Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DİNİ GÖSTERİYE ÇEVİRMEK

Resim
​DİNİ GÖSTERİYE ÇEVİRMEK: SECDE EDEN BEDENLER, UYANMAYAN BİLİNÇLER ​Ritüel Çok, Ahlâk Yok ​Bugün toplumda derin bir çelişki yaşanıyor: İbadetlerin sayısı artarken ahlâk geriliyor; dini semboller her yeri kuşatırken adalet duygusu kayboluyor. Kur’an’ın şiddetle eleştirdiği bu durum, dindarlık değil; dini bir gösteriye (spectacle) dönüştürmektir. Kur’an’a göre din; sergilenen bir kimlik etiketi değil, taşınan bir sorumluluk bilincidir. ​1. Gösteri Dindarlığı: Allah İçin Değil, İnsanlar İçin ​Kur’an’da ibadetin tek bir hedefi vardır: Allah’a yöneliş ve bu yönelişin insanı dönüştürmesi. Ancak gösteri dindarlığında ibadet, kişiyi dönüştürmek yerine kişinin vitrini hâline gelir. Kur’an bu durumu sarsıcı bir dille eleştirir: ​ "Yazıklar olsun o salât edenlere… Onlar gösteriş yaparlar." (Maûn 107/4–6) ​Burada yerilen "namazın yokluğu" değil, namazın bir bilinç eğitimi olmaktan çıkıp sahneye dönüştürülmesidir. Sorun eylemin kendisinde değil, amacın sapmasındadır....

İMAN VE SALİH AMEL NEDEN BERABER ANILIR❓️

Resim
İMAN VE SALİH AMEL NEDEN BERABER ANILIR? Kur’an’da İnanç–Eylem Bütünlüğü ve Yetki Meselesi Kur’an’ın Israrlı Bir Birlikteliği Kur’an’da en sık tekrar edilen kalıplardan biri şudur: “ İman edenler ve salih amel işleyenler…” Bu ifade rastgele bir tekrar değildir. Kur’an, iman ile ameli bilinçli bir şekilde ayrılmaz bir bütün olarak sunar. Çünkü Kur’an’a göre iman, sadece zihinsel bir kabul değil; hayatı dönüştüren bir yöneliştir. Salih amel ise bu yönelişin toplumsal ve bireysel hayatta görünür hâle gelmiş biçimidir. 1. İman: Zihinsel Tasdik Değil, Güven ve Yönelim Kur’an’da iman kelimesi, emn kökünden gelir. Bu kök: Güven, Emniyet, Dayanak alma anlamlarını içerir. Dolayısıyla iman: “Bir bilginin doğru olduğunu düşünmek” değil, Allah’ın kelimelerini hayatın ölçüsü olarak kabul etmektir. Kur’an’da iman, pasif bir iç hâl değildir. Aksine: Yön belirler, Ölçü koyar, Karar mekanizmasını şekillendirir. Bu nedenle Kur’an’da iman, tek başına bırakılmaz. Çünkü sonuç üretmeyen bir iman, Kur’an dil...

KUR’AN’DA “GÜÇLÜ KULLAR”

Resim
​KUR’AN’DA “GÜÇLÜ KULLAR” VE MEDENİYET YASASI: İSRÂ SURESİ ÜZERİNDEN BİR SOSYOLOJİK OKUMA ​ ​Kur’an-ı Kerim, geçmiş toplumların hikâyelerini birer kronoloji aktarımı veya ulusal trajedi kaydı olarak sunmaz. Onun temel amacı, insanlık tarihinin akışını belirleyen "değişmez yasaları" (Sünnetullah) ilan etmektir.  İsrâ Suresi’nin ilk ayetlerinde anlatılan ve geleneksel tefsirde genellikle Babil veya Roma’nın Kudüs’ü işgali olarak yorumlanan "iki bozgunculuk" ve "güçlü kulların gelişi" anlatısı, aslında tarihsel bir vakadan ziyade bir medeniyet muhasebesidir. ​1. Kur’an Neyi Anlatmaz? Tarihselciliğin Tuzağından Kurtulmak ​İsrâ Suresi 4-7. ayetler incelendiğinde; "Babil", "Roma", "Pers" gibi siyasi isimlerin ya da "M.Ö. 586" gibi spesifik tarihlerin geçmediği görülür. Kur’an bir tarih kitabı ya da kronoloji öğretmeni değildir. Onun anlatmadığı her detay, aslında anlatılanın evrenselliğine hizmet eder. ​ İsimsizlik...

