ELLERİNİZLE BÜYÜTTÜĞÜNÜZ İLAHLAR

 




ELLERİNİZLE BÜYÜTTÜĞÜNÜZ İLAHLAR

Çağdaş Putperestlik ve İsimlendirme Yetkisi

İnsanlığın bir kısmı taş putları kırdı. Kırdığı taşla iş bitti sandı. İki elleri ile yaptığını kavrayamadı. Bunları insan üretti.

Taştan yapılmış heykellerin önünde eğilmeyi ilkel buldu; sonra kendi elleriyle yetiştirdiği, yücelttiği, kusursuzlaştırdığı ve dokunulmazlaştırdığı beşerlerin önünde eğilmeye başladı.

İlk nebiler zamanı yazı aktif kullanılan bir araç değildi. Önder bildikleri din adamlarını, yöneticilerini benimsiyor, kutsiyet atfediyor. İki elle yaptığı putu kırıp, iki elle yazdıklarına yöneldi. Değişen bir şey yoktu. Yine iki eller ile üretilenler için uyarı geldi, elleri ile kitap yazıp, hak katından derler...

Bir din büyüğü, bir âlim, bir şeyh, bir önder, bir lider, bir kanaat sahibi, bir siyasi figür, bir ulusal kahraman...

İsimler değişir.

Mekanizma değişmez.

İnsan bir beşeri normal sınırlarından çıkarıp kutsal bir konuma yerleştiriyorsa, onun sözünü eleştirilemez hâle getiriyorsa, onun adına dinî hükümler üretiyor ve onun görüşlerini Allah'ın sözüyle yarışır hâle getiriyorsa artık ortada sıradan bir insan sevgisi yoktur.

Putlaştırma vardır.

Çünkü put yalnızca önünde secde edilen taş değildir.

Put;

kendisine mutlak bağlılık gösterilen,

sorgulanması yasaklanan,

yanılmaz kabul edilen,

Allah'ın yerine veya Allah'ın yanında hüküm koyma yetkisi verilen her şeydir.


PUTLARI ARTIK TAŞTAN YONTMUYORUZ

Kur'an'ın anlattığı putperestlik, yalnızca taştan yapılmış heykellerden ibaret değildir.

Asıl mesele, insanın Allah'a ait olan yetkileri başka varlıklara vermesidir.

Mekke müşrikleri de putlarının evreni yarattığını söylemek zorunda değillerdi.

Onların gerekçesi son derece dikkat çekiciydi:

“Biz bunlara ancak bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.”
Zümer 39:3

İşte putperestliğin en tehlikeli cümlelerinden biri budur:

“Biz Allah'a inanıyoruz; fakat Allah'a ulaşmak için bunlara ihtiyacımız var.”

Putperestlik çoğu zaman Allah'ı inkâr ederek başlamaz.

Allah ile kul arasına bir otorite koyarak başlar.

Önce “aracı” denir.

Sonra “vesile” denir.

Sonra “büyük” denir.

Sonra “kutsal” denir.

Sonra “yanılmaz” denir.

Sonra onun sözleri din adına konuşmaya başlar.

En sonunda insan, Allah'ın kitabından önce o kişinin sözünü sorar.

İşte put böyle büyür.


“BİZ BÜYÜKLERİMİZE UYDUK!”

Kur'an, insanın kendi iradesini nasıl başkasına teslim ettiğini ve bunun sonucunda nasıl pişman olduğunu açıkça anlatır.

Ahzâb Suresi'nde cehennem ehlinin itirafı son derece sarsıcıdır:

“Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat ettik; böylece onlar bizi yoldan saptırdılar.”
Ahzâb 33:67

Dikkat edin:

“Bizi zorladılar” demiyorlar.

“Bizi tehdit ettiler” demiyorlar.

“Bizi mecbur bıraktılar” demiyorlar.

İtaat ettik” diyorlar.

