Nakledilegelen bir SİHİR söylemi
SİHİR VE SİHİRBAZ
Algı Yönetimi, Manipülasyon ve Hakikatin İtibarsızlaştırılması
S-H-R KÖKÜ VE “SEHER” İLE “SİHİR” ARASINDAKİ ÇAĞRIŞIM
SİHİR GERÇEKLİĞİ Mİ DEĞİŞTİRİR, ALGIYI MI?
Kur’an’daki sihir kavramını yalnızca “büyücülük” olarak okumak, kavramın Kur’an’daki kullanım alanını daraltır.
A‘râf 7:116’da sihirbazların yaptıkları açıkça şöyle anlatılır:
“İnsanların gözlerini büyülediler ve onları korkuttular.”
Tâhâ 20:66’da ise ipleri ve değnekleri Musa’ya “hareket ediyormuş gibi” görünür.
Buradaki kritik nokta şudur:
Nesne değil, algı hedef alınmaktadır.
Sihirbazın gücü, gerçeği değiştirmekten çok gerçeklik izlenimi oluşturmaktır.
İnsan gördüğüne inanır.
İnandığı şeye göre korkar.
Korktuğuna göre davranır.
Dolayısıyla sihir mekanizması:
görüntü → algı → kanaat → davranış
zinciri üzerinden çalışır.
MUSA SİHİR GÖRMEDİ; TEHLİKENİN AĞIRLIĞINI GÖRDÜ
Musa ile sihirbazların karşılaşmasında çok önemli fakat çoğu zaman gözden kaçan bir ayrıntı vardır.
Tâhâ 20:67’de:
“Musa içinde bir korku hissetti.”
denilir.
Burada Kur’an, Musa’nın “sihirden etkilendiğini” veya sihirbazların doğaüstü güçlerinden korktuğunu söylemez.
Musa'nın korkusunu, olayın sosyal ve siyasal boyutunun ağırlığını fark etmesi üzerinden okumak mümkündür.
Çünkü karşısında yalnızca birkaç gösterici yoktur.
Firavun düzeni tarafından organize edilmiş bir güç vardır.
Kalabalık vardır.
Devlet otoritesi vardır.
Toplumun algısını yönlendiren uzmanlar vardır.
Ve bütün bunlar Musa'nın ortaya koyduğu çağrının karşısına çıkarılmıştır.
Bu nedenle Musa'nın korkusu şöyle okunabilir:
“Bu artık basit bir gösteri değil. Bu olay büyürse ne olacak?”
Burada bir başka ihtimal daha belirginleşir:
Musa'nın çağrısı başlangıçta bir itirazdır.
Fakat itiraz büyüyebilir.
İnsanları etkileyebilir.
Toplumsal bir harekete dönüşebilir.
Firavun düzeninin kontrolünden çıkabilir.
Dolayısıyla Musa'nın önündeki mesele yalnızca “sihirbazların gösterisini yenmek” değildir.
Bir toplumun kaderini değiştirecek ağır bir sorumluluk ortaya çıkmıştır.
Bu yüzden Musa'nın görevin ağırlığı karşısında çekinmesi, korkaklık olarak değil, sorumluluğun büyüklüğünü fark etmesi olarak da okunabilir.
Nitekim Kur’an'ın devamında Firavun'un korkusunun da tam olarak bu toplumsal boyuta yöneldiği görülür.
Firavun:
“Sizin dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.” (Mümin 40:26)
der.
Demek ki mesele yalnızca bir “sihir gösterisi” değildir.
Bir düşüncenin topluma yayılmasıdır.
İşte burada sihir ile siyasal iktidar arasındaki ilişki görünür hâle gelir.
DEVLET YÖNETİMİNDE SİHİRBAZLAR NE İŞE YARAR?
Firavun'un yanında bulunan sihirbazları yalnızca “büyücüler” olarak düşündüğümüzde kıssanın siyasal boyutu kaybolur.
Firavun onları toplar.
Onları toplumun önüne çıkarır.
Onlardan Musa'nın etkisini kırmalarını ister.
Yani burada bir algı yönetimi organizasyonu vardır.
Devlet yönetiminde her zaman elinde değnek bulunan sihirbazlar bulunması gerekmez.
Bazen onların yerine:
bulunur.
Araçlar değişir.
