İNSANI YARATMADAN ÖNCE KUR’AN’I ÖĞRETMEK

 


İNSANI YARATMADAN ÖNCE KUR’AN’I ÖĞRETMEK: RAHMÂN SURESİ’NİN SARSICI SIRALAMASI

Kur’an’ın bazı ayetleri vardır ki alışılmış okuma biçimiyle okunduğunda sıradan görünür; fakat kelimelerin sırasına, fiillerin öznesine ve ayetlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiye dikkat edildiğinde, insanın Kur’an karşısındaki konumunu yeniden düşünmeyi zorunlu kılar.

Rahmân Suresi’nin başlangıcı böyledir.

Sure dört kısa ayetle son derece yoğun bir yapı kurar:

Rahmân.
Kur’an’ı öğretti.
İnsanı yarattı.
Ona beyanı öğretti.

Buradaki sıralama ilk bakışta şaşırtıcıdır. Çünkü insan yaratılmadan önce Kur’an’ın öğretilmesinden söz edilmektedir.

Alışılmış mantık şöyle çalışır:

Önce insan yaratılır, sonra insana bilgi verilir.

Fakat Rahmân Suresi böyle başlamaz.

Önce öğretme gelir.
Sonra insanın yaratılması gelir.
Ardından beyanın öğretilmesi gelir.

Bu gerçekten bir kronoloji problemi midir?

Yoksa Kur’an bize zaman sırasından daha önemli bir şey mi söylüyor?

Belki de burada sorun ayette değil, bizim ayeti yalnızca kronolojik bir liste gibi okumamızdadır.

Çünkü Rahmân Suresi’nin ilk dört ayeti, insanın ne zaman yaratıldığından çok, insanın varlığının hangi anlam zemini üzerinde kurulduğunu gösteriyor olabilir.


İNSAN YARATILMADAN ÖNCE NEDEN “ÖĞRETME” GELİYOR?

Rahmân Suresi:

“Rahmân”

diyerek başlar.

Ardından:

“Kur’an’ı öğretti.”

Sonra:

“İnsanı yarattı.”

Ve hemen ardından:

“Ona beyanı öğretti.”

Bu dört unsur rastgele dizilmiş gibi görünmez.

Burada şöyle bir yapı ortaya çıkar:

Rahmân → öğretim → insan → beyan

Bu yapı insanı merkeze yerleştirmeden önce ilâhî öğretimi merkeze yerleştirir.

Bu nedenle ayetleri yalnızca “önce ne oldu, sonra ne oldu?” sorusuyla okumak eksik kalabilir.

Burada zamansal öncelik ile anlamsal önceliği birbirinden ayırmak gerekir.

Kur’an’ın bir şeyi önce zikretmesi her zaman onun zaman bakımından önce gerçekleştiğini göstermez. Ancak metinde önce zikredilen şey çoğu zaman anlam bakımından bir ağırlık taşır.

Rahmân Suresi'nde de asıl dikkat çekici olan budur:

İnsan, öğretimin önüne geçirilmemiştir.


“ÖĞRETTİ” DİYEN KİMDİR?

Bu yapının daha da dikkat çekici bir dil özelliği vardır.

İlk dört ayetteki temel fiillere baktığımızda:

öğretti → yarattı → öğretti

şeklinde bir yapı görürüz.

Ve bütün bu eylemlerin faili Allah’tır.

Yani ayet:

“İnsan öğrendi” demiyor.

“İnsan kendi bilgisini oluşturdu” demiyor.

“İnsan kendi beyanını geliştirdi” demiyor.

Merkezde sürekli Allah’ın fiilleri var:

Öğretti.
Yarattı.
Öğretti.

Bu son derece önemlidir.

Çünkü insanın bilgi edinme sürecini anlatırken bile Kur’an, insanın kendisini bilgi kaynağı zannetmesine izin vermeyen bir yapı kuruyor.

