İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK: RİVAYET TOPLAMAK MI, VAHYE SARILMAK MI?
İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK: RİVAYET TOPLAMAK MI, VAHYE SARILMAK MI?
Giriş: “İbrahim’in Milletine Uy” Emri Ne Anlama Geliyor?
Kur’an’da insanın Allah’ın gösterdiği yola yönelmesi farklı ifadelerle anlatılır. Bunlardan biri “uy” emridir.
Bu emir özellikle Nahl 123'te dikkat çekici bir biçimde karşımıza çıkar:
“Sonra sana vahyettik: Hanif olarak İbrahim’in milletine uy. O müşriklerden değildi.”
Bu ayet üzerinde düşünüldüğünde hemen şu soru ortaya çıkar:
İbrahim’in milletine nasıl uyulacaktır?
İbrahim hakkında anlatılmış rivayetler mi toplanacaktır?
İbrahim’in hayatına ilişkin tarihsel aktarımlar mı dinî ölçü haline getirilecektir?
Yoksa Allah’ın Rasûlüne vahyettiği Kitapta İbrahim’in milletinin ne olduğu araştırılarak mı ona uyulacaktır?
Ayetin kendi kuruluşu ikinci yolu öne çıkarır.
Çünkü emirden hemen önce şu ifade vardır:
“Sonra sana vahyettik...”
Dolayısıyla burada ilk mesele “rivayet” değil, vahiydir.
Allah, Rasûlüne İbrahim’in milletine uymasını vahyetmektedir.
Bu nedenle bugün İbrahim’in milletine uymanın yolunu ararken ilk başvurulması gereken kaynak, İbrahim hakkında insanlardan nakledilmiş rivayetler değil, Allah’ın vahyettiği Kitap olmalıdır.
1. İBRAHİM’İN MİLLETİ NEDİR?
Kur’an’da “İbrahim’in milleti” ifadesi birçok yerde geçer.
Bakara 130:
“İbrahim’in milletinden kendini bilmezden başkası yüz çevirmez.”
Bakara 135:
“Hayır! Hanif olarak İbrahim’in milletine uyun.”
Âl-i İmrân 95:
“Öyleyse hanif olarak İbrahim’in milletine uyun.”
Nisâ 125:
“Kendisini Allah’a teslim eden ve iyilik yapan kimse, hanif olarak İbrahim’in milletine uymuştur.”
En‘âm 161:
“Rabbim beni dosdoğru bir yola, dosdoğru dine, İbrahim’in hanif milletine yöneltti.”
Nahl 123:
“Sonra sana vahyettik: Hanif olarak İbrahim’in milletine uy.”
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Kur’an, “İbrahim’in milleti budur” diye tek bir cümlede bütün özellikleri sıralamaz.
Fakat farklı ayetlerde bu milletin karakterini açıkça ortaya koyar.
Bu ayetleri bir araya getirdiğimizde:
İbrahim’in milleti = haniflik + Allah’a teslimiyet + şirkten uzaklık + dosdoğru yol
bağlantısı ortaya çıkar.
Dolayısıyla “millet” kelimesini yalnızca tarihsel bir topluluk veya etnik kimlik olarak okumak Kur’an’ın kullanımını daraltır.
Burada söz konusu olan bir yol, yöneliş ve dinî bağlılık biçimidir.
2. “İBRAHİM’İN MİLLETİNE UY” DEMEK, “İBRAHİM’İ TAKLİT ET” DEMEK DEĞİLDİR
Burada ikinci önemli ayrım vardır.
Kur’an’ın emri:
“İbrahim’in yaptığı her şeyi aynen tekrar et”
şeklinde değildir.
Emir:
“İbrahim’in milletine uy.”
Yani odak İbrahim’in şahsının tarihsel ayrıntılarını taklit etmek değil, onun milletine, yani Kur’an’ın onun üzerinden ortaya koyduğu ilahî çizgiye uymaktır.
Nitekim ayet hemen ardından:
“O müşriklerden değildi.”
diyerek İbrahim’in yolunun temel sınırını ortaya koyar.
İbrahim’in milletini tanımlayan ilk büyük özellik:
Şirkten uzaklaşmaktır.
Bu nedenle İbrahim’in milletine uymak:
İbrahim hakkında mümkün olduğunca fazla rivayet bilmek değil, onun Kur’an’da temsil ettiği tevhid çizgisini benimsemektir.