Mekanizma değişmez.
İnsanların ne göreceğini, ne düşüneceğini ve neye inanacağını belirlemek.
Bu nedenle Firavun'un düzenindeki sihirbazları şöyle okumak mümkündür:
İktidarın algı üretim mekanizması.
MUSA'NIN KARŞISINDAKİ ASIL GÜÇ: SİHİR DEĞİL, ALGI YÖNETİMİ
Sihirbazların görevi Musa'nın söylediklerini çürütmek değildir.
Onun oluşturduğu etkiyi kırmaktır.
Çünkü bir düşünceyi çürütmek başka şeydir;
o düşüncenin toplumda karşılık bulmasını engellemek başka şeydir.
İşte sihir burada devreye girer.
Musa:
“Hakikat budur.”
der.
İktidar ise:
“Hayır, gördüğünüz şey başka bir şeydir.”
demeye başlar.
Sonra Musa'nın kendisine bir isim verilir:
Sihirbaz.
Böylece insanlar Musa'nın söylediklerini araştırmak yerine Musa'nın kimliği hakkında düşünmeye yönlendirilir.
Bu, çok güçlü bir itibarsızlaştırma yöntemidir.
VAHYE “SİHİR” DENİLMESİ NEDEN ÖNEMLİDİR?
Kur’an'ın kendisinin de “sihir” olarak nitelendirildiğini görüyoruz.
Müddessir 74:24'te:
“Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir.”
denilir.
Burada çok önemli bir psikolojik mekanizma vardır.
Vahyin insanlar üzerindeki etkisi inkâr edilemez.
İnsanları düşündürmektedir.
Etkilemektedir.
Mevcut düşünce kalıplarını sarsmaktadır.
İnsanları yeni bir bakışa çağırmaktadır.
Fakat bu etkinin kaynağını kabul etmek istemeyenler, onu “sihir” olarak adlandırmaktadır.
Yani:
“Bu bilgi doğru olduğu için insanları etkiliyor.”
demek yerine:
“Bu bir sihir olduğu için insanları etkiliyor.”
denmektedir.
Burada sihir kelimesi, etkileyici hakikati itibarsızlaştıran bir etikete dönüşmektedir.
BUGÜN DE AYNI MEKANİZMA ÇALIŞIYOR
Bugün de bir insan alışılmış din anlayışının dışına çıkan Kur’an merkezli bir bilgi ortaya koyduğunda, çoğu zaman bilginin kendisi tartışılmadan önce kişiye bir etiket yapıştırılır.
Etiket çoğaldıkça içerik tartışılmaz hâle gelir.
Oysa Kur’an'ın istediği şey şudur:
Bir düşünce yanlışsa, düşüncenin yanlışlığı gösterilmelidir.
Kişiye etiket yapıştırmak, düşünceyi çürütmez.
BUGÜNÜN SİHİRBAZLARI: ALGI ÜRETENLER
Bu noktada “sihirbaz” kavramını günümüze taşırken dikkatli olmak gerekir.
Kur’an'daki sihirbaz kavramını doğrudan bugünkü bütün medya çalışanlarına, din görevlilerine veya siyasetçilere vermek doğru olmaz.
Fakat sihir mekanizmasının işlevini bugün görmek mümkündür.
Bugünün “sihirbazı”, Kur’an'ın mekanizması açısından düşünüldüğünde, insanlara:
sunabilen kişidir.
Bu kişi devlet yönetiminde olabilir.
Medya alanında olabilir.
Din alanında olabilir.
Sosyal medyada olabilir.
Hatta akademik veya entelektüel çevrelerde bile olabilir.
Çünkü mesele meslek değildir.
Mesele yöntemin kendisidir.
DİN TACİRLİĞİNDE “GÖZ BÜYÜLEME”
Bugünün bazı din tacirleri için de aynı mekanizma kullanılabilir.
Gösterişli makamlar...
Kutsallık görüntüsü...
Kalabalıklar...
Sürekli tekrarlanan sloganlar...
Duygusal konuşmalar...
Korku...
Olağanüstü hikâyeler...
“Allah adına” kesin hükümler verme...
İnsanı düşünmekten çok hayran bırakmaya yönelik anlatımlar...
Bunların hepsi delilin yerine geçirildiğinde dini bir algı sistemi meydana gelir.