İnsan burada bağımsız bilginin sahibi olarak sahneye çıkmıyor.

Öğretilen varlık olarak çıkıyor.

Üstelik “öğreten” fiili iki defa tekrar ediliyor.

İlkinde:

Kur’an’ı öğretti.

Sonuncusunda:

Beyanı öğretti.

Ortada ise:

İnsanı yarattı.

Böylece insan, iki öğretim eyleminin arasına yerleştiriliyor.

Bu oldukça çarpıcıdır:

Kur’an’ı öğretti → insanı yarattı → beyanı öğretti.

İnsan, öğretimin dışında kalan bağımsız bir merkez değildir.

Tam tersine öğretimin ortasındadır.


İNSANIN YARATILIŞI İLE BEYANIN ÖĞRETİLMESİ AYRILMIYOR

Ayetin üçüncü ve dördüncü halkası da önemlidir:

“İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.”

Burada insanın yaratılması tek başına bırakılmıyor.

İnsanın hemen ardından beyan geliyor.

Bu, insanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak düşünmeyi zorlaştırıyor.

İnsan yaratılmıştır; fakat insanın insanî niteliği beyanla ilişkilendirilmiştir.

Beyan sadece ses çıkarmak veya konuşabilmek değildir.

Kur’an’ın kelime kullanım alanı dikkate alındığında beyan; bir şeyi açığa çıkarmak, açıklamak, belirgin hale getirmek, anlaşılır kılmak gibi anlam katmanlarına sahiptir.

Dolayısıyla burada insanın:

anlama, ayırt etme, ifade etme ve anlamı görünür hale getirme kapasitesinden

söz edildiği düşünülebilir.

Bu nedenle:

“Ona beyanı öğretti”

ifadesini yalnızca “ona konuşmayı öğretti” şeklinde daraltmak, ayetin oluşturduğu anlam alanını küçültür.

İnsan yalnızca konuşan değildir.

Bildiğini açığa çıkarabilen varlıktır.

Fakat burada çok daha önemli bir soru doğar:

İnsan neyi beyan edecektir?

İşte bir önceki ayet bu sorunun önünü açıyor:

Kur’an’ı öğretti.

Böylece Kur’an ile beyan arasında güçlü bir bağ kurulabilir.

İnsana ilâhî öğretim verilir.

İnsan yaratılır.

Sonra bu insanın beyan kapasitesi öğretilir.

Bu durumda beyan, boş bir konuşma yeteneği değildir.

Hakikati ortaya koyma sorumluluğu taşıyan bir yetenektir.


BEYAN, HAKİKATİ AÇIĞA ÇIKARABİLECEĞİ GİBİ ÖRTEBİLİR DE

İşte insanın trajedisi burada başlar.

Allah insana beyan verir.

Fakat insan bu yeteneği yalnızca hakikati göstermek için kullanmaz.

İnsan yalan söyleyebilir.

Hakikati çarpıtabilir.

Gerçeği gizleyebilir.

Sözü araçsallaştırabilir.

Bilgiyi tahakküm aracı haline getirebilir.

Dolayısıyla beyan başlı başına ahlâkî bir sonuç değildir.

Beyan bir yetenektir.

Onu hangi yönde kullanacağı ise insanın sorumluluğudur.

Bu açıdan Kur’an’ın insana verdiği mesaj son derece ağırdır:

Sana konuşma yeteneği verilmedi yalnızca; hakikati ortaya koyma imkânı verildi.

Bu nedenle insanın dili yalnızca iletişim aracı değildir.

Sorumluluk alanıdır.


RAHMÂN İSMİ NEDEN İLK SIRADA?

Şimdi ilk kelimeye dönmek gerekir.

Sure:

“Alîm” ile başlamıyor.

“Kâdir” ile başlamıyor.

“Hâlık” ile başlamıyor.

“Rahmân” ile başlıyor.

Bu seçim, ayetlerin anlam atmosferini değiştiriyor.

