DİNLERİN ORTAK AHLAKI: KUR’AN NEDEN ONLARIN İYİLERİNİ MÜJDELİYOR?
DİNLERİN ORTAK AHLAKI: KUR’AN NEDEN ONLARIN İYİLERİNİ MÜJDELİYOR?
Bir düşünelim:
Hristiyanlık hırsızlığı serbest mi bırakıyor?
Adam öldürmeyi sevap mı sayıyor?
Yetimi ezmeyi, fakiri sömürmeyi, yalan söylemeyi, zulmetmeyi mi öğütlüyor?
Elbette hayır.
Aynı şekilde Yahudilikte de hırsızlık, cinayet ve zulüm bir erdem olarak sunulmaz. Farklı dinî geleneklerde ayrıntılı hükümler, ritüeller ve teolojik kabuller farklılaşabilir; fakat insan hayatının temel ahlaki zemininde dikkat çekici ortaklıklar vardır.
Neden?
Çünkü Kur’an, insanı yalnızca bir mezhep, cemaat veya din etiketiyle tanımlamaz. Allah insanı bir fıtrat üzere yaratmıştır.
“Öyleyse yüzünü hanîf olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir.”Rûm 30:30
Demek ki insanın yaratılışında hakikate ve temel ahlaki değerlere yönelme kapasitesi vardır.
ORTAK AHLAK, ORTAK YARATILIŞA İŞARET EDER
Hırsızlığın kötü olduğu, masum bir insanı öldürmenin zulüm olduğu, yetimin korunması gerektiği, fakirin gözetilmesinin erdem olduğu yalnızca bir topluluğun icadı değildir.
Kur’an da sürekli olarak adalet, iyilik, merhamet, infak, yetimi gözetme ve zulümden kaçınma çağrısı yapar.
Örneğin:
“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip kakan odur. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.”Mâûn 107:1-3
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Ahlak, yalnızca kimlik meselesi değildir.
Bir insan “Müslümanım” dediği hâlde yetimi eziyor, yoksulu görmezden geliyor, haksızlık yapıyorsa Kur’an’ın ahlaki ölçüsünden uzaklaşmış olur.
Buna karşılık başka bir topluluktan bir insan adalet ediyor, yoksulu gözetiyor, merhamet ediyor ve iyilik yapıyorsa bu davranış Kur’an’ın övdüğü ahlaki değerlerle örtüşür.
KUR’AN HERKESİ AYNI TORBAYA KOYMUYOR
Kur’an’ın dikkat çekici özelliklerinden biri de Ehl-i Kitap hakkında toptancı bir hüküm vermemesidir.
“Hepsi bir değildir.”Âl-i İmrân 3:113
Ardından onların içerisinden Allah’ın ayetlerine yönelen, secde eden, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve hayır işleyen kimselerden söz edilir.
Daha da çarpıcı olanı Bakara 2:62’dir:
“Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hristiyanlar ve Sâbiîlerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında ödülleri vardır.”
Bu ayeti görmezden gelip:
“Bizden olmayan herkes kötüdür.”
şeklinde bir din anlayışı oluşturmak, Kur’an’ın kendi ayrımlarını yok saymaktır.
Kur’an’ın ölçüsü nettir:
İman ve salih amel.
HRİSTİYANLARIN İYİLERİNE KUR’AN NEDEN MÜJDE VERİYOR?
Mâide 5:82-85'te Hristiyanlar arasında hakikate karşı daha yakın duran, kibirlenmeyen ve Allah’ın mesajını işittiğinde onu tanıyıp gözleri yaşaran kimselerden söz edilir.
Bu çok önemli bir noktadır.
Eğer mesele yalnızca “hangi etiketi taşıyorsun?” olsaydı, Kur’an böyle bir ayrım yapmazdı.
Fakat Kur’an insanları davranışları, imanları, tutumları ve hakikate karşı tavırlarıyla değerlendirir.
