MÜMİNLERİN YOLUNDAN BAŞKASINI İZLEMEK
MÜMİNLERİN YOLUNDAN BAŞKASINI İZLEMEK
Nisâ 115’ün Kur’an Bütünlüğünde Anlamı
Kur’an’da bazı ayetler, geleneksel kabullerin oluşturduğu kalıplardan sıyrılarak Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde okunduğunda çok daha güçlü bir anlam ortaya koyar. Nisâ Suresi 115. ayet bunlardan biridir:
Bu ayetin merkezinde üç önemli kavram bulunmaktadır:
Resûl’e karşı çıkmak, müminlerin yolundan başka bir yola uymak ve insanın seçtiği yönelişin sonucuyla karşılaşması.
Fakat “müminlerin yolu”nun ne olduğunu anlamak için Kur’an’ın dışından bir otoriteye başvurmak gerekmez. Çünkü Kur’an, hem mümini, hem Resûl’ün görevini, hem de doğru yolu kendi içerisinde tanımlar.
Bu nedenle Nisâ 115, Kur’an’ın kendi kendisini açıklaması ilkesiyle, yani tefsîru’l-Kur’ân bi’l-Kur’ân yöntemiyle ele alındığında çok daha belirgin bir çerçeve kazanır.
1. MÜMİNLERİN YOLU NEDİR?
Kur’an’da mümin, yalnızca bir topluluğun mensubu olarak tanımlanmaz.
Müminin tavrı, Allah’ın sözünü işittiğinde ortaya çıkar:
Burada dikkat çekici olan, müminin hakikat karşısındaki tavrıdır:
İşitmek ve itaat etmek.
Mümin, Allah’ın hükmü karşısında kendi hevasını ölçü haline getirmez.
Kur’an bunu başka bir yerde şöyle açıklar:
Demek ki “müminlerin yolu”, öncelikle Allah’ın hükmüne teslimiyet yoludur.
Bu teslimiyet yalnızca sözde kalan bir iman iddiası değildir. Kur’an gerçek imanı şöyle tanımlar:
Dolayısıyla müminlerin yolu, hakikati öğrendikten sonra ona direnme yolu değildir.
Hakikati görüp teslim olma yoludur.
2. RESÛL’E KARŞI ÇIKMAK NE DEMEKTİR?
Nisâ 115’teki ikinci önemli ifade **“Resûl’e karşı çıkmak”**tır.
Kur’an, Resûl’ün görevini öncelikle vahyi insanlara ulaştırmakla ilişkilendirir:
Resûl kendisine vahyedilene uyar:
Yine şöyle der:
Burada son derece önemli bir ilke ortaya çıkar:
Resûl, kendisine vahyedilenin dışından bir din kaynağı oluşturan biri olarak değil, kendisine vahyedilene uyan ve onu tebliğ eden elçi olarak tanımlanmaktadır.
Bu nedenle Kur’an’da:
buyrulması, Resûl’ü Allah’tan bağımsız bir otorite haline getirmez.
Tam tersine Resûl’ün Allah tarafından gönderilmiş olması ve Allah’ın mesajını taşıması sebebiyle, onun elçiliğine itaat Allah’a itaattir.
Kur’an bu ilişkinin sınırını da açıkça gösterir:
Ve:
Dolayısıyla Nisâ 115’teki “Resûl’e karşı çıkmak”, Allah’ın elçisi aracılığıyla ulaştırılan hakikate karşı çıkmayı da içerir.
3. NEBİ VE RESÛL: KUR’AN’IN KULLANDIĞI KAVRAMLAR
Kur’an, Nebî ve Resûl kavramlarını aynı kelimeymiş gibi kullanmaz.
“Resûl” kavramı, elçilik ve gönderilmişlik bağlamında öne çıkar. “Nebî” ise vahiy alan, Allah tarafından bilgilendirilen kişi bağlamlarında kullanılır.
Ancak bu iki kavram arasındaki ilişkinin bütün ayrıntılarını yalnızca sözlük tanımlarından hareketle kesin bir sistem haline getirmek yerine, Kur’an’ın her iki kelimeyi hangi bağlamlarda kullandığına bakmak gerekir.
Örneğin Kur’an:
der.
Burada iki kavram aynı kişide birlikte kullanılmıştır.
