Kayıtlar

İNSANLARA FİTNE KILINAN LANETLENMİŞ AĞAÇ

Resim
  RÜ’YÂ, LANETLENMİŞ AĞAÇ VE İMTİHAN İsrâ 60’ın Kur’an Bütünlüğündeki Sarsıcı Anlamı İsrâ Sûresi 60. âyet, ilk bakışta yalnızca geçmişte yaşanmış bir olaydan söz ediyor gibi görünür. Fakat âyetin kelimeleri Kur’an’ın diğer ayetleriyle birlikte okunduğunda çok daha çarpıcı bir yapı ortaya çıkar: Allah bir şey gösteriyor, insanı onunla sınıyor; insanın verdiği tepki ise onun iç dünyasını açığa çıkarıyor. Âyet şöyle der: “Hani sana, ‘Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır’ demiştik. Sana gösterdiğimiz rü’yâyı ve Kur’an’da lanetlenmiş ağacı insanlar için yalnızca bir fitne kıldık. Onları korkutuyoruz; fakat bu, onların büyük bir tuğyanından başka bir şeyi artırmıyor.” İsrâ 17/60 Burada dikkat çekici olan yalnızca rü’yâ ve ağaç değildir. Asıl dikkat çekici olan, Allah’ın bunları “fitne” olarak nitelemesidir. Çünkü Kur’an’a göre aynı bildirim, bir insanı hakikate yaklaştırırken başka bir insanın azgınlığını artırabilir. Demek ki mesele yalnızca gösterilen şeyin ne olduğu değildir. As...

İBRAHİM’E GÖSTERİLEN MELEKÛT

Resim
  İBRAHİM’E GÖSTERİLEN MELEKÛT Gökten Yakîne Kur’an, İbrahim’in tevhid yolculuğunu anlatırken son derece dikkat çekici bir cümle kurar: “Böylece İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki kesin bilgiye ulaşanlardan olsun.” En‘âm 6:75 Bu ayetin hemen ardından yıldız, ay ve güneş gelir. Sonunda ise İbrahim şu hükme ulaşır: “Ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim; ben ortak koşanlardan değilim.” En‘âm 6:79 Bu iki ayet arasındaki yolculuk, Kur’an'ın tevhidi nasıl düşündürdüğünü gösterir: Melekût gösterilir → görünen varlıklar sorgulanır → yaratılan ile Yaratan ayrılır → yakîne ulaşılır. Buradaki mesele gökyüzünü seyretmek değil, gökyüzünü okumaktır. MELEKÛT: GÖRÜNENİN ARKASINDAKİ HÜKÜMRANLIK İbrahim'in kavmi putları ilah edinmektedir. İbrahim ise bu anlayışı sorgular: “Putları ilahlar mı ediniyorsunuz?” En‘âm 6:74 Ardından Allah ona göklerin ve yerin melekûtunu gösterir. “Melekût” kelimesi hükümranlık, egemenlik ve yönetim anlam alanına sahiptir. Dolayısıyla bu...

Sözü Mühürleyen İlahi Anlam

Resim
KUR’AN’DA AYET SONLARINDAKİ ALLAH’IN İSİMLERİ Sözü Mühürleyen İlahi Anlam Kur’an’ı okurken çoğu zaman ayetlerin sonunda tekrar eden bazı ifadeler dikkat çeker: “Allah işitendir, bilendir.” “Allah mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir.” “Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” “Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” Bu ifadeler yalnızca ayetin güzel bir şekilde sona ermesini sağlayan sözler değildir. Kur’an’ın anlatımında ayetin sonunda gelen Allah’ın ismi veya isimleri, çoğu zaman ayette anlatılan konu ile doğrudan bağlantılıdır. Ayetin sonunda adeta bir mühür bulunur. Bu mühür, bize anlatılan hükmün, olayın veya uyarının Allah’ın hangi sıfatıyla ilişkili olduğunu gösterir. Bu nedenle Kur’an okunurken yalnızca ayetin başına ve ortasına değil, nasıl sona erdiğine de dikkat etmek gerekir. 1. Allah işitendir ve bilendir Kur’an’da Allah’ın işiten ve bilen oluşunun birlikte zikredilmesi dikkat çekicidir. Örneğin: “Allah, sözlerinizi işitir. Allah bilendir.” (Mü...