Dolayısıyla Kur’an’ın mesajı şudur:
Bir topluluğun tamamını, içindeki kötüleri sebebiyle mahkûm edemezsin; iyileri de kötüleri sebebiyle yok sayamazsın.
PEKİ DİNLER NEDEN BAZI TEMEL AHLAKİ İLKELERDE BULUŞUYOR?
Çünkü insan aynı insan.
Allah’ın yarattığı insanın fıtratı, zulmü adalet; cinayeti merhamet; hırsızlığı emanet olarak algılamaz.
Bu yüzden farklı toplumlarda, farklı dönemlerde ve farklı dinî geleneklerde temel ahlaki ilkelerin birbirine yaklaşması şaşırtıcı değildir.
Kur’an bunu insanın yaratılışıyla ilişkilendirir.
Rûm 30:30: Fıtrat.
Yani mesele sadece tarih boyunca aktarılan dinî kültür değildir. İnsan doğasının içine yerleştirilmiş bir ahlaki yöneliş de vardır.
DİN SADECE ETİKET Mİ?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Bir insanın üzerinde “Müslüman” yazması onu otomatik olarak adil yapar mı?
Bir insanın üzerinde “Hristiyan” yazması onu otomatik olarak kötü yapar mı?
Kur’an böyle mekanik bir sistem kurmaz.
Hatta Kur’an, iman iddiasını davranışlarla sınar.
Salih amel sürekli olarak imanın yanında zikredilir.
Çünkü söz ile gerçeklik aynı şey değildir.
Bir insan Allah’a inandığını söyleyebilir fakat zulmedebilir.
Başka biri farklı bir topluluğa mensup olabilir fakat adalet edebilir, yoksulu gözetebilir, yetimi koruyabilir ve iyilik peşinde koşabilir.
Kur’an’ın değerlendirmesi burada önem kazanır.
“HAYIRDA YARIŞIN”
Mâide 5:48’de Allah şöyle bildirir:
“Her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdikleriyle sizi sınamak için böyle yaptı. Öyleyse hayırlarda yarışın.”
Bu ayet, farklı toplulukların varlığını inkâr etmek yerine hayırda yarışmayı öne çıkarıyor.
Bu çok güçlü bir perspektiftir.
Çünkü din adına birbirine üstünlük taslayan insanların aksine Kur’an:
“Hayırda yarışın.”
diyor.
Yani mesele sadece “Ben hangi topluluktayım?” değildir.
Mesele:
Ne yapıyorum?
Kime zulmediyorum?
Kimi gözetiyorum?
Adaleti ayakta tutuyor muyum?
Allah’ın verdiği nimet karşısında nasıl davranıyorum?
sorularıdır.
SONUÇ: FITRAT, AHLAKIN ORTAK ZEMİNİDİR
Kur’an bize insanlığın tamamını tek bir etiket üzerinden değerlendirmeyi öğretmez.
Farklı topluluklar içinde iyiler de vardır, kötüler de.
Allah’ın ölçüsü ise insanın iddiasından daha büyüktür.
Fıtrat vardır.
Vicdan vardır.
Akıl vardır.
Vahiy vardır.
Ve bunların ışığında insanın ne yaptığı vardır.
Bu nedenle Kur’an’ın mesajını yalnızca:
“Bizim dinimiz doğru, diğerleri yanlış.”
seviyesine indirgemek, Kur’an’ın insanlara yaptığı daha derin çağrıyı kaçırmaktır.
Çünkü Kur’an, farklı toplulukların içerisindeki iyileri de görür, onları toptan mahkûm etmez ve salih amel sahiplerine müjde verir.
Ve insanı yeniden fıtratına çağırır:
“Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata…”Rûm 30:30
Belki de asıl soru şudur:
Sen hangi etiketi taşıyorsun değil; Allah’ın sana verdiği fıtrata ve hakikate nasıl karşılık veriyorsun?

Yorumlar
Yorum Gönder