SEVDİĞİN ŞEY GERÇEKTEN HAYIRLI MI?


SEVDİĞİN ŞEY GERÇEKTEN HAYIRLI MI?

 İnsan Algısına Attığı Büyük Darbe

İnsan çoğu zaman hayatı kendi duyguları üzerinden değerlendirir.

Hoşuna gidiyorsa iyi,

hoşuna gitmiyorsa kötü

Bir şeyi istiyorsa onun kendisi için hayırlı olduğunu düşünür. Bir şeyden nefret ediyorsa onun mutlaka kötü olduğuna inanır.

Fakat Kur'an, insanın bu ölçüsünü kökten sarsar:

“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; olur ki sevdiğiniz bir şey sizin için şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
Bakara 2:216

Bu ayet yalnızca belirli bir olay karşısında insanın tutumunu düzenleyen bir hüküm değildir. Aynı zamanda insanın gerçekliği nasıl değerlendirdiğine yönelik çok güçlü bir uyarıdır.

Çünkü insanın değerlendirmesi ile gerçek değer aynı şey değildir.

İnsan çoğu zaman hissettiğini hakikat, istediğini hayır, istemediğini ise şer zanneder.

Kur'an ise insana çok daha temel bir gerçeği hatırlatır:

Sen bütün tabloyu görmüyorsun.


İNSAN GÖRÜNENE BAKAR

İnsan bilgisi sınırlıdır.

Bir olay gerçekleştiğinde onun çoğu zaman yalnızca görünen yüzünü bilir. Olayın gelecekte hangi sonuçlara yol açacağını, başka hangi olayları tetikleyeceğini ve hayatındaki hangi dönüşümlere sebep olacağını önceden bilemez.

Bu nedenle insan çoğu zaman sonucu bilmeden hüküm verir.

Bakara 216'nın sonunda gelen ifade bu nedenle son derece önemlidir:

“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

Buradaki mesele yalnızca Allah'ın insandan daha fazla bilgiye sahip olması değildir.

Daha derin bir mesele vardır:

İnsanın bilgisi sınırlıyken hükmü çoğu zaman kesindir.

İnsan:

“Bu kesinlikle kötü.”

“Bu kesinlikle iyi.”

“Bunu mutlaka elde etmeliyim.”

“Bundan kesinlikle kurtulmalıyım.”

diyebilir.

Oysa Kur'an onun önüne şu ihtimali koyar:

Belki de sen yanılıyorsun.

Çünkü gördüğün şey, gerçeğin tamamı değildir.


İNSANIN EN BÜYÜK YANILGISI: ŞİMDİYİ BÜTÜN SANMAK

İnsan algısının en büyük sınırlılıklarından biri zamandır.

İnsan acıyı şimdi hisseder.

Kaybı şimdi yaşar.

Mahrumiyeti şimdi görür.

Başarıyı şimdi yaşar.

Hazza şimdi ulaşır.

Bu nedenle değerlendirmesini çoğu zaman yalnızca “şu an” üzerinden yapar.

Oysa bir olayın gerçek sonuçları yıllar sonra ortaya çıkabilir.

Bugün kayıp gibi görünen bir şey gelecekte büyük bir zarardan korunmanın sebebi olabilir.

Bugün kazanç gibi görünen bir şey ise gelecekte ağır bir yıkımın başlangıcı olabilir.

İnsan çoğu zaman hayatın yalnızca bir karesine bakarak bütün filmi hakkında hüküm verir.

Kur'an ise insanın bu aceleciliğini başka bir ayette şöyle ortaya koyar:

“İnsan, hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir.”
İsrâ 17:11

İşte problem tam da budur.

İnsan yalnızca ne istediğini bilir.

Fakat istediği şeyin nereye varacağını her zaman bilemez.


SEVDİĞİN ŞEY NEDEN ŞER OLABİLİR?

Bir şeyi sevmek, onun doğru veya hayırlı olduğunu kanıtlamaz.

Çünkü sevgi de arzu da insanın iç dünyasına aittir.

Bir makamı isteyebilirsin.

Bir serveti isteyebilirsin.

Bir ilişkiyi isteyebilirsin.

Bir başarıyı isteyebilirsin.

Bir gücü isteyebilirsin.

Bir fırsatı isteyebilirsin.

Fakat bütün bunların sana ne yapacağını bilemeyebilirsin.

Makam sana kibir verebilir.

Servet seni bağımlı hale getirebilir.

Güç seni adaletsizliğe sürükleyebilir.