3. PEKİ BU YOLU NEREDEN ÖĞRENECEĞİZ?
İşte meselenin en önemli noktası buradadır.
Eğer bize:
“İbrahim’in milletine uy”
deniyorsa, doğal olarak:
“İbrahim’in milletinin ne olduğunu nereden öğreneceğiz?”
sorusunu sormamız gerekir.
Nahl 123 bu soruya daha ayetin başında cevap verir:
“Sonra sana vahyettik...”
Bu ifade çok önemlidir.
Çünkü Rasûl’e verilen bilgi kaynağı belirtilmiştir:
Vahiy.
Dolayısıyla ayetin yapısı şöyledir:
Vahiy → İbrahim’in milleti → uyma
Burada:
“Rivayetleri topla → İbrahim’in milletini oluştur → ona uy”
şeklinde bir yapı bulunmamaktadır.
Tam tersine:
“Sana vahyettik → uy.”
denilmektedir.
Bu nedenle İbrahim’in milletini öğrenmenin temel kaynağı, Allah’ın Rasûlüne vahyettiği Kitaptır.
4. RASÛL’E UYMAK İLE RASÛL HAKKINDA RİVAYET TOPLAMAK AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Burada çok önemli bir kavram ayrımı yapmak gerekir.
Kur’an’da Rasûl’e itaat vardır.
Fakat:
“Rasûl’e itaat edin”
emrinden doğrudan:
“Rasûl hakkında sonraki nesillerin aktardığı bütün rivayetleri dinin bağımsız kaynağı kabul edin”
sonucu çıkarılamaz.
Bunlar iki farklı önermedir.
Birincisi Kur’an’ın açık emridir.
İkincisi ise ayrıca delillendirilmesi gereken bir iddiadır.
Çünkü Kur’an’ın kendi anlatımında Rasûlün temel görevi vahyi insanlara ulaştırmaktır.
Rasûl kendisine gelen vahyi insanlara bildirir.
Dolayısıyla Rasûle uymak ile vahiyden bağımsız bir rivayet külliyatını dinin ölçüsü haline getirmek aynı şey değildir.
5. “İBRAHİM’İN MİLLETİ”Nİ RİVAYETLERDEN ARAMAK NEDEN SORUNLUDUR?
Çünkü rivayetler üzerinden gidildiğinde kaçınılmaz olarak şu problem ortaya çıkar:
Hangi rivayet?
Hangi aktarım?
Hangi kaynak?
Hangi tarihsel anlatım?
Hangisi bağlayıcı?
Hangisi dinî hüküm?
Bu durumda İbrahim’in milletini tanımlayan ölçü Kur’an’ın kendisinden başka bir yere taşınmış olur.
Oysa Kur’an zaten İbrahim hakkında bilgi vermektedir.
İbrahim’in:
şirkle mücadele ettiğini,
putları reddettiğini,
Allah’a teslim olduğunu,
hanif olduğunu,
Allah’ın birliğini savunduğunu,
toplumunun yanlış inançlarını sorguladığını
Kur’an’dan öğreniyoruz.
Öyleyse İbrahim’in milletine uymak için gerekli temel çerçeve zaten vahyin içindedir.
6. HANİFLİK: İBRAHİM’İN MİLLETİNİN ANAHTARI
Kur’an, İbrahim’in milletini sürekli olarak haniflik ile birlikte anmaktadır.
Bu tesadüf değildir.
Nahl 123:
“Hanif olarak İbrahim’in milletine uy.”
Âl-i İmrân 95:
“Hanif olarak İbrahim’in milletine uyun.”
En‘âm 161:
“İbrahim’in hanif milletine…”
Burada “hanif” kelimesi İbrahim’in milletinin temel yönelişini gösterir.
Haniflik, Allah’a yönelişi ve şirkin reddini merkeze alan bir duruştur.
Bu nedenle İbrahim’in milletine uymak:
Bir tarihsel kültürü yeniden üretmek değil, tevhid yönelişini sürdürmektir.
7. İBRAHİM’İN MİLLETİ VE ŞİRKİN REDDİ
Nahl 123'ün sonunda özellikle şu ifade gelir:
“O müşriklerden değildi.”
Bu cümle ayetin tamamının anlaşılmasında anahtar görevi görür.
Allah, İbrahim’in milletine uymayı emrediyor.
Ardından İbrahim’in müşrik olmadığını belirtiyor.
