KUR’AN’IN TERTİBİ TESADÜF MÜ?
KUR’AN’IN TERTİBİ TESADÜF MÜ?
Kur’an’ı yalnızca peş peşe okunacak ayetlerden oluşan bir metin olarak görmek, onun nasıl anlaşılması gerektiği konusunda önemli bir yanılgıdır. Çünkü Kur’an kendisini “kitap” olarak tanıtır ve kendi bütünlüğüne dikkat çeker.
Kıyâmet Suresi’nde Rabbimiz son derece dikkat çekici bir ifade kullanır:
Burada üç önemli fiil art arda gelir:
Toplamak… okutmak… açıklamak.
Üstelik bunların öznesi insanoğlu değil, Allah’tır.
“Onu toplamak bize aittir.”
Bu ifade üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekir.
Eğer Allah vahyi indiriyor, onu topladığını söylüyor, okunmasını kendisi öğretiyor ve açıklamasını da kendisine nispet ediyorsa; Kur’an’ın parçalarını birbirinden kopararak, her ayeti kendi başına değerlendirip sonra dışarıdan açıklamalarla tamamlamak ne kadar doğru olabilir?
Kur’an’ın dikkat çekici özelliklerinden biri de ayetlerin birbirini açıklaması, aynı konunun farklı surelerde farklı yönleriyle ele alınması ve kavramların kitabın bütünü içerisinde anlam kazanmasıdır.
Rabbimiz şöyle buyurur:
Demek ki karşımızda rastgele yan yana getirilmiş cümleler değil, kendi içerisinde bağlantıları bulunan bir kitap vardır.
Buradan çok önemli bir soru doğuyor:
Surelerin ve ayetlerin Kur’an içerisindeki mevcut tertibi tamamen tesadüf müdür?
Kur’an bize, bugünkü sure sırasının tarihsel olarak hangi aşamalardan geçtiğini ayrıntılı biçimde anlatmaz. Bu nedenle, “surelerin mevcut sırasını şu şekilde Allah belirledi” şeklinde Kur’an’ın açıkça söylemediği tarihsel bir hüküm vermek doğru olmaz.
Fakat bundan, tertibin anlamsız veya rastgele olduğunu da çıkaramayız.
Çünkü Kur’an’ın kendisi “onu toplamak bize aittir” diyor.
Daha önemlisi, Kur’an’ın bütününde olağanüstü bir anlam örgüsü görülüyor. Bir surede ortaya konan kavram, başka bir surede açıklanıyor; bir yerde kapalı görünen konu başka bir yerde açılıyor; aynı kelime farklı bağlamlarda kullanılarak anlam alanını belirginleştiriyor.
Bu nedenle Kur’an’ı anlamanın en güvenilir yollarından biri, Kur’an’ı yine Kur’an ile açıklamaktır.
Rabbimiz:
buyuruyor.
Öyleyse Kur’an’ın açıklanması için kitabın dışından ikinci bir din kitabına ihtiyaç olduğunu varsaymadan önce, kitabın kendi açıklama sistemini araştırmalıyız.
Çünkü Allah:
buyuruyor.
Burada mesele yalnızca sure sırasının tesadüf olup olmaması değildir.
Asıl mesele şudur:
Allah’ın topladığını söylediği kitabı biz neden parçalayıp sonra dışarıdan tamamlamaya çalışıyoruz?
Kur’an’ın bir bütün olduğunu kabul ediyorsak, bir ayeti başka bir ayete karşı kullanamayız. Bir kavramı tek bir yerdeki anlamıyla donduramayız. Bir hükmü kitabın genel mesajından koparamayız.
Kur’an’ın tertibi üzerine düşünmek, bizi sonunda şu temel gerçeğe götürür:
Bu kitap yalnızca okunmak için değil, düşünülmek ve anlaşılmak için gönderilmiştir.
Rabbimiz:
diye soruyor.
Demek ki Rabbimiz bizden yalnızca birilerinin söylediklerini tekrarlamamızı istemiyor.
Düşünmemizi istiyor.
Kitabın bütününü görmemizi istiyor.
Ayetleri birbirleriyle ilişkilendirmemizi istiyor.
Ve en önemlisi, Allah’ın topladığını söylediği kitabın açıklamasını yine Allah’ın kitabında aramamızı istiyor.
Bu nedenle Kur’an’ın tertibini “tesadüfen oluşmuş bir sıralama” diye küçümsemek de, Kur’an’ın açıkça söylemediği tarihsel ayrıntıları kesin hüküm gibi sunmak da doğru değildir.
Doğru olan, kitabın kendi iddiasını ciddiye almaktır:
“Onu toplamak ve onu okutmak bize aittir… Sonra onu açıklamak da bize aittir.”
Öyleyse Kur’an’ı parçalamadan okuyalım.
Allah’ın topladığı kitabı, Allah’ın kitabıyla anlayalım.
Çünkü Kur’an’ın açıklamasını ararken ilk bakmamız gereken yer, Kur’an’ın kendisidir.

Yorumlar
Yorum Gönder