkanların önemli bir gerekçesini şöyle bildirir:

“Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk ve biz de onların izleri üzerinde doğru yolu bulduk.” (Zuhruf 43:22)

Buradaki problem geçmişe saygı değildir. Problem, atalardan devralınan inancın hakikatin ölçüsü hâline getirilmesidir.

Vahiy geldiğinde ölçü artık atalar değil, Allah’ın indirdiği olmalıdır.

Fakat insan alıştığı inancı terk etmek yerine onu savunabilir. Böylece Allah’ın dini ile insanların tarih boyunca oluşturduğu gelenek birbirine karışır.

İşte nebi ile toplum arasındaki temel çatışmalardan biri burada ortaya çıkar.

ARAPLARIN İNANCINI SADECE PUTLAR ÜZERİNDEN OKUMAYIN

Kur’an’ın anlattığı Arap toplumunu yalnızca “putlara tapan insanlar” şeklinde okumak eksik kalır.

Onlar Allah’ı tamamen inkâr eden bir toplum olarak anlatılmaz. Kendilerine gökleri ve yeri kimin yarattığı sorulduğunda “Allah” diyecekleri bildirilir. (Lokmân 31:25)

Sorun, Allah’ı kabul ettikleri hâlde O’na ortaklar koşmaları ve Allah hakkında kendi zanlarına dayalı dinî kabuller oluşturmalarıdır.

En‘âm 148’de onların, “Allah dileseydi biz de ortak koşmazdık, atalarımız da ortak koşmazdı” dedikleri aktarılır.

Dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Atalar, yanlış inancın gerekçesi hâline gelmiştir.

Vahiy ise bu anlayışı sorgulamaya gelir.

İSRAİLOĞULLARINDA DA VAHİYDEN SAPMA TEHLİKESİ

İsrailoğullarına da kitaplar ve nebiler verilmiştir. Ancak vahyin gönderilmiş olması, onların tarih boyunca bütün inanç ve uygulamalarının doğru olduğu anlamına gelmez.

Kur’an, kitabı kendi elleriyle yazıp sonra “Bu Allah katındandır” diyenlerden söz eder. (Bakara 2:79)

Tevbe 31 ise daha da dikkat çekici bir noktaya işaret eder:

“Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rabler edindiler…”

Buradaki mesele yalnızca insanlara secde edilmesi değildir. Asıl mesele, Allah’ın dinî hüküm koyma yetkisinin insanlara aktarılmasıdır.

Bir insanın sözü Allah’ın sözüymüş gibi kabul edildiğinde, Allah’ın hüküm koyma yetkisine müdahale edilmiş olur.

RASÛLÜN ARDINDAN GERİYE DÖNME TEHLİKESİ

Kur’an bu tehlikeyi yalnızca toplumların nebi gelmeden önceki durumları üzerinden anlatmaz. Rasûlün ardından eski yola geri dönme ihtimaline de dikkat çeker.

Âl-i İmrân 3:144 şöyle bildirir:

“Muhammed ancak bir Rasûldür. Ondan önce de rasûller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse ökçeleriniz üzerinde geri mi döneceksiniz?”

Buradaki “ökçeler üzerinde geri dönmek”, vahyin getirdiği doğrultudan geriye dönme tehlikesini gündeme getirir.

Bu çok önemli bir uyarıdır.

Çünkü mesele yalnızca nebinin döneminde vahyi kabul etmek değildir.

Asıl sınav, nebinin ardından da vahye bağlı kalabilmektir.

Rasûlün varlığı sona erdiğinde insanlar yeniden eski kabullerine, eski geleneklerine ve eski din anlayışlarına dönebilirler.

Demek ki vahiy, bir toplumun yanlışlarını düzeltirken; toplumun eski inançlarına geri dönme ihtimali de her zaman vardır.

NEBİNİN GELİŞİ TOPLUMUN BÜTÜN İNANÇLARINI ONAYLAMAZ

Buradan önemli bir sonuç çıkar:

Bir kavme nebi gönderilmiş olması, o kavmin geçmiş inançlarının doğru olduğunu göstermez.

Tam tersine, nebinin gönderilmesi onların Allah’ın vahyiyle uyarılmaya ve mevcut inançlarının düzeltilmesine ihtiyaç duyduğunu gösterir.

Bu yüzden Arapların ve İsrailoğullarının tarihini incelerken yalnızca onların kendilerini nasıl tanımladıklarına bakmak yeterli değildir.

Şunları sorgulamak gerekir:

Atalarından ne devraldılar?

Allah hakkında ne söylediler?

Allah’ın yanına kimleri koydular?

Hangi insanları dinî otorite hâline getirdiler?

Allah’ın kitabına ne eklediler?

Neyi gizlediler?

Vahiy geldiğinde neden direnç gösterdiler?

Ve Rasûlün ardından hangi eski anlayışlara geri dönme tehlikesi yaşandı?

BUGÜN DE AYNI TEHLİKE VAR

Kur’an’ın anlattığı bu örnekler yalnızca geçmiş toplumları eleştirmek için değildir.

Bugün de aynı soruyu kendimize yöneltmeliyiz:

Biz Allah’ın indirdiğine mi bağlıyız, yoksa atalarımızdan devraldığımız din anlayışına mı?

Allah’ın kitabını ölçü mü kabul ediyoruz, yoksa insanların “din adına” söylediklerini mi?

Allah’ın indirdiği açıkken, insan sözlerini onun yanına değişmez dinî kaynak olarak mı koyuyoruz?

Çünkü geri dönüş yalnızca bir toplumun eski putlarına dönmesi değildir.

Vahiyden uzaklaşıp yeniden insanların oluşturduğu din anlayışına dönmek de bir geri dönüştür.

Kur’an’ın uyarısı bu yüzden bugün de canlıdır:

Nebi gelir, vahiy gelir, yanlışlar açığa çıkar. Fakat asıl mesele, nebinin ardından da vahyin üzerinde kalabilmektir.

Çünkü hakikatin ölçüsü ataların ne yaptığı değildir.

Hakikatin ölçüsü Allah’ın ne indirdiğidir.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