Sonra da:

“Onlar bizi yoldan saptırdılar.”

Bu, insanın sorumluluktan kaçamayacağını gösteren korkunç bir itiraftır.

Çünkü insan, kıyamet günü:

“Ama benim büyüğüm böyle söyledi.”

diyerek sorumluluktan kurtulamayacaktır.

“Ben sadece hocamı takip ettim.”

“Ben sadece atalarımın yolundan gittim.”

“Ben sadece cemaatimin söylediklerini yaptım.”

“Ben sadece büyüklerimize uyduk.”

Bunların hiçbiri insanı kurtarmayacaktır.

Çünkü Allah insana akıl vermiştir.

Vahiy vermiştir.

Sorumluluk vermiştir.

Ve hiçbir beşere “Sen artık düşünme, benim yerime karar ver” yetkisi vermemiştir.


“ONLAR DA BİZİ SAPTIRDILAR”

Ahzâb 67'nin hemen ardından gelen ayet, bu teslimiyetin sonucunu daha da ağırlaştırır:

“Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle lanetle.”
Ahzâb 33:68

Fakat burada çok önemli bir nokta vardır.

İnsan hem saptıranların sorumluluğunu kabul eder hem de kendi sorumluluğunu ortadan kaldıramaz.

Çünkü Kur'an başka bir yerde insanın yanlış kişiye bağlanmasının nasıl bir pişmanlığa dönüşeceğini gösterir:

“O gün zalim, ellerini ısırarak: ‘Keşke Rasûl ile birlikte bir yol edinmiş olsaydım! Yazıklar olsun bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! Andolsun, bana gelen Zikir'den beni o saptırdı’ der.”
Furkân 25:27-29

İşte putlaştırmanın sonu budur:

Önce hayranlık.

Sonra teslimiyet.

Sonra bağımlılık.

Sonra sapma.

En sonunda pişmanlık.

Ama artık çok geçtir.


“BİZ ATALARIMIZI BÖYLE BULDUK”

Putların en sağlam kalelerinden biri de gelenektir.

İnsan çoğu zaman:

“Bu yanlış mı?”

diye sormaz.

Şunu sorar:

“Büyüklerimiz bunu böyle yapmış mı?”

Kur'an bu zihniyeti deşifre eder:

“Hayır! Biz atalarımızı bir inanç üzerinde bulduk ve biz onların izleri üzerinde doğru yolu bulmuş kimseleriz.”
Zuhruf 43:22

Ardından:

“Senden önce de hangi şehre bir uyarıcı gönderdiysek, oranın şımarık zenginleri mutlaka: ‘Biz atalarımızı bir yol üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyuyoruz’ dediler.”
Zuhruf 43:23

İşte insanın en tehlikeli cümlelerinden biri:

“Biz hep böyle gördük.”

Ama hakikat, “hep böyle yapılmış” olduğu için hakikat değildir.

Bir şeyin eski olması onu doğru yapmaz.

Bir şeyin milyonlarca insan tarafından benimsenmesi onu doğru yapmaz.

Bir şeyin büyükler tarafından aktarılması onu doğru yapmaz.

Bir şeyin gelenek hâline gelmesi onu vahiy hâline getirmez.

Ataların yolu ile Allah'ın yolu aynı şey değildir.


BÜYÜKLERİMİZİ ALLAH'IN ÖNÜNE KOYDUĞUMUZ AN

İşte putlaştırmanın kritik noktası burasıdır.

Bir insanı sevebilirsiniz.

Bir büyüğünüzü sayabilirsiniz.

Bir âlimden faydalanabilirsiniz.

Bir öğretmenden öğrenebilirsiniz.

Fakat onun sözünü Allah'ın hükmünün üzerine çıkaramazsınız.

Çünkü bir insanın büyüklüğü, ona ilahlık yetkisi vermez.

Bir insanın bilgisi, ona vahiy yetkisi vermez.

