Kayıtlar

Nakledilegelen bir SİHİR söylemi

Resim
SİHİR VE SİHİRBAZ Algı Yönetimi, Manipülasyon ve Hakikatin İtibarsızlaştırılması  S-H-R KÖKÜ VE “SEHER” İLE “SİHİR” ARASINDAKİ ÇAĞRIŞIM  Kur’an’da aynı kökten gelen farklı kullanımların birbirleriyle anlam bakımından ilişki kurduğu görülür. “Seher” kelimesi, gecenin sona erip gündüzün henüz tam olarak ortaya çıkmadığı zaman dilimini ifade eder. Bu vakitte çevrenin görünürlüğü değişir. Gece tamamen ortadan kalkmamıştır. Gündüz de henüz bütün açıklığıyla ortaya çıkmamıştır. Dolayısıyla sınırların belirsizleştiği bir eşik söz konusudur.   Kur’an şöyle der: “Seher vakitlerinde bağışlanma dilerler.” (Âl-i İmrân 3:17)   Kamer Suresi’nde de Lut topluluğunun kurtarılışı “seher” vaktiyle ilişkilendirilir:   “Onları seher vaktinde kurtardık.” (Kamer 54:34)  Buradan hareketle “seher” ile “sihir” arasında Kur’an’ın kullanımında ortaya çıkan belirsizlik, görünürlüğün değişmesi ve algısal eşik çağrışımına dikkat etmek gerekir. Sihir de insanın hak...

SON NEBÎ’NİN KONUMU

Resim
  AHZÂB SÛRESİ BAĞLAMINDA NEBÎ’NİN KONUMU “Nebî, Müminlere Kendi Nefislerinden Daha Evladır” Ne Anlatıyor? Ahzâb Sûresi, Nebî’nin toplum içindeki konumunu, aile ilişkilerini, savaş şartlarını, müminlerin sorumluluklarını ve vahiy karşısındaki tutumlarını birlikte ele alan önemli bir sûredir. Bu nedenle Ahzâb 6. ayette geçen “Nebî, müminlere kendi nefislerinden daha evladır” ifadesi, sûrenin genel bağlamından koparılarak ele alınmamalıdır. Ayet şöyle başlar: “Nebî, müminlere kendi nefislerinden daha evladır; eşleri de onların anneleridir...” (Ahzâb 33:6) Buradaki “evlâ” ifadesi, Nebî’nin müminler üzerindeki konumunun sıradan bir insanî ilişkiden farklı olduğunu ortaya koyar. Fakat bu konumun kaynağı ve sınırı yine Kur’an’ın kendisi içinde aranmalıdır. 1. Ahzâb Sûresi’nin temel ekseni: Allah ve vahiy Sûrenin daha başında Nebî’ye hitap edilir: “Ey Nebî! Allah’tan sakın ve inkârcılara ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.” (Ahzâb 33:1) Dikk...

VAHYE VE NEBİLERE YÖNELTİLEN İTİBARSIZLAŞTIRMA ETİKETLERİ

Resim
  KUR’AN’DA VAHYE VE NEBİLERE YÖNELTİLEN İTİBARSIZLAŞTIRMA ETİKETLERİ Sihir, Şair, Mecnun ve Uydurma İddiası Üzerinden Vahyi Etkisizleştirme Stratejisi Giriş: Hakikati Çürütemeyince Ona İsim Vermek Kur’an’ın nebiler ve vahiy etrafında anlattığı mücadelelerin önemli bir boyutu, inkârcıların hakikatin içeriğiyle yüzleşmek yerine ona çeşitli etiketler yapıştırmasıdır. Vahiy gelir. Bir nebi ortaya çıkar. İnsanları düşünmeye, Allah’a yönelmeye, adalete ve sorumluluğa çağırır. Bu çağrı mevcut düzeni sarsmaya başladığında ise inkârcı zihniyet çoğu zaman mesajın ne söylediğini tartışmaz. Onun yerine mesajın kaynağını ve mesajı getireni itibarsızlaştırmaya yönelir. Kur’an bu yöntemi farklı kavramlarla görünür kılar: “Sihirbaz.” “Mecnun.” “Şair.” “Başkasından öğrenmiş.” “Uydurmuş.” “Eskilerin masalları.” Bu suçlamaların dikkat çekici tarafı, çoğu zaman birbirleriyle çelişmeleridir. Bir yerde nebi şair ilan edilirken başka yerde mecnun denir. Bir yerde vahiy sihir olarak nitelendirilirken ...