Bir ilişki seni yanlış bir hayatın içine çekebilir.

Bir başarı seni kendine hayran bırakabilir.

Dolayısıyla insan bazen hayır sandığı şeyle imtihan edilir.

Sorun istediği şeyi elde etmek değildir.

Asıl soru şudur:

Elde ettiğin şey seni neye dönüştürecek?

Çünkü insan bazen aradığı şeyin peşinden giderken kendisini kaybeder.


HOŞLANMADIĞIN ŞEY DE MUTLAKA ŞER DEĞİLDİR

Bakara 216'nın ikinci büyük darbesi buradadır.

İnsan istemediği bir şeyi gördüğünde hemen:

“Bu kötü.”

diyebilir.

Oysa Kur'an bu hükmü de sorgular.

Bir zorluk insanı değiştirebilir.

Bir kayıp insanı kendisine getirebilir.

Bir engel yanlış bir yoldan çevirebilir.

Bir mahrumiyet insanın bağımlılığını ortaya çıkarabilir.

Bir başarısızlık insanın kendisi hakkındaki yanılgısını kırabilir.

Fakat burada önemli bir ayrım vardır.

Kur'an:

“Başınıza gelen her kötü şey kesinlikle sizin için hayırdır.”

dememektedir.

Ayetin mesajı daha dikkatli ve daha derindir:

Sen yalnızca hoşlanıp hoşlanmamana bakarak bir şeyin kesin olarak hayır veya şer olduğuna hükmedemezsin.

Çünkü bütün sonuçları bilmiyorsun.


“HAYIRLISI OLSUN” SADECE BİR TESELLİ Mİ?

Günlük hayatta sıkça kullandığımız bir ifade vardır:

“Hayırlısı olsun.”

Çoğu zaman bir şey gerçekleşmediğinde bunu bir teselli cümlesi olarak söyleriz.

Bir iş olmadığında:

“Hayırlısı olsun.”

Bir ilişki bittiğinde:

“Hayırlısı olsun.”

Bir fırsat kaçtığında:

“Hayırlısı olsun.”

Fakat Bakara 216'nın ortaya koyduğu hakikat bundan çok daha derindir.

“Hayırlısı olsun” demek, olay bittikten sonra kendimizi avutmak değildir.

Asıl mesele, olay gerçekleşmeden önce kendi arzumuzu mutlaklaştırmamaktır.

İnsan çoğu zaman şöyle dua eder:

“Allah'ım, benim istediğim olsun.”

Fakat vahyin öğrettiği daha derin bir teslimiyet vardır:

“Ben ne istediğimi biliyorum; fakat bunun benim için gerçekten ne anlama geleceğini bilmiyorum.”

Bu nedenle dua yalnızca istediğimizi Allah'a kabul ettirme çabası değildir.

Dua aynı zamanda insanın kendi bilgisinin sınırlılığını kabul etmesidir.

Çünkü insan:

“Ben bunu istiyorum.”

diyebilir.

Ama:

“Bu kesinlikle benim için hayırlıdır.”

diyemez.

İşte aradaki fark çok büyüktür.


ARZU İLE HAKİKAT AYNI ŞEY DEĞİLDİR

Kur'an insanın arzularını hakikatin ölçüsü haline getirmesine izin vermez.

“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar.”
En‘âm 6:116

Bu ayetten çıkan önemli sonuçlardan biri şudur:

Çoğunluk hakikatin ölçüsü değildir.

Aynı şekilde:

Arzu hakikatin ölçüsü değildir.

Hoşa gitmek hakikatin ölçüsü değildir.

Alışkanlık hakikatin ölçüsü değildir.

Toplumsal kabul hakikatin ölçüsü değildir.

İnsan bazen kendi arzusunu merkeze koyar ve ardından o arzuyu haklı çıkaracak gerekçeler üretir.

Önce karar verir.

Sonra delil arar.

Sonra kendi kararına uygun olanı “doğru” ilan eder.

Kur'an ise insanın bu mekanizmasını tersine çevirir.

Önce hakikat aranmalıdır.

Sonra insan kendi arzusunu o hakikate göre değerlendirmelidir.


SABIR VE ŞÜKÜRÜN YERİ DEĞİŞTİĞİNDE

İnsan genellikle hoşuna giden şeylerde şükretmesi, hoşuna gitmeyen şeylerde ise sabretmesi gerektiğini düşünür.

Fakat Bakara 216'nın ortaya koyduğu perspektif bu anlayışı daha derin bir noktaya taşır.