Çünkü hemen ardından gelen ilk fiil:

“Öğretti.”

Demek ki burada öğretim, öncelikle bir güç gösterisi olarak değil, rahmet zemini içinde sunuluyor.

Allah insana bilgi vermek zorunda olduğu için öğretmiyor.

İnsan bunu hak ettiği için öğretmiyor.

Bilgi, insan üzerinde tahakküm kurmak için sunulmuyor.

Tam tersine öğretim, Rahmân'ın rahmetinin bir tecellisi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu açıdan Kur’an bilgisi bir yük olmaktan önce bir lütuftur.

İnsanın karanlıkta bırakılmamasıdır.

İnsanın kendi başına bırakılmamasıdır.

İnsanın hakikati ararken tamamen yönsüz bırakılmamasıdır.

Bu nedenle Rahmân Suresi'nin ilk kelimesi ile ikinci ayetteki fiil arasında çok güçlü bir anlam bağı kurulabilir:

Rahmân → öğretti.

Yani:

Rahmet → öğretim.

Bu, bilgi anlayışını da değiştirir.

Bilgi yalnızca güç değildir.

Hakikate ulaşabilmek için verilmiş bir rahmettir.


BİLGİ GÜÇ DEĞİL, SORUMLULUKTUR

Modern düşüncede bilgi çoğu zaman güçle özdeşleştirilir:

Bilgi sahibi olan güçlüdür.

Kur’an’ın Rahmân Suresi'nin başlangıcında kurduğu yapı ise bilgiyi başka bir yere yerleştirir.

Bilgi:

üstünlük kurmak için değil, hakikati görmek için;

tahakküm etmek için değil, beyan etmek için;

insanı büyütmek için değil, insanı doğru konuma yerleştirmek için vardır.

Çünkü bilgi insana verildiğinde insanın ilk görevi kendisini bilginin sahibi ilan etmek değildir.

Öğrenmektir.

Bu nedenle Kur’an'ın bilgi anlayışı insanın egosunu şişiren bir bilgi anlayışı değildir.

Tam tersine bilgi insanın kibir alanını daraltır.

Çünkü bilen insanın bile bilmediği vardır.

Nitekim Nahl Suresi'nde insanın dünyaya geldiğinde hiçbir şey bilmediği açıkça belirtilir.

İnsan başlangıçta bilmez.

Sonra kendisine işitme, görme ve gönül verilir.

Yani insanın bilgi yolculuğu verilmiş imkânlarla başlar.


BAKARA 2:31: ÂDEM’E “İSİMLER”İN ÖĞRETİLMESİ

Bu noktada Bakara Suresi ile kurulan bağlantı daha da önem kazanır.

Allah Âdem’e isimleri öğretir.

Burada insanın ayırt edici özelliği yalnızca yaratılmış olması değildir.

Öğretilmiş olmasıdır.

Âdem'in anlatısında bilgi, insanın değerini ortaya koyan temel unsurlardan biridir.

Rahmân Suresi'nde:

Kur’an → insan → beyan

Bakara'da:

insan → öğretim → bilgi

ilişkisini görürüz.

İki pasaj birlikte okunduğunda insanın bilgi karşısındaki konumu belirginleşir:

İnsan kendisini kendisi tamamlayan bir varlık değildir.

İnsan öğrenmeye açılan bir varlıktır.

Bu yüzden insanın büyüklüğü “her şeyi bilmesinde” değil,

öğrenebilmesindedir.


ALAK SURESİ: YARATILIŞ VE ÖĞRETİM AYNI EKSENDE

Alak Suresi de bu yapıyı başka bir yönden doğrular.

İlk ayetlerde:

Yarat.
Oku.
Kalemle öğret.
İnsana bilmediğini öğret.

bağlantısı kurulur.

Burada da yaratma ile öğretme arasında kopukluk yoktur.

İnsan yaratılır ve öğretimle ilişkilendirilir.