İnsan artık:
“Kur’an ne diyor?”
diye sormaz.
Şunu sorar:
“Bu kişi ne dedi?”
İşte burada Allah'ın kitabı ile insanın sözü yer değiştirmeye başlar.
EN TEHLİKELİ SİHİR: İNSAN SÖZÜNÜ ALLAH SÖZÜ GİBİ GÖSTERMEK
Sihirin en tehlikeli biçimi belki de budur.
Çünkü burada insanın gözüne yalnızca bir görüntü gösterilmez.
İnsanın zihnindeki ölçü değiştirilir.
İnsan sözü:
vahiy gibi,
gelenek:
din gibi,
otorite:
Allah'ın hükmü gibi
sunulmaya başlanır.
Böylece insan Allah'ın kitabına değil, kitabın üzerine kurulmuş insan otoritelerine bağlanır.
Bu durumda asıl “göz büyüleme” gerçekleşmiştir.
Çünkü insan artık gördüğü şeyi değil, gösterilmek istenen şeyi görmektedir.
SİHİR VE BAKARA 2:102
Bakara 2:102'de sihrin insanlar arasındaki ilişkileri bozucu yönü de ortaya konur.
Erkek ile eşinin arasını ayıran bir etkiden söz edilir.
Bu bize sihrin yalnızca bireysel bir yanılsama olmadığını gösterir.
Algı bozulursa ilişki bozulur.
İnsanlar birbirine düşman edilebilir.
Yanlış kanaatler üretilebilir.
Korku yayılabilir.
Toplum parçalanabilir.
Dolayısıyla sihir yalnızca “göz yanılması” değildir.
Toplumsal gerçekliği algı üzerinden değiştirme girişimidir.
Fakat ayet önemli bir sınır koyar:
“Allah'ın izni olmadan bununla hiç kimseye zarar veremezler.”
Hiçbir algı mekanizması Allah'tan bağımsız mutlak güç değildir.
HAKİKAT GELDİĞİNDE GÖRÜNTÜ YUTULUR
Musa'nın asası bırakıldığında Kur’an şöyle der:
“Bir de baktılar ki onların uydurduklarını yutuyor.” (A‘râf 7:117)
Buradaki vurgu son derece güçlüdür:
Hakikat, üretilmiş görüntüyü yutar.
Tâhâ 20:69 ise hükmü koyar:
“Sihirbaz nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz.”
Çünkü sihir görüntüyü yönetebilir.
Hakikati değiştiremez.
SONUÇ: ASIL SORU “SİHİR VAR MI?” DEĞİL
Kur’an açısından mesele yalnızca:
“Sihir var mı?”
sorusuna indirgenemez.
Daha önemli soru şudur:
“İnsanların algısı nasıl yönetiliyor?”
Kim korku üretiyor?
Kim görüntü üretiyor?
Kim insanları etiketlerle yönlendiriyor?
Kim insan sözüne kutsallık kazandırıyor?
Kim vahyi “sihir” diye itibarsızlaştırıyor?
Kim etkileyici bilgiyi ortaya koyan kişiyi “sihirbaz” diye damgalıyor?
Ve en önemlisi:
Bize gösterilen şey gerçekten hakikat mi, yoksa hakikatin üzerine geçirilmiş bir görüntü mü?
Musa'nın karşısındaki mesele yalnızca birkaç sihirbaz değildi.
Karşısında algı üreten bir iktidar sistemi vardı.
Musa'nın korkusu da bu açıdan yeniden okunabilir:
O, birkaç ipin hareketinden değil, başlayacak bir mücadelenin büyüklüğünden ürkmüş olabilir.
Çünkü bir kıvılcımın toplumsal harekete dönüşebileceğini görmek, o hareketin sorumluluğunu da beraberinde getirir.
Firavun da zaten bunu anlamıştı.
Onun korktuğu şey sihir değildi.
İnsanların değişmesiydi.
Çünkü insanlar gördükleri görüntünün arkasındaki gerçeği fark ettiğinde, algı sistemi çöker.
İşte bu yüzden Kur’an'ın sihir anlatısı bugün de canlıdır:
Ve Kur’an'ın en çarpıcı sorusu hâlâ önümüzde durmaktadır:
Gözlerimizi kim büyülüyor?

Yorumlar
Yorum Gönder