Çünkü bazen insanın şükür sandığı şey, aslında onun için bir imtihandır.

Bazen insanın sabır sandığı şey, aslında büyük bir dönüşümün başlangıcıdır.

Bir servet gelir ve insan şükrettiğini zanneder.

Fakat o servet onu kibirli, bencil ve adaletsiz birine dönüştürebilir.

Bir makam gelir ve insan bunu nimet kabul eder.

Fakat makam onun nefsini büyütebilir.

Öte yandan bir kayıp gelir.

İnsan bunu yalnızca bir felaket olarak görür.

Fakat o kayıp insanı yıllardır yürüdüğü yanlış yoldan çıkarabilir.

Dolayısıyla mesele yalnızca:

“Ne elde ettim?”

veya:

“Ne kaybettim?”

değildir.

Asıl mesele:

“Bu olay beni neye dönüştürdü?”

sorusudur.


YUSUF KISSASI: ŞER GİBİ GÖRÜNEN BİR YOL

Kur'an'ın bu hakikati somutlaştırdığı en çarpıcı örneklerden biri Yusuf kıssasıdır.

Yusuf'un hayatındaki olayları yalnızca gerçekleştikleri anda değerlendirseydik, tablo oldukça farklı görünürdü.

Kuyuya atılmak:

Görünen yüzüyle büyük bir felakettir.

Köle olarak satılmak:

Ağır bir kayıp ve haksızlıktır.

Zindana girmek:

İşlemediği bir suçun sonucunda yaşanan büyük bir mağduriyettir.

Fakat kıssanın tamamına baktığımızda bu olayların her biri başka bir olayın kapısını açar.

Kuyu, onu kardeşlerinden ayırır.

Kölelik, onu Mısır'a taşır.

Zindan, onu başka insanlarla karşılaştırır.

Zindandaki süreç ise onu yöneticilerin dikkatine kadar götüren zincirin bir parçası olur.

Sonuçta Yusuf'un hayatındaki olaylar tek tek değil, bütünlük içinde anlam kazanır.

Burada çok önemli bir nokta vardır:

Kuyu iyi olduğu için kuyuya atılmak iyi değildir.

Zindan iyi olduğu için zindana girmek iyi değildir.

Haksızlık iyi olduğu için haksızlık iyi değildir.

Fakat insan, yaşadığı olayın bütün sonuçlarını başlangıçta göremeyebilir.

İşte Bakara 216'nın:

“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

ifadesi tam burada anlam kazanır.

İnsan olayın yalnızca başlangıcını görür.

Allah ise bütün tabloyu bilir.


FAKAT BU, HER ŞEYE “HAYIR” DEMEK DEĞİLDİR

Burada çok önemli bir denge kurulmalıdır.

Bakara 216'yı yanlış anlamak da mümkündür.

“Başımıza ne gelirse gelsin hayırlıdır.”

“Her haksızlıkta bir hikmet vardır.”

“Her kötülüğe razı olmak gerekir.”

“Hiçbir şeye karşı çıkmamak gerekir.”

şeklinde bir anlayış Kur'an'ın mesajı değildir.

Çünkü Kur'an insanı kötülüğe karşı mücadele etmeye, adaleti ayakta tutmaya ve yanlış olanı düzeltmeye çağırır.

Dolayısıyla:

Bir olayın sonucunu bilmiyorum

demek,

Olayın ahlaki değerini bilmiyorum

demek değildir.

Bir zulüm karşısında insan bunun zulüm olduğunu bilir.

Bir haksızlık karşısında haksızlığı savunmaz.

Bir kötülük karşısında kötülüğü meşrulaştırmaz.

Fakat kendi hayatında gerçekleşen bir olayın gelecekte hangi sonuçları doğuracağını konusunda mutlak bilgi iddiasında bulunmaz.

İşte ayetin öğrettiği zihinsel tevazu budur.


İNSAN FRAGMANI İZLEYİP FİLM HAKKINDA HÜKÜM VERİYOR

Belki de Bakara 216'nın insan psikolojisine yönelik en çarpıcı mesajı şudur:

Sen filmin tamamını görmüyorsun.

Sadece bir sahnenin içindesin.

Bugün yaşadığın şey, yarın başka bir olayın başlangıcı olabilir.

Bugün kaybettiğin şey, seni başka bir yola yönlendirebilir.

Bugün elde ettiğin şey, seni hiç beklemediğin bir bağımlılığa sürükleyebilir.