Dolayısıyla Kur’an açısından esas mesele, kelimeler arasında yapay bir hiyerarşi kurmak değil; Allah’ın gönderdiği elçinin hangi mesajı taşıdığını ve insanlardan ne istediğini Kur’an’dan tespit etmektir.
Resûlün temel görevi ise açıkça belirlenmiştir:
Öyleyse Resûl’e itaat, Allah’ın mesajından bağımsız bir şahıs kültü oluşturmak değil; onun getirdiği ilahî çağrıya karşı doğru konumu almaktır.
4. MÜMİNLERİN YOLU ÇOĞUNLUĞUN YOLU DEĞİLDİR
Nisâ 115’te geçen “müminlerin yolu” ifadesi bazen yanlış biçimde “çoğunluğun yolu” şeklinde anlaşılabilir.
Oysa Kur’an hakikati çoğunlukla ölçmez.
Allah şöyle bildirir:
Demek ki çok kişinin aynı şeyi kabul etmesi, onu hakikat haline getirmez.
Kur’an başka bir yerde de:
buyurur.
Öyleyse Nisâ 115’teki “müminlerin yolu”, geleneksel olarak oluşmuş herhangi bir toplumun veya mezhebin çoğunluk yolu olarak alınamaz.
Kur’an’ın ölçüsü sayı değildir.
Ölçü haktır.
Nitekim Allah:
diyerek çoğunluk ile hakikat arasındaki farkı açıkça ortaya koyar.
5. İNSANIN YÖNELİŞİ VE ALLAH’IN SÜNNETİ
Nisâ 115’in en dikkat çekici bölümlerinden biri şudur:
“Onu yöneldiği yöne çeviririz...”
Burada insanın kendi seçiminin sorumluluğu gündeme gelir.
Kur’an’da Allah’ın insanları zorla saptırdığı şeklinde bağımsız bir anlayış bulunmaz. Aksine insanın yönelişi ile ilahî karşılık arasında bir ilişki kurulmaktadır.
Saff Suresi 5. ayet bunu açıkça ortaya koyar:
Dikkat edilirse önce insanın yönelişi gelir:
“Onlar sapınca...”
Ardından:
“Allah da kalplerini saptırdı.”
Bu, Kur’an’da tekrar tekrar karşımıza çıkan ilahî yasaya işaret eder.
İnsan hakikate karşı direnirse, kendi seçtiği yönü ısrarla sürdürürse, o yönelişin sonuçlarıyla karşılaşır.
Kur’an şöyle der:
Buna karşılık:
Bu nedenle insanın yönelişi önemsiz değildir.
Allah’ın sünnetinde bir karşılık vardır.
Kur’an bunu şöyle ifade eder:
İnsan hangi yönde ısrar ediyorsa, o yönelişin sonucunu yaşamaya başlar.
Bu bakımdan Nisâ 115’teki “onu yöneldiği yöne çeviririz” ifadesi, insanın sorumluluğunu ortadan kaldıran bir kader anlayışına değil, tercih ile sonuç arasındaki ilahî yasaya işaret eder.
6. MÜMİNLERİN YOLU SADECE İNANÇ DEĞİL, AHLAKTIR
Kur’an’da müminlerin yolu yalnızca zihinsel bir kabulden ibaret değildir.
Müminin yolu, toplumsal hayatta da görünür hale gelir.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Nisâ 135’tir:
Burada müminin yolu açıkça tarif edilir:
Adalet.
Üstelik adalet, insanın kendi aleyhine bile olsa korunmalıdır.
Kendi çıkarına dokunduğunda adaletten vazgeçen bir topluluk, kendisini “müminler” olarak adlandırsa bile Kur’an’ın ortaya koyduğu mümin profilini gerçekleştirmiş olmaz.
Allah şöyle buyurur:
Demek ki müminlerin yolu:
7. “MÜMİN” İSMİNİN AHLAKÎ BOYUTU
Kur’an’da “mümin” kavramı yalnızca bir kimlik etiketi değildir.
Allah’ın isimlerinden biri de el-Mü’min olarak geçer:
Kur’an’ın kelime örgüsünde iman, güven ve emniyet alanıyla bağlantılıdır.
İman eden kişi, yalnızca “inandığını söyleyen” değil; Allah’a güvenen, O’nun mesajını doğrulayan ve bu doğrultuda yaşayan kişidir.