Bu bize İbrahim’in yolunun en temel karşıtlığını gösteriyor:
Tevhid ↔ şirk
İbrahim’in milleti:
Allah’a yöneliş.
Karşısındaki yapı:
Allah’a ortak koşma.
Dolayısıyla İbrahim’in milletine uymak, her şeyden önce şirkten uzaklaşmak ve Allah’a yönelmektir.
8. İBRAHİM’İN MİLLETİ BİR KİMLİK DEĞİL, BİR YÖNELİŞTİR
“Millet” kelimesini sadece “toplum” şeklinde anlamak bu ayetlerin derinliğini azaltır.
Çünkü Kur’an İbrahim’in milletini:
haniflik,
Allah’a teslimiyet,
dosdoğru yol,
şirkten uzaklık
gibi kavramlarla birlikte verir.
Bu nedenle “millet” burada yalnızca bir topluluğun adı değildir.
İnsanın hangi yöne yöneldiğini gösterir.
İbrahim’in yönelişi Allah’adır.
İbrahim’in reddettiği yöneliş şirktir.
İbrahim’in milletine uymak da bu yönelişi takip etmektir.
9. İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK BUGÜN NE DEMEKTİR?
Bugün bu emirle karşı karşıya olan insan için mesele şudur:
Ben İbrahim’in milletine nasıl uyacağım?
Cevap:
İbrahim hakkında mümkün olduğu kadar çok tarihsel anlatı öğrenmekle değil.
Öncelikle Kur’an’ın İbrahim’i nasıl tanımladığına bakarak.
Çünkü Kur’an bize:
İbrahim’in neye inandığını,
neyi reddettiğini,
Allah karşısındaki tutumunu,
şirk karşısındaki tavrını
bildiriyor.
Dolayısıyla uygulanacak olan şey:
Kur’an’ın tanımladığı İbrahimî yöneliştir.
10. KİTABA SARILMAK
Burada mesele artık doğrudan Kitap meselesine gelir.
Kur’an’ın kendi içinde insanın Kitapla ilişkisi nasıl tarif edilmektedir?
A‘râf Suresi'nin ilerleyen bölümünde:
“Kitaba sarılanlar…”
ifadesi kullanılır.
Bu çok güçlü bir ifadedir.
Kitaba sarılmak:
Kur’an’ı yalnızca okumak değildir.
Kitabı yalnızca kutsal bir nesne olarak taşımak değildir.
Kitabı yalnızca güzel sesle dinlemek değildir.
Kitaba sarılmak, onun gösterdiği ölçüye bağlanmaktır.
Bir konuda neyin doğru olduğunu araştırırken:
Allah’ın Kitabı ne diyor?
Bir inanç konusunda:
Kur’an ne söylüyor?
Bir hüküm konusunda:
Kitap hangi sınırı koyuyor?
Bir uygulamanın dinî zorunluluk olduğu iddia edildiğinde:
Allah bunu Kitapta emretmiş mi?
sorusunu sormaktır.
Bu anlamda Kitaba sarılmak, vahyi hayatın ölçüsü haline getirmektir.
11. KUR’AN’IN DIŞINDA BİR DİNÎ ÖLÇÜ OLUŞTURMAK
Burada mesele “rivayetlerin tarihsel olarak var olup olmaması” değildir.
Mesele daha temeldir:
Bir rivayet dinî hüküm üretme yetkisine sahip midir?
Eğer Kur’an bir şeyi dinin ölçüsü olarak ortaya koymamışsa, insanın sonradan oluşturduğu aktarımların Allah adına bağlayıcı hüküm haline getirilmesi ayrıca sorgulanmalıdır.
Çünkü Allah’ın dini ile insanların din adına anlattıkları birbirinden ayrılmalıdır.
İbrahim’in milletine uymak için de aynı ölçü geçerlidir.
İbrahim hakkında anlatılan her şeyi dinî ölçü haline getirmek gerekmez.
Ölçü:
Allah’ın vahyidir.
12. VAHİY BİLGİYİ KENDİSİYLE GETİRİYOR
Nahl 123'teki:
“Sonra sana vahyettik…”
ifadesi burada tekrar önem kazanır.
Allah Rasûlüne:
İbrahim’in milletine uy
emrini veriyor.
Fakat bu emri verirken bilgi kaynağını da ortaya koyuyor:
Vahiy.
