İKİ ELLE YAPILAN DİN VE TAKILAN İSİMLER
İKİ ELLE YAPILAN DİN VE TAKILAN İSİMLER
Kur’an’da bazı ayetler vardır; bir kez gerçekten okuduğunuzda, din adına oluşturulan birçok kabule başka gözle bakarsınız.
A‘râf Suresi 70. ayette kavmin cevabı şöyle:
“Dediler ki: ‘Bize yalnız Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın kulluk ettiklerini bırakmamız için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi getir.’”
Dikkat edin:
“Atalarımızın kulluk ettikleri…”
İşte ardından gelen 71. ayet, meselenin merkezine doğrudan isimlendirmeyi koyuyor:
“Rabb'inizin azabı ve öfkesi, hakkınızda kesinleşti. Haklarında Allah'ın hiçbir yetki belgesi indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimler hakkında benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse! Kuşkusuz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”A‘râf 7:71
Of of of!
“Allah’ın hiçbir yetki belgesi indirmediği…”
Ve hemen ardından:
“Sizin ve atalarınızın taktığı isimler…”
Peki bu isimleri kim takıyor?
Allah mı?
Hayır.
İnsanlar ve ataları!
İşte burada çok temel bir soru ortaya çıkıyor:
Allah’ın dininde Allah’ın vermediği isimleri kim oluşturuyor?
Bir şey Allah tarafından bildirilmemişse, insanlar onu kendi elleriyle oluşturup ona bir isim verebilir.
Yazabilir.
Çizebilir.
Yontabilir.
Sistemleştirebilir.
Kurallar koyabilir.
Sonra da o oluşturdukları şeye dinî bir anlam yükleyebilirler.
Fakat sorun tam burada başlıyor:
İnsan eliyle oluşturulan bir şey, Allah’ın dini olabilir mi?
Allah’ın indirmediği bir yetki, insanın verdiği isimle Allah’ın yetkisine dönüşebilir mi?
Hayır.
Kur’an bunun için tekrar tekrar yetki meselesini gündeme getiriyor.
Şûrâ 42:21:
“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri dinden kendilerine meşru kılan ortakları mı var?”
Dikkat!
“Allah’ın izin vermediği…”
Demek ki din adına bir şey ortaya koymanın temel sorusu şudur:
Allah buna izin verdi mi?
İnsanların iki eliyle oluşturduğu bir yapı, Allah’ın vahyiyle desteklenmiyorsa, üzerine ne kadar isim yazılırsa yazılsın Allah’ın hükmü haline gelmez.
İşte burada “iki el” meselesi önem kazanıyor.
İnsan iki eliyle bir şey üretir.
Yazar.
Derler.
Toplar.
Sistem kurar.
İsim verir.
Sonra nesilden nesile aktarır.
Bir süre sonra insanlar o yapının Allah tarafından gönderildiğini zannetmeye başlayabilir.
İşte Kur’an bu noktada insanı uyandırıyor:
“Haklarında Allah’ın hiçbir yetki belgesi indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimler hakkında benimle tartışıyor musunuz?”
Yani:
Kur’an başka bir yerde de şöyle soruyor:
Ve Nahl 16:116:
“Dillerinizin yalan yere nitelemeleriyle, ‘Bu helaldir, bu haramdır’ demeyin; Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz.”
İşte mesele yalnızca bir kelime değildir.
İsimlendirme, eğer beraberinde dinî hüküm getiriyorsa otorite iddiasına dönüşür.
“Bu dinin şartıdır.”
“Bu Allah’ın emridir.”
“Bu haramdır.”
“Bu farzdır.”
“Bunu yapmayan dinden çıkar.”
“Şu kişiye bağlanmak gerekir.”
“Şu kitabın hükmü bağlayıcıdır.”
“Şu makam din adına yetkilidir.”
Kur’an’ın karşısında bütün bu iddialar için tek bir soru vardır:
ALLAH BUNUN HAKKINDA BİR YETKİ BELGESİ İNDİRDİ Mİ?
Eğer Allah indirdiyse mesele kapanır.
Ama Allah indirmediyse, insanın iki eliyle oluşturduğu şey, ne kadar eski olursa olsun vahiy değildir.
Ne kadar çok kişi savunursa savunsun vahiy değildir.
Ne kadar büyük bir dinî yapı haline gelirse gelsin vahiy değildir.
Ne kadar kutsal isimler verilirse verilsin vahiy değildir.
Çünkü dinin sahibi Allah’tır.
A‘râf 7:70’te sorun ataların yolu olarak karşımıza çıkıyor.
7:71’de ataların taktığı isimler önümüze geliyor.
7:72’de ise Allah’ın ayetlerini yalanlayanların sonu bildiriliyor:
“Böylece onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık; ayetlerimizi yalanlayanların kökünü kestik. Onlar iman eden kimseler değillerdi.”
Demek ki mesele basit bir isim tartışması değildir.
Mesele şudur:
Allah’ın indirdiği ile insanın ürettiğini birbirinden ayırmak.
Vahiy ile geleneği.
Allah’ın hükmü ile insanın hükmünü.
Allah’ın verdiği isim ile insanın taktığı ismi.
Allah’ın yetkisi ile insanın iddiasını.
İşte Kur’an bizi burada düşünmeye çağırıyor.
Allah katından olmayan; din adına insanın iki eliyle oluşturduğu, yazdığı, çizdiği, yonttuğu, sistemleştirdiği ve ardından isim verdiği her şey sorgulanmalıdır.
Çünkü isim koymak kolaydır.
Asıl mesele o isme Allah’ın yetki verip vermediğidir.
Öyleyse din adına önümüze getirilen her isim için soralım:
Kim koydu bu ismi?
Kim verdi bu yetkiyi?
Allah mı söyledi?
Yoksa insanlar ve ataları mı taktılar?
A‘râf 7:71’in sarsıcı sorusu hâlâ karşımızda duruyor:
“Haklarında Allah’ın hiçbir yetki belgesi indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimler hakkında benimle tartışıyor musunuz?”
İşte mesele tam olarak budur:
İsimlendirmeleri kim yapıyor?
Ve daha önemlisi:

Yorumlar
Yorum Gönder