Bir insanın makamı, ona haram-helal belirleme yetkisi vermez.

Bir insanın milyonlarca takipçisinin olması, onu hakikatin sahibi yapmaz.

Kalabalık, vahyin ölçüsü değildir.

Şöhret, doğruluğun delili değildir.

Gelenek, vahyin yerine geçemez.

Büyüklük, kutsallık değildir.


İKİ ELLE YONTULAN PUT

İnsan önce bir kişiyi seçer.

Sonra onu yüceltir.

Sonra kusurlarını örter.

Sonra sözlerini kutsallaştırır.

Sonra eleştiriyi yasaklar.

Sonra ona özel sıfatlar verir.

Sonra onun adına hükümler üretir.

Sonra ürettiği hükümleri Allah'ın dini gibi sunar.

Böylece insanın kendi elleriyle yaptığı bir otorite putuna dönüşür.

Bu nedenle çağdaş putperestliğin en büyük putları taş ocaklarında değil, insan zihninde üretilmektedir.

Ve belki de en korkuncu şudur:

İnsan kendi yaptığı puta taparken, puta kendisinin yaptığını unutmaktadır.


HER KABİLENİN KENDİ PUTU VARDIR

Putlar yalnızca bireysel değildir.

Kabileler de put üretir.

Topluluklar da üretir.

Mezhepler de üretir.

Siyasi hareketler de üretir.

Milletler de üretir.

Her yapı, kendi kutsallarını oluşturabilir.

Birinin putu yereldir.

Birinin putu ulusaldır.

Birinin putu mezhebîdir.

Birinin putu siyasidir.

Birinin putu dinî kisve taşır.

Ama mekanizma aynıdır:

“Bizim büyüğümüze dokunma!”

Çünkü artık mesele hakikat değildir.

Mesele putun korunmasıdır.

Putun adı değişir.

Ama savunma cümlesi aynıdır:

“Ona dil uzatma!”

Neden?

Çünkü insan, kendi elleriyle büyüttüğü putun yıkılmasından korkmaktadır.


“BİZİ SAPTIRDILAR” DEMEDEN ÖNCE SOR

Ahzâb 67'deki itiraf, bugünün insanına da çok ağır bir soru yöneltir:

Sen kime uyuyorsun?

Bir insanın sözünü Allah'ın sözü gibi mi kabul ediyorsun?

Bir grubun görüşünü dinin kendisi mi sanıyorsun?

Atalarından gelen her uygulamayı sorgulanamaz mı görüyorsun?

Bir büyüğünün yanlış yapabileceğini düşünmüyor musun?

Onun sözünü Kur'an'a arz etmek yerine Kur'an'ı onun sözlerine göre mi yorumluyorsun?

Eğer böyleyse, yarın:

“Onlar bizi saptırdılar.”

demek seni kurtarmayacak.

Çünkü bugün seçim senin.

Bugün tercih senin.

Bugün teslimiyet senin.

Yarın sorumluluk da senin.


PUTUN EN GÜÇLÜ ZIRHI: İSİMLENDİRME

Putlaştırmanın en güçlü araçlarından biri isimlendirmedir.

Bir insana “kutsal” derseniz, onu sıradan insan olmaktan çıkarırsınız.

“Yanılmaz” derseniz, eleştirinin kapısını kapatırsınız.

“Allah dostu” derseniz, onun davranışlarını sorgulamayı zorlaştırırsınız.

“Dinin temsilcisi” derseniz, sözlerini dinleştirirsiniz.

“Büyük” derseniz, insanların önüne koyarsınız.

“Şefaatçi” derseniz, insanların umutlarını ona bağlarsınız.

“Allah'a yaklaştıran” derseniz, onu Allah ile kul arasındaki makama yerleştirirsiniz.

Böylece bir insanı önce isimlendirir, sonra konumlandırır, ardından kutsallaştırırsınız.