Dolayısıyla Kur’an merkezli bakışta:
İbrahim’in milletini öğrenmek için önce rivayet aramak
değil,
Allah’ın İbrahim’i vahiy içinde nasıl tanımladığını araştırmak
esastır.
Bunun sonucu oldukça nettir:
İbrahim’in milletine uymak, İbrahim hakkında rivayet toplama faaliyeti değildir.
İbrahim’in Allah’a yönelen, hanif ve şirkten uzak çizgisini takip etmektir.
13. KUR’AN’DAKİ İBRAHİM İLE RİVAYETLERDEKİ İBRAHİM AYRIMI
Burada bir metodoloji problemi daha ortaya çıkar.
Bir insanın zihnindeki “İbrahim” tasavvuru Kur’an’dan mı oluşuyor?
Yoksa:
tarihsel anlatılardan,
kültürel aktarımlardan,
mezhebî yorumlardan,
rivayetlerden,
geleneksel hikâyelerden
mi oluşuyor?
Eğer bunlar birbirine karıştırılırsa Kur’an’ın İbrahim profili görünmez hale gelebilir.
Bu nedenle önce:
Kur’an’ın İbrahim’i
tespit edilmelidir.
Sonra diğer anlatılar bununla karşılaştırılabilir.
Ölçünün kendisi ise değiştirilmemelidir.
14. İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK: BİR “RİVAYET” DEĞİL, BİR “YOL” MESELESİDİR
Kur’an’ın kullandığı kavramlara baktığımızda mesele giderek netleşir.
Millet → haniflik → teslimiyet → tevhid → şirkten uzaklık → dosdoğru yol.
Bunların tamamı insanın yönelişiyle ilgilidir.
Dolayısıyla Nahl 123'teki emir:
“İbrahim hakkında anlatılanları öğren.”
değil,
“İbrahim’in milletine uy.”
emridir.
Biri bilgi toplama faaliyetidir.
Diğeri hayat yönelişidir.
Kur’an’ın emri ikincisidir.
15. SONUÇ: İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK, VAHYE SARILMAKTIR
Nahl 123'ü merkeze aldığımızda tablo şöyledir:
Allah vahyeder.
Rasûl vahyi alır.
İbrahim’in milletine uyması emredilir.
Bu millet Kur’an’da:
haniflik, tevhid, teslimiyet ve şirkten uzaklık
üzerinden tanımlanır.
Dolayısıyla emrin gerçekleşmesi için:
Rasûl hakkında rivayet toplamak
zorunlu değildir.
İbrahim’in milletine uymak:
Allah’ın vahyettiği Kitabın İbrahim hakkında verdiği bilgiyi esas almak ve onun tevhid yönelişini takip etmektir.
Burada bütün tartışmayı son derece güçlü biçimde tamamlayan ayet ise A‘râf 52'dir:
“Andolsun, onlara ilim üzere açıkladığımız bir Kitap getirdik. İnanan bir topluluk için yol gösterici ve rahmettir.”
Ayetin özellikle “ilim üzere” ifadesi dikkat çekicidir.
Kitap rastgele, eksik veya bilgisiz bir bildirim olarak sunulmuyor.
İlim üzere açıklanmış bir Kitap olarak sunuluyor.
Ve hemen ardından onun işlevi belirtiliyor:
“Yol gösterici ve rahmettir.”
Böylece makalenin bütün omurgası tek bir noktada birleşiyor:
İbrahim’in milletine uyacağız.
Peki nasıl?
Vahyin gösterdiği İbrahim’e bakarak.
Nereden öğreneceğiz?
Allah’ın ilim üzere açıkladığı Kitaptan.
Ne yapacağız?
Kitaba sarılacağız.
Çünkü Kur’an’ın kendi tanımına göre Kitap:
ilim üzere açıklanmış, hidayet kaynağı ve rahmettir.
Bu nedenle mesele İbrahim hakkında ne kadar rivayet topladığımız değil; Allah’ın İbrahim’i Kitabında nasıl tanımladığını ne kadar doğru anladığımızdır.
Ve son söz yine A‘râf 52’nin ortaya koyduğu ölçüdür:
İlim üzere açıklanmış Kitap, inananlar için hidayet ve rahmettir.
Öyleyse İbrahim’in milletine giden yol, rivayetlerin çoğaltılması değil; Allah’ın vahyettiği Kitaba sarılarak onun gösterdiği tevhid yolunun takip edilmesidir.

Yorumlar
Yorum Gönder