Bu yüzden müminlerin yolu, yeryüzünde fesadı çoğaltan bir yol olamaz.
Kur’an müminlerin toplumsal sorumluluğunu şöyle ortaya koyar:
Ve:
Dolayısıyla müminlerin yolu yalnızca “ben inanıyorum” demek değildir.
İman, ahlaki ve toplumsal bir karşılık üretir.
8. ALLAH’IN YOLU TEKTİR, YOLLAR ÇOKTUR
Kur’an’ın bu konudaki en açık ifadelerinden biri En‘âm 153’tür:
Burada iki şey karşılaştırılır:
Bu nedenle Nisâ 115’teki “müminlerin yolundan başkasını izlemek” ifadesi, En‘âm 153’teki “başka yollara uymayın” uyarısıyla birlikte okunmalıdır.
Kur’an’ın mantığı açıktır:
Allah’ın yolu birdir.
İnsanların oluşturduğu yollar ise çoktur.
Her yolun hakikat olduğu söylenemez.
Bu nedenle mümin, kendisine miras bırakılmış bir yolu sırf atalarından kaldığı için takip etmez.
Kur’an şöyle sorar:
Demek ki ataların yolu, kendiliğinden müminlerin yolu değildir.
Ölçü Allah’ın indirdiğidir.
9. HAKEM OLARAK ALLAH’IN KİTABINI YETERLİ GÖRMEK
Kur’an’ın kendi otoritesini nasıl ortaya koyduğu da bu noktada önemlidir.
Allah şöyle sorar:
Bu ayet, din konusunda hakemlik makamını açık biçimde Allah’a bağlar.
Kur’an aynı zamanda kendisini:
Yine:
Ve:
Öyleyse Nisâ 115’te geçen **“müminlerin yolu”**nu belirlerken, Kur’an’ın tanımladığı mümin profilini esas almak gerekir.
Müminlerin yolu, Kur’an’ın gösterdiği yoldan bağımsız düşünülemez.
10. NİSÂ 115’ÜN ASIL UYARISI
Şimdi ayetin tamamını yeniden okuyalım:
Ayet, insanın önüne açıkça ortaya konmuş bir hakikat bulunduğunu varsayıyor:
“Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra...”
Yani mesele bilgisizlik değildir.
Mesele, hakikat ortaya çıktıktan sonra hangi yöne yönelindiğidir.
İnsan hakikati gördüğü halde başka bir yolu seçebilir.
Çoğunluğu takip edebilir.
Atalarını takip edebilir.
Kendi hevasını ölçü haline getirebilir.
Allah’ın ayetlerinin yerine başka otoriteler koyabilir.
Fakat Kur’an bütün bunların karşısına tek bir ölçü çıkarır:
Allah’ın yolu.
SONUÇ: MÜMİNLERİN YOLU, ALLAH’IN YOLUNA TESLİMİYETTİR
Nisâ 115, Kur’an’ın bütünü içerisinde okunduğunda bir mezhep, cemaat veya tarihsel çoğunluk tartışmasına indirgenemez.
Ayetin ortaya koyduğu temel mesele şudur:
Hakikat açıkça ortaya çıktıktan sonra insan hangi yolu seçecektir?
Kur’an’ın cevabı nettir:
Allah’ın yolunu.
Müminlerin yolu da bu teslimiyetin somutlaşmış halidir.
Mümin;
Bu yüzden Nisâ 115’i anlamanın en güvenli yolu yine Kur’an’a dönmektir.
Çünkü Kur’an kendisini “en doğru yola ileten” bir Kitap olarak tanımlar:
Ve yolun ne olduğunu da açıkça bildirir:
Öyleyse mesele, kendimize “müminlerin yolundayız” demek değildir.
Asıl mesele şudur:
Yolumuz gerçekten Allah’ın gösterdiği yol mu?
Çünkü Kur’an’ın ölçüsünde hakikat, isimlerle değil;
imanla, teslimiyetle, adaletle ve Allah’ın vahyine bağlılıkla ortaya çıkar.
Nisâ 115’in uyarısı tam da burada bütün ağırlığıyla karşımıza çıkar:
Doğru yol apaçık belli olduktan sonra başka bir yolu seçme.
Çünkü insanın yöneldiği yol, sonunda onun varacağı yeri de belirler.

Yorumlar
Yorum Gönder