Bu yüzden insanın:

“Bu kesinlikle kötü.”

veya:

“Bu kesinlikle iyi.”

demeden önce durması gerekir.

Çünkü insanın gördüğü şey sonuç değil, süreçtir.


ASIL SORU: “BEN BUNU SEVİYOR MUYUM?” DEĞİL

İnsan hayatındaki kararların merkezine çoğu zaman şu soruyu koyar:

“Ben bunu istiyor muyum?”

Fakat Kur'an'ın inşa ettiği bilinç bundan daha farklıdır.

Asıl soru:

“Bu doğru mu?”

Sonra:

“Allah bunun hakkında ne bildiriyor?”

Ve ardından:

“Benim arzum bu hakikate uyuyor mu?”

olmalıdır.

Çünkü insanın arzusu değişebilir.

Bugün çok istediği şeyi yarın istemeyebilir.

Bugün nefret ettiği şeyi yarın anlayabilir.

Bugün büyük bir fırsat olarak gördüğü şeyi yıllar sonra büyük bir hata olarak değerlendirebilir.

Bu nedenle insanın kendi duygularını küçümsemesi değil, onları mutlak ölçü olmaktan çıkarması gerekir.


İMANIN DERİN NOKTALARINDAN BİRİ: BİLMEDİĞİNİ BİLMEK

Bakara 216'nın sonunda yalnızca:

“Allah bilir.”

denilmez.

Aynı zamanda:

“Siz bilmezsiniz.”

denilir.

Bu ikinci ifade son derece önemlidir.

Çünkü iman yalnızca Allah'ın bilgisini kabul etmek değildir.

Aynı zamanda kendi bilgisinin sınırını kabul etmektir.

İnsan:

“Ben bilmiyorum.”

diyebildiği ölçüde hakikate yaklaşır.

Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri, sınırlı bilgisiyle sınırsız hüküm vermesidir.

Kur'an ise insana zihinsel bir tevazu öğretir:

Her istediğin hayır olmayabilir.

Her istemediğin şer olmayabilir.

Her kazanç kazanç olmayabilir.

Her kayıp kayıp olmayabilir.

Her gecikme mahrumiyet olmayabilir.

Her engel yolun sonu olmayabilir.

Çünkü sen henüz bütün sonuçları görmüyorsun.


SONUÇ: HAYIR, HOŞUNA GİDEN ŞEYİN ADI DEĞİLDİR

Bakara 216 insanın hayatı değerlendirme biçimine çok güçlü bir darbe indirir.

Çünkü insanın doğal ölçüsünü sorgular:

Hoşuna giden = iyi

Hoşuna gitmeyen = kötü

Bu denklem Kur'an'ın ölçüsü değildir.

Gerçeklik insanın hoşlanma ve hoşlanmama duygularından daha büyüktür.

İnsan arzularıyla yaşar.

Fakat arzularının sonuçlarını her zaman bilemez.

İnsan bugünü görür.

Fakat geleceği bütünüyle göremez.

İnsan bir olayın başlangıcını yaşar.

Fakat sonuçlarının tamamını bilemez.

Bu nedenle Kur'an insanı kendi hükmüne karşı uyarır:

“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; olur ki sevdiğiniz bir şey sizin için şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
Bakara 2:216

Belki de bu ayetin insana bıraktığı en büyük ders şudur:

Sevdiğin şeyin hayırlı olduğunu varsayma.

Nefret ettiğin şeyin şer olduğunu da varsayma.

Önce dur.

Bilginin sınırını kabul et.

Arzunu hakikatin yerine koyma.

Bugünü bütün zannetme.

Sonucu görmeden kesin hüküm verme.

Ve en önemlisi:

Kendi isteğini Allah'ın bilgisiyle karıştırma.

Çünkü insan çoğu zaman:

“Ben bunu istiyorum, demek ki benim için hayırlı.”

diye düşünür.

Kur'an ise bu düşüncenin tam karşısına geçer:

“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

İşte gerçek teslimiyet belki de tam burada başlar:

İstediğinin gerçekleşmesini Allah'a kabul ettirmeye çalışmakta değil; gerçekleşen şeyin anlamını kendi arzunla belirlemeye kalkışmamakta.

Ve belki de “hayırlısı olsun” sözünün gerçek anlamı şudur:

“Ben ne istediğimi biliyorum; fakat bunun gerçekten hayır olup olmadığını bilmiyorum.”

İnsan için en büyük özgürlük de belki burada başlar:

Arzusunun kölesi olmaktan çıkıp hakikatin peşinden gitmekte.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