Rahmân Suresi'nde ise öğretim insanın önüne alınır:

Kur’an’ı öğretti → insanı yarattı → beyanı öğretti.

Alak'ta insanın bilmediği özellikle vurgulanır.

Rahmân'da ise insana beyanın öğretildiği vurgulanır.

İki sureyi birlikte düşündüğümüzde ortaya şu sonuç çıkar:

İnsan bilgiyle donatılmış olarak doğan mutlak bilen değildir; öğretime açık olarak yaratılan bir varlıktır.


NAHL 16:78: İNSAN BİLMEZ HALDE GELİR

Nahl Suresi bu noktada son derece açık bir tamamlayıcıdır.

İnsan annesinin karnından çıkarılırken hiçbir şey bilmez.

Sonra Allah ona:

işitme, görme ve gönüller

verir.

Burada insanın epistemolojik yolculuğu açık biçimde ortaya çıkar:

Bilmez → algılar → öğrenir → anlar.

Rahmân Suresi ise bu yolculuğun ilâhî tarafını öne çıkarır:

Rahmân → öğretir.

Dolayısıyla Kur’an'ın farklı surelerinde aynı insan tasavvurunun farklı parçaları ortaya çıkar.

İnsan bilmez.

Allah öğretir.

İnsan öğrenir.

İnsan beyan eder.

Ve bütün bu süreç Allah'ın rahmeti içinde gerçekleşir.


RAHMÂN SURESİ'NİN İLK DÖRT AYETİ BİR “BİLGİ MİMARİSİ” KURUYOR

Bu dört ayet yalnızca birbirini takip eden dört cümle değildir.

Bir bilgi mimarisi kuruluyor:

Kaynak: Rahmân.

Bilginin kaynağı insan değildir.

Öğretim: Kur’an.

İnsana yön veren ilâhî bilgi ve ölçü önce zikredilir.

Muhatap: İnsan.

İnsan bu öğretimin muhatabıdır.

İşlev: Beyan.

İnsan öğrendiğini açığa çıkarabilecek bir yetenekle donatılır.

Böylece ortaya şu zincir çıkar:

Rahmân → Kur’an → İnsan → Beyan.

Bu zincirin herhangi bir halkasını kopardığınızda yapı değişir.

Kur’an'ı çıkarırsanız insanın beyanı ölçüsüzleşir.

İnsanı çıkarırsanız öğretim muhatapsız kalır.

Beyanı çıkarırsanız bilgi görünür hale gelemez.

Fakat bütün zincirin kaynağı:

Rahmân'dır.


İNSAN ANLAMIN KAYNAĞI DEĞİL, MUHATABIDIR

Buradaki en önemli sonuçlardan biri budur.

Modern insan çoğu zaman anlamın üreticisi olarak kendisini merkeze yerleştirir.

“Doğruyu ben belirlerim.”

“Gerçeği ben tanımlarım.”

“Değeri ben üretirim.”

Kur’an'ın Rahmân Suresi'nin başlangıcında kurduğu model ise insanı bu kadar bağımsız bırakmaz.

İnsan yaratılır.

Fakat hemen öncesinde Kur’an'ın öğretildiği söylenir.

Sonrasında beyanın öğretildiği söylenir.

Dolayısıyla insan:

anlamın mutlak kaynağı değildir.

İnsan:

anlamın muhatabı, öğreneni ve beyan edicisidir.

Bu küçük gibi görünen fark, Kur’an ile insan merkezli düşünce arasındaki temel ayrımlardan biridir.


KUR’AN’I İNSANIN ÖNÜNE KOYMAK NE ANLAMA GELİR?

Burada çok dikkatli olmak gerekir.

“Kur’an insan yaratılmadan önce vardı” gibi ayetin söylemediği metafizik bir sonuç çıkaramayız.

Fakat metnin sıralamasını da anlamsızlaştırmamalıyız.

