Kur’an’ın Gösterdiği Saptırma Mekanizması
SAPTIRICILAR
Kur’an’ın Gösterdiği Saptırma Mekanizması
Giriş: İnsan neden başkasının peşinden gider?
Kur’an, insanın sapmasını yalnızca bireysel bir hata olarak ele almaz. İnsanları Allah’ın yolundan uzaklaştıran, hakikati örten, bâtılı süsleyen ve kendi otoritelerini Allah’ın hükmünün önüne geçiren aktörlerden de söz eder.
Fakat Kur’an’ın ortaya koyduğu tablo bundan daha derindir.
Çünkü mesele yalnızca “Kim insanları saptırıyor?” sorusu değildir.
Asıl mesele şudur:
Bir insan neden başkasının peşinden gider?
Kur’an bu sorunun cevabını farklı örnekler üzerinden gösterir: Şeytan, insan şeytanları, ileri gelenler, dinî otoriteler, atalar, çoğunluk ve Allah adına bilgisizce konuşanlar...
Bütün bu örneklerin ortak noktasında ise itaat vardır.
Ahzâb 33:67-68'de bunun çarpıcı bir örneği verilir:
“Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara azabı iki kat ver ve onları büyük bir lanetle lanetle.”
Buradaki “efendilerimiz ve büyüklerimiz”, toplumdaki otorite ve ileri gelenleri ifade eder.
Fakat ayetin dikkat çektiği asıl gerçek yalnızca onların insanları saptırması değildir.
Onlara itaat edenler de sorumludur.
Dolayısıyla Kur’an’ın ortaya koyduğu mekanizma iki taraflıdır:
Saptıran vardır → çağrı vardır → insanın tercihi vardır → itaat vardır → sonuç vardır.
1. ŞEYTAN: SAPTIRACAĞINI AÇIKÇA SÖYLEYEN
Kur’an’da saptırma faaliyetini açıkça üstlenen bir aktör vardır: Şeytan.
Şeytan şöyle der:
“Onları mutlaka saptıracağım ve onları boş kuruntulara sürükleyeceğim...”Nisâ 4:119
Burada kullanılan ifade önemlidir.
Şeytanın amacı yalnızca insanı Allah’ı inkâra çağırmak değildir.
Onun hedeflerinden biri saptırmaktır.
Yani insanın yönünü değiştirmek, doğru olan yoldan uzaklaştırmak ve yanlış olanı cazip göstermektir.
Kur’an başka ayetlerde de şeytanın vesvese verdiğini, aldattığını ve insanları yanıltmaya çalıştığını bildirir.
Ancak şeytanın etkisi sınırsız değildir.
Kıyamet günü kendisi şöyle diyecektir:
“Benim sizin üzerinizde bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de bana uydunuz.”İbrahim 14:22
Bu ifade saptırma mekanizmasının temelini ortaya koyar:
Çağrı → tercih → uyma.
Şeytan çağırır.
Fakat insan uyar.
Bu nedenle Kur’an’da insan, kendi sorumluluğunu şeytana devredemez.
2. İNSAN ŞEYTANLARI: SAPTIRMANIN İNSAN YÜZÜ
Kur’an’ın dikkat çekici ifadelerinden biri de “insan ve cin şeytanları”ndan söz etmesidir.
“Böylece biz her nebi için insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlardan bazıları diğerlerine aldatıcı sözler fısıldarlar...”En‘âm 6:112
Bu ayet, “şeytan” kavramını yalnızca görünmeyen bir varlıkla sınırlamayan önemli bir kullanım ortaya koyar.
İnsan şeytanları da vardır.
Buradaki temel özellik, insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmaları ve aldatıcı sözlerle etkilemeleridir.
Dolayısıyla saptırma yalnızca görünmeyen bir kaynaktan gerçekleşmez.
İnsan, insanı da saptırabilir.
Bir düşünceyi yayabilir.
Bir yanlışı doğru gibi gösterebilir.
Hakikati örtebilir.
İnsanları kendi otoritesine bağlayabilir.
Böylece saptırma, toplumsal bir mekanizmaya dönüşebilir.
3. EFENDİLER VE BÜYÜKLER: “BİZ SADECE İTAAT ETTİK”
Ahzâb 33:67-68'deki tablo bu mekanizmanın en açık örneklerinden biridir.