SON NEBÎ NİMETİ: GERÇEKTEN NEDİR?

Resim
  SON NEBÎ NİMETİ: GERÇEKTEN NEDİR? İddia Öne sürülen düşünce kısaca şöyledir: “Muhammed son nebî olmasaydı, her gün yeni nebîlik iddialarıyla karşılaşacak, hangisine inanacağımızı bilemeyecektik. Onun son nebî olması bizi bu karmaşadan kurtardı.” Bu yaklaşım kulağa makul gelebilir. Fakat meseleye Kur’an açısından baktığımızda şu soruyu sormamız gerekir: Allah, Muhammed’in son nebî oluşunu gerçekten böyle mi açıklıyor? Son Nebîlik Bir “Rahatlık” Meselesi Değildir Kur’an, Muhammed’i “nebîlerin hâtemi” olarak tanımlar: “Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat Allah’ın Resûlü ve nebîlerin hâtemidir.” Ahzâb 33:40 Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kur’an, “Artık sahte nebîlere kanmayacaksınız, çünkü son nebî geldi” şeklinde bir gerekçe sunmaz. Dolayısıyla son nebî oluşu, insanların psikolojik olarak rahatlaması veya sosyal medyada ortaya çıkabilecek “nebîlik ilanları” probleminden kurtulmamız şeklinde açıklamak, ayetin doğrudan ortaya koydu...

HADİSLERE "sahih" DAMGASI VURMAK

Resim
  SAHİH DAMGASI: DİNİN AMBALAJLANMASI VE SORGULAMANIN SUSTURULMASI Giriş: Bir sözün başına “sahih” yazınca ne değişir? Bir rivayetin başına “sahih” kelimesi konulduğunda, çoğu insan artık o rivayeti sorgulamayı bırakıyor. “Hadis-i şerif” denildiğinde söz yüceltiliyor. “Şerif” denildiğinde eleştiri neredeyse saygısızlık kabul ediliyor. “Sahih hadis” denildiğinde tartışmanın bittiği zannediliyor. Peki hiç şu soru soruluyor mu? Bir rivayete “sahih” damgasını kim vurdu? Bu damga Allah'ın mührü müdür? Yoksa insanın insana verdiği bir güven derecesi midir? İşte meselenin düğüm noktası buradadır. Çünkü bir sözün üzerine “sahih” yazılması, o sözün Allah tarafından doğrulandığı anlamına gelmez. Bir insanın bir rivayeti güvenilir bulması ile Allah'ın o rivayeti doğrulaması aynı şey değildir. Biri insan hükmüdür. Diğeri ilahî tasdik olurdu. Bu ikisini birbirine karıştırdığınız anda, insan değerlendirmesi vahyin seviyesine yükseltilmiş olur. 1. “SAHİH” DAMGASINI KİM VURDU? Hadisleri değ...

NEBÎ, ÖNCEKİ ELÇİLERE NASIL SORACAKTI?

Resim
ZUHRUF 45: NEBÎ, ÖNCEKİ ELÇİLERE NASIL SORACAKTI? Kur’an’da bazı ayetler vardır ki tek başına okunduğunda bir soru bırakır; fakat Kur’an’ın bütünüyle birlikte düşünüldüğünde o soru, çok daha büyük bir hakikatin kapısını açar. Zuhruf Suresi 45. ayet de bunlardan biridir: “Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân’dan başka kendilerine kulluk edilen ilahlar kıldık mı?” Zuhruf 43:45 İlk bakışta insanın zihnine şu soru gelir: Muhammed Nebî, kendisinden önce gönderilmiş elçilere nasıl soracaktı? Onlarla yeniden görüşüp konuşması mı isteniyordu? Ayetin mesajını bu şekilde anlamaya çalışmak yerine, Kur’an’ın kendi açıklamalarına bakmak gerekir. Çünkü Kur’an, nebilerin mesajını birbirinden kopuk dinler olarak değil, aynı ilahî çağrının devamı olarak sunar. TARİHSEL VE METİNSEL TANIKLIK: “SOR” EMRİ Ayetteki “sor” emrini mutlaka fiziksel bir görüşme şeklinde anlamak gerekmez. Burada önceki resullere indirilen vahiylerin metinsel ve tarihsel tanıklığına müracaat söz konusu ola...