Oysa burada çok temel bir soru vardır:

İSİMLENDİRME YETKİSİ KİMİN?

Bir insanı “kutsal” ilan etme yetkisini bize kim verdi?

Bir insanı “yanılmaz” ilan etme yetkisini bize kim verdi?

Bir insanı Allah ile kul arasında aracı ilan etme yetkisini bize kim verdi?

Bir insanın sözünü Allah'ın sözüyle aynı seviyeye çıkarma yetkisini bize kim verdi?

Allah'ın kitabı bu soruların cevabını tekrar tekrar ortaya koyar:

Hüküm Allah'ındır.

Din Allah'ındır.

Şefaat Allah'ındır.

Öyleyse insanın görevi Allah'ın bıraktığı alanı kendi isimlendirmeleriyle doldurmak değildir.


ALLAH'IN İSİMLENDİRMEDİĞİNİ SEN NEDEN İSİMLENDİRİYORSUN?

Asıl sarsıcı soru budur.

Allah bir kişiyi kutsal ilan etmemişse, sen neden kutsuyorsun?

Allah bir kişiye yanılmazlık vermemişse, sen neden yanılmazlık veriyorsun?

Allah bir kişiye aracılık yetkisi vermemişse, sen neden ona aracılık makamı veriyorsun?

Allah bir şeyi haram kılmamışsa, sen hangi yetkiyle onu Allah adına haramlaştırıyorsun?

Allah'ın açıklamadığı bir ayrıntıyı sen neden dinin vazgeçilmez şartı hâline getiriyorsun?

İnsan burada farkında olmadan kendisine isimlendirme ve hüküm verme yetkisi yüklemektedir.

İşte tehlike tam buradadır.

Çünkü Allah'ın yetkisini paylaşmaya başladığınız anda mesele artık yalnızca “saygı” meselesi değildir.

Tevhid meselesidir.


ŞEFAAT: PUTUN EN BÜYÜK PAZARI

Putlaştırmanın en güçlü sermayesi ise şefaattir.

Çünkü insan hesap vermekten korkar.

Kendi sorumluluğunu taşımak istemez.

Kendisini kurtaracak bir makam arar.

Birinin kendisi için konuşmasını ister.

Birinin kendisine torpil geçmesini ister.

Birinin Allah katında kendisini kurtarmasını ister.

İşte burada put yeniden ortaya çıkar.

Kur'an sorar:

“Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler?”
Zümer 39:43

Ardından cevap gelir:

“Şefaat bütünüyle Allah'ındır.”
Zümer 39:44

Bu cümle, insanın kurduğu bütün aracı düzeneklerini sarsar.

Çünkü şefaat piyasası kurulduğunda insanın Allah ile doğrudan sorumluluk ilişkisi bozulur.

Artık insan Allah'a yönelmek yerine bir isme yönelmeye başlar.

Allah'ın kitabına sarılmak yerine bir şahsın eteğine sarılır.

Hakikati araştırmak yerine bir otoritenin onayını arar.

İşte putperestlik tam burada modern kıyafetini giyer.


DİNDE İKİ OTORİTE OLMAZ

Allah'ın dini üzerinde iki bağımsız otorite kuramazsınız. İki ilah edinme yasaklanır.

Bir tarafta Allah olacak,

diğer tarafta Allah adına konuşan ve söyledikleri sorgulanamayan bir beşer olacaksa,

artık sorun yalnızca bilgi sorunu değildir.

Otorite sorunudur.

Allah'ın hükmü ile beşerin hükmü yan yana getirildiğinde, insan farkında olmadan ikinci bir otorite oluşturur.

Ve ikinci otorite zamanla ikinci bir “rab” konumuna yükselir.