İnsanlar kıyamet günü:
“Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi yoldan saptırdılar.”
diyeceklerdir.
Ardından:
“Rabbimiz! Onlara azabı iki kat ver...”
diyeceklerdir.
Burada insanın kendisini kurtarmak için ileri sürdüğü mazeret dikkat çekicidir:
“Biz sadece itaat ettik.”
Fakat bu mazeret kurtarıcı değildir.
Çünkü Kur’an'a göre insanın toplumdaki konumu, hakikatin ölçüsü değildir.
Bir kişinin büyük olması onun haklı olduğunu göstermez.
Bir kişinin önder olması onun hakikati temsil ettiğini göstermez.
Bir kişinin çok takipçisinin bulunması onun Allah adına konuştuğunu göstermez.
Dolayısıyla:
İtibar ≠ hakikat
Çoğunluk ≠ hakikat
Otorite ≠ vahiy
Kur’an insanı şahıslara mutlak biçimde bağlamak yerine Allah’ın indirdiğine uymaya çağırır.
4. ATALAR: GELENEĞİN SAPTIRICI GÜCÜ
Saptırmanın bir başka biçimi de geçmişe sorgulamadan bağlanmaktır.
Kur’an şöyle aktarır:
“Hayır! Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, biz de onların izleri üzerinde doğru yolu bulmuş kimseleriz.”Zuhruf 43:22
Ardından onlara şöyle sorulur:
“Ya onlardan önce atalarını bir şey bilmez ve doğru yolu bulamamış kimseler olarak bulmuşlarsa?”
Zuhruf 43:23-24
Buradaki problem ataların varlığı değildir.
Problem, ataların yaptığının doğruluğun ölçüsü haline getirilmesidir.
“Biz böyle gördük.”
“Bizim büyüklerimiz böyle yaptı.”
“Yüzyıllardır böyle uygulanıyor.”
“Böyle gelmiş, böyle gider.”
Kur’an bu mantığı hakikatin delili olarak kabul etmez.
Çünkü hakikatin ölçüsü geçmişin alışkanlığı değil, Allah’ın gösterdiği delildir.
Dolayısıyla Kur’anî soru:
“Kim söyledi?”
sorusundan önce:
“Allah ne söyledi?”
sorusudur.
5. DİNÎ OTORİTE: İNSANLARI RABLER EDİNMEK
Kur’an, insanların dinî otoritelerini Allah’ın önüne geçirmesini de eleştirir.
“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler...”Tevbe 9:31
Buradaki mesele yalnızca insanların fiziksel olarak bu kişilere ibadet etmeleri değildir.
Ayetin devamındaki açıklama, dinî hüküm alanındaki otorite meselesine dikkat çeker.
Bu nedenle ayetin ortaya koyduğu tehlike şudur:
Allah’ın hükmünün yerine insan hükmünün geçirilmesi.
Bir insan:
“Allah bunu helal kıldı.”
“Allah bunu haram kıldı.”
“Allah böyle emretti.”
dediğinde, artık yalnızca kendi görüşünü ifade etmiş olmaz.
Allah adına hüküm ortaya koymuş olur.
Bu nedenle Kur’an, insanın din konusunda otorite karşısında düşünme ve sorgulama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
6. ALLAH HAKKINDA BİLGİSİZCE KONUŞMAK
Saptırmanın en tehlikeli biçimlerinden biri de Allah hakkında bilgisizce konuşmaktır.
Kur’an şöyle buyurur:
“Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi...”A‘râf 7:33
yasaklanan şeyler arasında sayar.
Nahl 16:116'da ise daha açık bir uyarı vardır:
“Dillerinizin yalan yere nitelediği şeyler için ‘Şu helaldir, şu haramdır’ demeyin...”
Bu uyarının önemi büyüktür.
Çünkü:
“Bu helaldir.”
“Bu haramdır.”
“Allah bunu emretti.”
“Allah bunu yasakladı.”
gibi ifadeler din adına kullanıldığında, kişinin kendi düşüncesini Allah’ın hükmü gibi sunma tehlikesi doğar.