NECM SURESİ " Otorite "

Resim
NECM SURESİ: GÖKTE OTURAN ALLAH YANILGISINA İNDİRİLEN İLAHİ BALYOZ Giriş: Sorun Put Değil, Yetkidir Necm Suresi, Kur’an’daki en net yönetim ve otorite eleştirilerinden biridir. Bu sure, müşriklerin sandığı gibi sadece Lat, Uzza ve Menat adlı putları hedef almaz; Allah’ın yeryüzünden çekildiği iddiasına dayanan bütün bir teolojiye saldırır. Sorun şudur: “Allah yücedir, Rahman’dır; yeryüzünü aracılarına bırakmıştır.” Necm Suresi bu inancı parça parça değil, kökten yıkar. 1. Ayetler (1–5): Vahiy Yukarıdan Kopuk Değil, Doğrudan Müdahaledir “Battığı zaman yıldıza andolsun.” (53:1) Necm (yıldız), göğe bakışın sembolüdür. Sure daha ilk ayette şunu ilan eder: Göğe bakıyorsanız, yanılıyorsunuz. “Arkadaşınız sapmadı, azmadı.” (53:2) “O hevadan konuşmaz.” (53:3) Burada temel mesaj şudur: Vahiy; filozofların sezgisi değil kâhinlerin kehaneti değil meleklerin keyfi yönlendirmesi değil ➡️ Doğrudan Allah’tandır. “Ona şiddetli kuvvet sahibi öğretti.” (53:5) Bu ifade, gelenekte yanlış biçimde “melekler...

Allah’ı Gökten Yere İndirip Otoriteyi Sorgulama

Resim
​PUTLARIN MODERN EFENDİLERİ: KUR’AN’DA ŞİRK VE YÖNETİM İSYANI ​Tevhid: Tanrı’yı Gökten Yere İndirip Otoriteyi Sorgulama Sanatı ​Kur’an’da anlatılan şirk, müzede sergilenen tozlu bir putperestlik hikayesi değil; bugünün siyasal sistemlerini, ekonomik çarklarını ve dokunulmaz liderlerini hedef alan sert bir yönetim eleştirisidir. Şirk, Allah’ın yanına ortak koşmak değil; Allah’a ait olan hüküm sürme, hesap sorma ve rızık dağıtma yetkilerini gasp edip kutsallık zırhına bürünmektir. ​1. "Hüküm Allah’ındır" Ne Demek? (Yöneticilerin Korkulu Rüyası) ​"Hüküm ancak Allah’ındır" (Yusuf 40) ayeti, bir ruhban sınıfının yönetimi ele geçirmesi için değil; hiçbir ölümlünün mutlak hakikat taslayamaması için indirilmiştir. ​Bu ayet; liderin ağzından çıkanın kanun olduğu, eleştirinin "ihanet" sayıldığı her yapıyı yerle bir eder. ​Eğer bir yönetici "benim sözüm sorgulanamaz" diyorsa, o artık bir siyasi figür değil, bir “yeryüzü ilahıdır.” Kur’an tam ola...