Kur'an'ın uyarısı bu nedenle son derece ağırdır:

“Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler...”  Tevbe 9:31 

O size, “Melekleri ve peygamberleri rab edinin” diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, hiç o size kalkıp da kâfir olmayı emreder mi? Ali İmran 3:80

Buradaki dehşet şudur:

Onlara gökyüzünü yaratan ilahlar olarak tapmadılar.

Ama onların dini belirleme yetkisini kabul ettiler.

İşte rab edinmenin görünmez biçimlerinden biri budur.


ÇAĞDAŞ PUTPERESTLİK TAM DA BUDUR

Bugünün putu size:

“Bana secde et.”

demiyor.

Daha sofistike konuşuyor:

“Beni sorgulama.”

diyor.

“Benim sözümü din olarak kabul et.”

diyor.

“Benim yorumumu Allah'ın muradı olarak gör.”

diyor.

“Benim grubumdan ayrılma.”

diyor.

“Benim büyüğümü eleştirme.”

diyor.

“Bizim geleneğimizi sorgulama.”

diyor.

Ve insan bütün bunları yaparken kendisini hâlâ putperestlikten tamamen uzak sanıyor.

Çünkü önünde taş yok.

Ama dokunulmaz insan var.

Heykel yok.

Ama kutsallaştırılmış isim var.

Tapınak yok.

Ama dokunulmaz makam var.

Putun önünde eğilmiyor.

Ama putun söylediğini sorgulamıyor.


PUTUN ADI DEĞİŞİNCE HAKİKAT DEĞİŞMEZ

Dün putun adı Lat, Uzza veya Menât olabilirdi.

Bugün başka isimler taşıyabilir.

Dün taşın önünde insanlar Allah'a yakınlaşmayı umuyordu.

Bugün bir beşerin Allah katında kendilerini yaklaştıracağını düşünebilirler.

Dün:

“Bizi Allah'a yaklaştırsınlar.”

dediler.

Bugün:

“O büyük Allah katında bizi yalnız bırakmaz.”

denilebilir.

Dün:

“Atalarımız böyle yapıyordu.”

dediler.

Bugün:

“Bizim büyüklerimiz böyle öğretti.”

denilebilir.

Dün:

“Biz sadece onlara uyduk.”

dediler.

Bugün:

“Biz sadece hocalarımıza uyduk.”

denilebilir.

Cümlelerin elbisesi değişmiştir.

Zihniyet değişmemiştir.


PUTUN KIRILMASI TAŞIN KIRILMASI DEĞİLDİR

Asıl put kırmak, insanın zihnindeki dokunulmazlıkları kırmaktır.

Bir insanın iyi olması başka şeydir.

Bir insanı kutsallaştırmak başka şeydir.

Bir insanın bilgili olması başka şeydir.

Bir insanı yanılmaz kabul etmek başka şeydir.

Bir insana saygı göstermek başka şeydir.

Bir insanı Allah'ın önüne geçirmek başka şeydir.

Bir insanın sözünden faydalanmak başka şeydir.

Bir insanın sözünü Allah'ın hükmü hâline getirmek bambaşka bir şeydir.

İşte tevhid ile putperestlik arasındaki çizgi burada başlar.


İKİ ELİMİZLE YAPTIĞIMIZ PUTLAR

İnsanların iki eliyle yaptıkları yalnızca heykeller değildir.

İnsan bazen iki eliyle bir otorite yapar.

İki eliyle bir mezhep yapar.

İki eliyle bir lider yapar.

İki eliyle bir din adamı sınıfı yapar.

İki eliyle bir kutsal gelenek yapar.

Sonra yaptığı şeye kendisi boyun eğer.

En büyük trajedi de budur:

İnsan kendi yaptığı putun kuluna dönüşür.

Önce onu büyütür.

Sonra onun karşısında küçülür.

Önce ona kutsallık verir.

Sonra onun hükmü altında yaşar.

Önce onun ismini yükseltir.

Sonra Allah'ın isminin önüne koyar.