Kur’an’ın istediği şey ise Allah hakkında konuşurken bilgi ve delile dayanmaktır.
Bu nedenle saptırma yalnızca yanlış bilgi vermek değildir.
Yanlış bilgiyi Allah’ın hükmü gibi sunmak, saptırmanın çok daha ağır bir biçimidir.
7. ŞEYTANIN STRATEJİSİ: DOSDOĞRU YOLUN ÜZERİNE OTURMAK
Şeytanın insanı nasıl saptırmak istediği A‘râf 7:16'da açık biçimde anlatılır:
“Onları mutlaka Senin dosdoğru yolunun üzerinde oturup gözetleyeceğim.”
Bu ifade önemlidir.
Çünkü saptırma her zaman:
“Allah’ı inkâr et.”
şeklinde ortaya çıkmaz.
Bazen insanı doğrudan yoldan uzaklaştırmak yeterlidir.
Yani mesele yalnızca:
“İnanıyor musun?”
sorusu değildir.
Aynı zamanda:
“Hangi yönde yürüyorsun?”
sorusudur.
İnsan Allah’a inandığını söyleyebilir fakat yanlış bir otoritenin peşinden giderek Allah’ın gösterdiği yoldan uzaklaşabilir.
Bu nedenle Kur’an’ın “dosdoğru yol” vurgusu, inanç kadar yönelişin de önemli olduğunu gösterir.
8. ALLAH’IN YOLUNDAN ALIKOYANLAR
Kur’an bazı insanları doğrudan şu özellikleriyle tanımlar:
“Onlar Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve onu eğip bükmek isterler...”A‘râf 7:45
Burada artık basit bir yanlış anlamadan söz edilmez.
Bir faaliyet vardır:
Allah’ın yolundan alıkoymak.
Ve bunun yanında:
Yolu eğip bükmek.
Bu, saptırmanın bilinçli bir toplumsal faaliyete dönüşebileceğini gösterir.
Bir insan sadece kendisi yanlış yapmayabilir.
Başkalarının da yanlış yapmasını sağlayabilir.
İşte saptırıcı aktörün asıl gücü burada ortaya çıkar.
9. ÇOĞUNLUK: HAKİKATİN ÖLÇÜSÜ DEĞİLDİR
Kur’an çoğunluğu otomatik olarak hakikatin ölçüsü kabul etmez.
En‘âm 6:116 şöyle buyurur:
“Yeryüzündekilerin çoğuna itaat edersen seni Allah’ın yolundan saptırırlar...”
Bu ayet, insanın çok önemli bir psikolojik eğilimine dikkat çeker:
Kalabalığın doğruluğa delil olduğunu sanmak.
“ herkes böyle yapıyor.”
“Çoğunluk böyle düşünüyor.”
“Milyonlarca insan buna inanıyor.”
“Yüzyıllardır böyle uygulanıyor.”
Fakat sayı, hakikati belirlemez.
Bir görüşün yaygın olması onun doğru olduğunu göstermez.
Bir düşüncenin eski olması onun vahiy kaynaklı olduğunu göstermez.
Bir uygulamanın toplum tarafından benimsenmesi onun Allah tarafından emredildiğinin delili değildir.
Hakikat demokratik bir oylamayla belirlenmez.
Kur’an açısından ölçü, Allah’ın gösterdiği delildir.
10. KUR’AN’IN ÖNERDİĞİ YÖNTEM: DİNLE, DEĞERLENDİR, EN GÜZELİNE UY
Kur’an insanın hiçbir şeyi dinlememesini istemez.
Tam tersine, farklı sözleri dinleyen ve onların en güzeline uyan insanları över:
“Sözü dinleyip onun en güzeline uyan kullarımı müjdele...”Zümer 39:17-18
Burada son derece önemli bir yöntem ortaya çıkar:
Dinlemek.
Değerlendirmek.
Ayırt etmek.
En güzel olana uymak.
Bu yaklaşım kör itaati reddeder.
İnsan:
“Bunu kim söyledi?”
sorusuyla yetinmez.
Şunu da sorar:
“Söylenenin Allah’ın kitabında karşılığı ve delili nedir?”
Böylece kişi otoriteye değil, delile yönelir.