Melekler neden dişil isimlendirildi❓️

Resim
​Mitolojiden Hakikate: Kur’an’ın Melek Tasavvurunda Cinsiyet Reddi ​Kur’an-ı Kerim, indiği toplumun yerleşik algılarını sarsan ve zihinsel bir devrim gerçekleştiren bir metindir. Bu dönüşümün en belirgin olduğu alanlardan biri de "melek" kavramıdır. İslam öncesi cahiliye toplumunda ve çevre kültürlerde melekler, ilahî hiyerarşinin dişil unsurları olarak kabul ediliyordu. Ancak Kur’an, bu isimlendirmeyi ilahî bir gerçeklik olarak değil, aksine insan zihninin ve kültürel bagajının bir yakıştırması (mitolojik bir sapma) olarak tanımlar ve şiddetle eleştirir. ​1. Dişilik İddiası: Ontolojik Bir Sapma ​Kur’an, meleklerin dişil kabul edilmesini basit bir isim hatası değil, hiçbir bilgiye dayanmayan kurgusal bir iddia olarak sunar. Bu konudaki temel vurgu, insanın şahit olmadığı bir alan hakkında hüküm vermesindeki tutarsızlıktır: ​ Zuhruf Suresi 19: "Onlar, Rahman’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların bu şahitlikleri yazılacak...

Hadis Literatürü Neden Tevrat Alıntılarıyla Dolu❓️

Resim
​Hadis Literatürü ve İsrailiyat: Bir Zihniyet Dönüşümü ​Giriş: Tasdikten Taklide Geçiş ​Kur’an-ı Kerim, kendisini önceki vahiylerin bir "tashihçisi" (düzelticisi) ve "müheymin"i (denetleyicisi) olarak tanımlar. Ancak tarihsel süreçte hadis literatürü, Kur’an’ın bu denetleyici vasfını pasifize ederek, önceki kültürlerin anlatılarını İslamileştirme aracına dönüşmüştür. Bu bir kültürel alışveriş değil, Kur’an merkezli din tasavvurunun rivayet merkezli bir yapıya evrilmesidir. ​1. İsrailiyat Kapısının Açılması: Denetimsiz Nakilcilik ​Erken dönemde ortaya çıkan "İsrailoğulları'ndan anlatın, bir sakınca yoktur" anlayışı, Kur’an’ın süzgecini devre dışı bırakmıştır. Oysa Kur’an, bilginin kaynağını ve doğruluğunu sorgulamayı emreder: ​ "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur." (İsrâ, 36) ​Bu ayete rağmen, Tevrat kökenli rivayetler "Peygamber sözü" (hadis) kisvesine bür...

Vahşetten Medeniyete İnsanlaşma Süreci

Resim
​Vahşetten Medeniyete: Taştan Harfe, Beyt’ten Kitaba İnsanlaşma Süreci ​Giriş: “Anılmayan”dan “Muhatap”a İnsan ​İnsan, varlık sahnesine çıktığında henüz bir "özne" değildir; biyolojik bir taslak, doğanın içinde kaybolmuş bir imkândır. İnsan Suresi'nin başında bu durum şöyle ifade edilir:  “İnsanın üzerinden, henüz kendisi anılan bir şey değilken, uzun bir zaman geçmedi mi?” (İnsan, 76/1).  Doğa ise bu evrede vahşidir; sınırsız, tanımsız ve ötekidir. Kur’an’ın medeniyet projesi, bu "anılmayan" varlığı vahyin muhatabı kılarak, onu doğanın nesnesi olmaktan çıkarıp tarihin ve ahlakın öznesi yapma sürecidir. ​I. İsim ve Bilincin Doğuşu: Vahşetten Ünsiyete ​Doğa, isimlendirilmediği sürece korkutucu bir belirsizliktir. Kur’an’da Hz. Adem’e "isimlerin öğretilmesi" (Bakara, 2/31), sadece kelime ezberletmek değil; varlığı zihinsel haritaya dahil etme yetisidir. ​ İsimlendirme: Bilinmezliğin ehlileştirilmesi ve "ünsiyet" (tanışıklık) kurulması...