Gök Gürültüsü ve Meleklerin Tesbihi

Resim
  GÖK GÜRÜLTÜSÜNÜN TESBİHİ Evrenin Allah’ın emrine verdiği cevap Kur’an, birbirinden tamamen ayrı sandığımız tabiat, melekler, gök ve yer kavramlarını bazen tek bir ilahî düzen içerisinde buluşturur. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Ra‘d 13:13'tür: “Gök gürültüsü O’nu hamdiyle tesbih eder; melekler de O’na duydukları ürpertiyle…” وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ Ayetin dikkat çekici tarafı yalnızca gök gürültüsünün tesbih etmesi değildir. Gök gürültüsü ile melekler aynı cümlede buluşturulmaktadır. Bu bağlantıyı Kur’an'ın diğer ayetleriyle takip ettiğimizde çok daha büyük bir tablo ortaya çıkar. “İSTEYEREK GELDİK” Fussilet 41:11'de Allah göğe ve yere şöyle seslenir: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” Onlar ise: “İsteyerek geldik.” diye cevap verir. Buradaki ifade, Kur’an'ın evren tasavvurunda son derece dikkat çekicidir. Gök ve yer, Allah’ın emri karşısında direnmeyen bir düzen içerisinde tasvir edilir. Aynı düşünceyi Ra‘d 13:15 tamam...

Kur’an Ekseninde Mevcut Siyasal Sistem

Resim
  YÖNETEN KİM? Kur’an Ekseninde Mevcut Siyasal Sistemi Sorgulamak Bugün siyasal düzeni tartışırken genellikle şu sorular soruluyor: Kim seçilecek? Hangi parti iktidar olacak? Parlamento nasıl çalışacak? Cumhurbaşkanı kim olacak? Fakat Kur’an merkezli bakış açısı daha temel bir soruyla başlamalıdır: Hüküm kimin? Çünkü bir yönetim sistemini anlamanın en önemli noktası, yalnızca yöneticinin nasıl belirlendiği değil, son hüküm ve yasama yetkisinin hangi kaynağa dayandırıldığıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 6. maddesi, “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir” der. 7. madde ise “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir” hükmünü getirir. Şimdi Kur’an’ın ölçüsüne bakalım. “Hüküm yalnızca Allah’ındır.” (Yûsuf 12:40) Yine: “Hüküm ancak Allah’ındır.” (En‘âm 6:57) Bu iki ayet, tartışmanın merkezini değiştirir. Mesele artık “seçim var mı, yok mu?” değildir. Mesele: İnsan, Allah’ın hüküm koyduğu alanda bağımsız bir hüküm koyma yetkisine sahip mi...

Rabbi içten sabah akşam an

Resim
  ZİKİR: KUR’AN’I DİNLEMEK, RABBİ ANMAK VE GAFLETTEN SAKINMAK A‘râf Suresi’nin son ayetleri, insanın Allah’ın ayetleri karşısındaki tutumundan Allah’ı anmasına ve kulluğuna uzanan dikkat çekici bir bölüm oluşturur. Ancak bu ayetleri doğru anlamak için her birinin kendi bağlamını korumak gerekir. KUR’AN OKUNDUĞUNDA DİNLEMEK VE SUSMAK A‘râf Suresi 204. ayet şöyle der: “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” Burada doğrudan konu, Kur’an’ın okunması karşısında insanın tavrıdır. Allah, Kur’an okunurken dinlemeyi ve susmayı emretmektedir. Ayetin sonunda bunun sonucuna da dikkat çekilir: “Ki size merhamet edilsin.” Dolayısıyla bu ayeti öncelikle kendi bağlamında anlamak gerekir. Ayet, Allah’ın kelamı okunurken insanın dikkatini vermesini, dinlemesini ve gereksiz konuşmadan uzak durmasını öğütlemektedir. ARDINDAN RABBİ ANMA EMRİ GELİYOR ayette ise konu farklı bir boyuta taşınır: “Rabbini kendi içinde, yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir s...

İBLİS, SECDE VE İNSANIN SORUMLULUĞU

Resim
  ZAMANSIZ BİR İMTİHAN: ŞEYTAN, SECDE VE İNSANIN SORUMLULUĞU Kur’an’da İblîs, Karîn, İnsan ve İç Dünyamız İnsanlık tarihinin en çok tartışılan kavramlarından biri şeytandır. Şeytan, insanın dışında bağımsız bir varlık mıdır; yoksa Kur’an’ın İblîs, şeytan ve karîn anlatımları insanın iç dünyasında çalışan bazı yapıların nasıl işlediğini de mi göstermektedir? Bu soruya cevap ararken Kur’an’ın anlatım biçimine dikkat etmek gerekir. Çünkü Kur’an yalnızca insanları değil; göğü, yeri, elleri, ayakları ve derileri de konuşturur. Fussilet 21. ayet’de derilerin, “Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu.” demesi bunun açık örneklerinden biridir. Buradan hareketle, bir yapının niteliğinin onu konuşturarak anlatılabildiğini görüyoruz. İblîs’in konuşmalarını da yalnızca bir varlığın sözleri olarak değil, onun temsil ettiği işleyiş biçimini gösteren anlatımlar olarak okumak mümkündür. Yoksa haşa, Allah'ın insanlara kötülüğü telkin edecek bir bağımsız varlık yaratması düşünülemez. Başımıza ge...