11. SAPTIRMANIN EN GÜÇLÜ ARACI: İTAAT
Bütün bu örnekler bir noktada birleşir:
İtaat.
Şeytan çağırır.
İnsan şeytanları etkiler.
İleri gelenler yönlendirir.
Atalar örnek olur.
Dinî otoriteler hüküm koyar.
Çoğunluk baskı oluşturur.
Fakat son aşamada insanın önünde bir tercih vardır:
Uymak veya uymamak.
Ahzâb 33:67'de insanların:
“Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik.”
demeleri bu nedenle çok önemlidir.
Onların temel savunması:
“Bize söylediler.”
Fakat Kur’an insanın sorumluluğunu başkasına devretmesine izin vermez.
Çünkü:
“Bana onlar söyledi.”
“Ben büyüğümü dinledim.”
“Herkes böyle yapıyordu.”
“Hocamız böyle öğretti.”
“Atalarımız böyle yaptı.”
ifadeleri, kişinin kendi tercihinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
12. SAPTIRANLAR DA SAPTIRILANLAR DA HESAP VERECEKTİR
Kur’an’ın ortaya koyduğu tabloyu yalnızca “kötü liderler” üzerinden okumak eksik olur.
Çünkü saptıran da sorumludur, saptırılmayı kabul eden de.
Saptırıcı, başkasını Allah’ın yolundan uzaklaştırdığı için sorumludur.
Saptırılan ise iradesini başkasına teslim ettiği için sorumludur.
Bu nedenle Kur’an’da sorumluluk şu şekilde başkasına devredilemez:
“O söyledi.”
“Ben de yaptım.”
Kur’an’ın çizdiği insan modeli, kendi aklını ve iradesini tamamen başka bir insana teslim eden insan modeli değildir.
İnsan tercih eder.
İnsan yönelir.
İnsan uyar.
Ve insan kendi tercihinin sonucuyla karşılaşır.
SONUÇ: SAPTIRICIYI ARARKEN KENDİMİZİ UNUTMAMAK
Kur’an saptırma mekanizmasını birçok farklı biçimde gösterir:
Şeytan,
insan şeytanları,
insanları Allah’ın yolundan alıkoyanlar,
ileri gelenler ve otoriteler,
sorgulanmadan takip edilen atalar,
dinî otoriteler,
Allah hakkında bilgisizce konuşanlar,
Allah’ın yolunu eğip bükmeye çalışanlar,
çoğunluğun baskısını hakikat ölçüsü haline getirenler.
Fakat Kur’an’ın mesajı sadece:
“Saptırıcılar kötüdür.”
değildir.
Bundan daha ağır bir mesaj vardır:
Saptırıcıya teslim olmak da insanın kendi tercihidir.
Bu nedenle Kur’an’ın gösterdiği güvenli yol, insanları mutlaklaştırmak değil, Allah’ın indirdiğine uymaktır.
Kur’an şöyle buyurur:
“Bu, kendisiyle uyarılmaları ve tek bir ilah olduğunu bilmeleri için insanlara bir bildiridir...”İbrahim 14:52
Ve:
“Size Rabbinizden indirilene uyun; O’ndan başkalarını veliler edinerek onlara uymayın.”A‘râf 7:3
Böylece mesele yalnızca:
“Bizi kim saptırdı?”
sorusu olmaktan çıkar.
Asıl soru şudur:
“Allah bize hakikatin ölçüsünü vermişken, biz neden bir başkasının peşinden gittik?”
Çünkü kıyamet günü saptırılanların söyleyeceği söz şudur:
“Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik; onlar da bizi yoldan saptırdılar.”
Ahzâb 33:67
Fakat insanın bugün sahip olduğu imkân hâlâ vardır:
Dinlemek.
Düşünmek.
Ayırt etmek.
Delil istemek.
Allah’ın indirdiğine uymak.
Çünkü yarın söylenecek:
“Bizi onlar saptırdı.”
cümlesinin bugün bir mazeret olmaktan çıkmasının yolu, başkasının otoritesine teslim olmadan önce Allah’ın ölçüsüne dönmektir.
Asıl mesele saptırıcıların kim olduğunu bilmek kadar, saptırılmaya neden açık olduğumuzu fark etmektir.

Yorumlar
Yorum Gönder