Ye, İç ve Sus: Kur’an’da Savm

Resim
  ​Ye, İç ve Sus: Kur’an’da Savm Kavramı ​Meryem Suresi 26. ayet, klasik oruç algısını sarsan bir ifadeyle karşımıza çıkar: ​“Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer beşerden biriyle karşılaşırsan de ki: ‘Ben Rahman’a bir savm adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.’” (Meryem 19:26) ​Kur’an okuru bu ayetle karşılaştığında doğal bir duraksama yaşar: “Ye ve iç” denildikten hemen sonra “savm”dan söz edilmesi bir çelişki midir? Zira yerleşik dindarlık refleksi, savm/oruç denildiğinde akla ilk olarak açlık ve susuzluğu getirir. Oysa ayet, bu daraltılmış algıyı daha baştan boşa çıkarır. ​Savm: Mideden Önce İrade ​Arapçada ṣ-w-m (ص و م) kökü, yalnızca “yememek” değil; durmak, kendini tutmak ve bir eylemden geri durmak anlamına gelir. Rüzgârın dinmesi veya bir canlının hareketsiz kalması da bu kökle ifade edilir. Yani savm, esasen bilinçli bir frenleme hâlidir. ​Meryem 19:26, savmın ne olduğunu yoruma bırakmaz, açıkça tanımlar: “Bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.” ​Bu duru...

Hareket Eden Ölüler

Resim
​Hareket Eden Ölüler: Kur’an’ın Topluma Yönelttiği Sert Ayna ​Modern dünyada yaşamı nasıl tanımlıyoruz? Kalp atışı, nefes alıp verme ve biyolojik fonksiyonların devamı mı? Kur’an-ı Kerim, bu noktada alışılmışın dışında, sarsıcı bir tanım yapar. O’na göre sokaklar; nefes alan ama aslında yaşamayan, yürüyen ama ruhu can çekişen "hareket eden ölülerle" doludur. ​Kur’an, insanı pohpohlayan bir kitap değildir. Toplumları okşamak için değil; sarsmak, uyandırmak ve gerekirse teşhis etmek için konuşur. ​1. Fiziksel Varlık mı, Bilinçli Yaşam mı? ​Kur’an’a göre hakikate karşı refleksi olmayan insan ölüdür. Bu, tıbbi bir durum değil, ahlaki bir iflastır. Bakara Suresi 18. ayette geçen o meşhur ifadeyi hatırlayalım: ​ “Onlar sağırdır, dilsizdir, kördür; artık dönmezler.” ​Bu ayet fiziksel bir engeli değil, bilinç iflasını anlatır. Çevresindeki zulmü görmeyen, yalanı duymayan ve haksızlığa karşı susan bir birey, Kur’an literatüründe "diri" kabul edilmez. ​2. Bedenle...

Rabbimizin Kelimeleri ve Kur’an’ın Yeterliliği

Resim
"De ki”: Kur’an’ın Kendini Savunması Rabbimizin Kelimeleri ve Kur’an’ın Yeterliliği  Neye İtiraz Ediliyordu? Kur’an’da bazı ayetler vardır ki doğrudan bir itiraza, bir sınırlandırma girişimine veya bir “yetmezlik” iddiasına cevap olarak gelir.  Kehf 109 ve Lokman 27 bu ayetlerdendir. Bu ayetler, vahyin henüz iniş sürecindeyken ortaya atılan şu iddiaya karşı nazil olmuştur: “Bu kadar mı? Bundan ibaret mi? Daha fazlası yok mu?” Yani mesele ayet sayısı değil, otorite meselesidir. 1. “De ki” (قُل) Neden Başlıyor? Kehf 109 ayeti “De ki” emriyle başlar. Kur’an’da “De ki” ile başlayan ayetler, peygamberin şahsi görüşünü değil, doğrudan ilahî cevabı bildirir.  Burada muhatap: Vahyi sınırlı görenler Allah’ın kelimelerini bitmiş, tamamlanmış, tüketilebilir zannedenler Peygamberden Kur’an dışında ek açıklama, ek bilgi, ek “kaynak” bekleyenlerdir Bu yüzden hitap nettir: “De ki…” Yani: Bu senin değil, Rabbinin cevabıdır. 2. “Rabbinin Kelimeleri” Ne Demektir? Kur’an, kendisini “lafızla...