Kur’an'ın yaptığı şey şudur:

İnsan zikredilmeden önce Kur’an’ın öğretildiğini zikretmek.

Bu, en azından metinsel düzeyde Kur’an'a bir öncelik vermektedir.

Bu öncelik zamansal olmak zorunda değildir.

Ama anlamsaldır.

İnsan Kur’an'ı kendi ölçüsüne göre yeniden biçimlendirecek varlık değildir.

Tam tersine insan önce onunla muhatap olur.

Bu nedenle Kur’an'ı anlamanın en temel ilkelerinden biri şu hale gelir:

İnsan Kur’an'a ne söylemesi gerektiğini öğretmez; Kur’an insanı eğitir.


EN SARSICI NOKTA: İNSANIN KENDİ BİLGİSİNE BİLE GÜVEN SINIRI

Rahmân Suresi'nin başlangıcındaki yapı, insanın bilgi üzerindeki sahiplik iddiasını kırar.

Çünkü:

Öğreten Allah'tır.

İnsan:

öğretilendir.

İnsan aynı zamanda:

beyan edendir.

Bu üçlü yapı insana hem değer hem sorumluluk verir.

İnsan değersiz değildir; çünkü ona beyan öğretilmiştir.

Fakat mutlak değildir; çünkü beyanı ona öğreten Allah'tır.

İnsan bilgi sahibi olabilir.

Fakat bilginin nihai kaynağı değildir.

İnsan konuşabilir.

Fakat konuşma yeteneğinin kaynağı kendisi değildir.

İnsan hakikati açıklayabilir.

Fakat hakikati kendisi yaratmaz.

Bu nedenle Kur’an'ın insan tasavvuru ne insanı küçültür ne de onu ilahlaştırır.

İnsanı doğru yerine koyar.


SONUÇ: İNSANIN HİKÂYESİ İNSANLA BAŞLAMIYOR

Rahmân Suresi'nin ilk dört ayeti, alışılmış okumayı ters yüz eden bir yapı ortaya koymaktadır:

Rahmân.
Kur’an’ı öğretti.
İnsanı yarattı.
Beyanı öğretti.

Burada insanın yaratılışı anlatılırken bile insan merkeze yerleştirilmez.

Önce:

Rahmân.

Sonra:

Öğretim.

Sonra:

İnsan.

Sonra:

Beyan.

Bu sıralama bize belki de insanın kim olduğunu değil, insanın kim olmadığını da söylüyor.

İnsan mutlak bilginin kaynağı değildir.

İnsan hakikatin sahibi değildir.

İnsan anlamın yaratıcısı değildir.

İnsan önce öğrenendir.

Sonra beyan edendir.

Ve bütün bunların kaynağında:

Rahmân'ın rahmeti vardır.

Bu nedenle Rahmân Suresi'nin başlangıcındaki sıra bir “problem” olarak görülmek zorunda değildir.

Belki de problem bizim beklentimizdedir.

Biz şöyle bir sıra bekliyoruz:

İnsan → bilgi → Kur’an.

Kur’an ise şöyle bir yapı kuruyor:

Rahmân → Kur’an → insan → beyan.

Ve bu sıralama, insanı küçültmek için değil, onu yerine koymak için yapılmış olabilir.

Çünkü insanın gerçek büyüklüğü her şeyi kendisinin bilmesinde değil;

kendisine öğretileni anlayabilecek, hakikati ayırt edebilecek ve onu doğru biçimde beyan edebilecek bir varlık olarak yaratılmış olmasındadır.

Rahmân Suresi'nin ilk ayetleri bu yüzden yalnızca bir yaratılış anlatısı değildir.

Bir insan tanımıdır.

Ve bu tanımın ilk kelimesi insan değildir.

Rahmân'dır.

İnsanla başlayan bir düşünce, insanı merkeze koyar.

Rahmân ile başlayan düşünce ise insanı hakikatin karşısındaki yerine koyar.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