ÖZGÜRLÜK PUTLAR KIRILDIĞINDA BAŞLAR

Tevhid yalnızca “Allah birdir” demek değildir.

Tevhid aynı zamanda:

Allah'ın yetkisini Allah'a bırakmaktır.

Allah'ın isimlendirmediğini kutsallaştırmamaktır.

Allah'ın vermediği bir yetkiyi hiç kimseye vermemektir.

Allah'ın hükmünü beşerin hükmüne teslim etmemektir.

Allah ile kul arasına kutsal sınıf koymamaktır.

Bir insanı sevmek mümkündür.

Bir insandan öğrenmek mümkündür.

Bir insana saygı göstermek mümkündür.

Ama hiçbir insanı Allah'ın yerine koymak mümkün değildir.

Çünkü insan insandır.

Ne kadar büyük olursa olsun.

Ne kadar bilgili olursa olsun.

Ne kadar seviliyor olursa olsun.

Ne kadar kalabalık onun arkasından gidiyor olursa olsun.

Beşer yine beşerdir.


SON SÖZ: YARIN “BİZİ SAPTIRDILAR” DEMEMEK İÇİN BUGÜN SORGULA

Kur'an'ın önümüze koyduğu tablo son derece açıktır.

Birileri büyütülecek.

İnsanlar onları büyütecek.

Onlara isimler verilecek.

Onlara kutsallık atfedilecek.

Onlara mutlak itaat edilecek.

Sonra yanlışları din hâline getirilecek.

Sonra insanlar:

“Biz büyüklerimize uyduk.”

diyecek.

Ve sonunda:

“Onlar da bizi saptırdılar.”

diyecek.

Fakat o gün artık hiçbir şey değişmeyecek.

Bu nedenle asıl soru:

“Beni kim saptırdı?”

sorusu değildir.

Asıl soru:

“Ben kime teslim oldum?”

sorusudur.

Çünkü insan kendi iradesini başkasına teslim ettiğinde, kendi sorumluluğunu da teslim etmiş olmaz.

Sorumluluk hâlâ ondadır.

Taş putları kırmak kolaydı.

Asıl zor olan, zihnindeki putu görmektir.

Kendi kutsalını görmek.

Kendi dokunulmazını görmek.

Kendi yanılmazını görmek.

Kendi aracını görmek.

Kendi otoritesini görmek.

Kendi kabile putunu görmek.

Ve en önemlisi:

Onu senin yaptığını kabul etmek.

Bugün insanlığın önündeki büyük mesele putların yok olup olmadığı değildir.

Putların isim değiştirmesidir.

Dün taşın adı ilah idi.

Bugün insanın adı otorite olabilir.

Dün heykelin önünde eğiliyorlardı.

Bugün bir ismin önünde düşünmeyi bırakıyorlar.

Dün putlara:

“Bizi Allah'a yaklaştırsınlar.”

diyorlardı.

Bugün aynı cümle başka kelimelerle kuruluyor.

Fakat gerçek değişmedi:

Allah ile kul arasına kutsal bir insan koyamazsınız.

Allah'ın isimlendirmediğini kutsallaştıramazsınız.

Allah'ın vermediği yetkiyi bir beşere veremezsiniz.

Ve en önemlisi:

İNSANLARIN İKİ ELİYLE YONTUP BÜYÜTTÜĞÜ HER KUTSAL BEŞER, KENDİ ELLERİYLE İNŞA ETTİKLERİ BİR PUTA DÖNÜŞEBİLİR.

Yerel putlarınız olabilir.

Ulusal putlarınız olabilir.

Mezhebî putlarınız olabilir.

Siyasi putlarınız olabilir.

Dinî putlarınız olabilir.

Ama tevhid hepsine aynı soruyu sorar:

“BU YETKİYİ SİZE KİM VERDİ?”

Cevap Allah değilse,

putu siz yaptınız.

Ve şimdi sıra onu kırmaya geldi.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