CENNETTE KULLUK YOK MU?

 


CENNETTE KULLUK YOK MU?

Cenneti haz ve tüketim mekânına indirgeyen tasavvurun Kur’an karşısında sorgulanması

“Cennette kulluk yok mu?”

Bu soru, aslında cennet tasavvurumuzu sorgulayan çok daha büyük bir sorudur.

Bazı anlatımlarda cennet; sınırsız hazların, içkilerin, cinsel arzuların ve dünyada yasaklanan ne varsa sınırsızca yaşandığı bir ödül mekânı gibi sunulur. Sanki insan dünyada yapamadıklarını orada yapacak; Allah’a kulluk ise sadece dünya hayatına ait bir yükümlülükmüş gibi...

Peki gerçekten Kur’an’ın çizdiği cennet tasavvuru bu mudur?

Kur’an’a baktığımızda cennetin merkezinde şehvet değil Allah’ın rızası vardır.

Allah şöyle buyurur:

“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetti. Allah’ın rızası ise bunların hepsinden daha büyüktür. İşte büyük başarı budur.”
Tevbe 9:72

Dikkat edin:

Cennet nimetleri anlatılıyor; fakat hemen ardından ölçü konuluyor:

“Allah’ın rızası ise daha büyüktür.”

Demek ki cennetin en büyük nimeti, tüketilecek bir nesne değil; Allah’ın rızasıdır.

Kur’an’ın cennet anlatımında nimetler elbette vardır. Irmaklardan, meyvelerden, temiz eşlerden, huzurdan, güvenlikten ve güzel karşılıklardan söz edilir. Fakat bunları cennetin bütün anlamı hâline getirmek, Kur’an’ın bütünsel mesajını küçültmektir.

Çünkü Kur’an insanı sadece haz peşinde koşan bir varlık olarak tanımlamaz.

İnsan, Allah’a kulluk etmek için yaratılmıştır:

“Ben cinn ve insleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Zâriyât 51:56

Bu ayetin hükmü sadece dünya hayatına mı aittir?

Kulluk, Allah’a yöneliştir. Allah’ı Rab kabul etmek, O’nun hükmünü benimsemek, O’nun rızasını istemektir. Dolayısıyla insanın yaratılış gayesini sadece “dünyada imtihan olmak, sonra cennette sınırsız haz yaşamak” şeklinde kurmak, insanın Allah ile ilişkisini tüketim ilişkisine indirgemektir.

Cennet, Allah’tan kopuşun değil Allah’a yakınlığın sonucudur

Dünyada Allah’a kul olmak ağır bir yük gibi anlatılıyor; cennet ise “artık kulluk yok, nefsin ne istiyorsa yap” şeklinde tasarlanıyorsa burada ciddi bir çelişki ortaya çıkar.

Çünkü müminin özlemi Allah’tan kurtulmak değildir.

Müminin özlemi Allah’ın rızasına ulaşmaktır.

Kur’an şöyle der:

“Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.”
Beyyine 98:8

Asıl ödül budur:

Karşılıklı rıza.

Cennet, Allah’ın olmadığı bir özgürlük alanı değildir.

Tam tersine, Allah’ın rızasının gerçekleştiği bir varoluş hâlidir.

“İçki” meselesi de aynı şekilde okunmalıdır

Kur’an dünyadaki sarhoş edici içkiler hakkında açık bir tutum ortaya koyar:

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”
Mâide 5:90

Cennet tasvirlerinde ise farklı bir bağlamda “içki” veya “şarap” ifadeleri geçer. Örneğin:

“Onlara mühürlü, katışıksız bir içecekten içirilir.”
Mutaffifîn 83:25

Kur’an ayrıca onun dünyadaki içki gibi sarhoşluk ve zarar üretmediğini açıklar:

“Onda ne bir saçmalama vardır ne de ondan dolayı günaha girme.”
Tûr 52:23

Dolayısıyla cennet nimetini dünyadaki haramın basit bir serbestleştirilmesi gibi düşünmek doğru değildir.

Peki cennette “kulluk” ne demektir?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.

Dünya hayatı imtihan, sorumluluk, mücadele, seçim ve sınanma alanıdır.

Cennet ise karşılığın ve güvenin gerçekleştiği yerdir.

Kur’an cennet ehlinin sözlerini de aktarır:

“Hamd, bizden hüznü gideren Allah’a mahsustur.”
Fâtır 35:34

Ve:

“Oradaki duaları: ‘Sen yücesin Allah’ım!’; oradaki esenlik dilekleri: ‘Selâm!’ ve dualarının sonu da: ‘Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun!’ sözüdür.”
Yûnus 10:10

Bu tablo çok açıktır.

Cennet ehli Allah’ı unutmuyor.

Allah’tan kopmuyor.

O’na hamd ediyor.

O’nu tesbih ediyor.

Cennet, insanın Rabbinden bağımsızlaştığı yer değil; Allah’ın rızasının ve nimetinin içinde bulunduğu yerdir.

Cenneti sadece “seks ve içki” anlatısına indirgemek neden tehlikelidir?

Çünkü böyle bir anlatı, insanın Allah ile ilişkisini bozabilir.

Allah’a kulluk, “dünya nimetlerinden mahrum kalmak”; cennet ise “nihayet bütün arzularımı sınırsızca gerçekleştirmek” şeklinde düşünülürse din, ahlaki dönüşümden kopar ve ödül-ceza tüketim sistemine dönüşür.

Oysa Kur’an’ın hedeflediği insan bundan çok daha yücedir.

İnsan Allah’ı yalnızca cennet kazanmak için değil, Rabbini Rab olarak tanıdığı için bilir ve O’na yönelir.

Bu yüzden müminin sorusu sadece:

“Cennette ne var?”

olmamalıdır.

Asıl soru:

“Cennette Allah’ın rızası var mı?”

Kur’an’ın cevabı açıktır:

“Allah’ın rızası ise daha büyüktür.”
Tevbe 9:72

Öyleyse cennet tasavvurumuzu yeniden düşünelim.

Cennet, dünyada bastırılmış bütün nefsânî arzuların sınırsızca serbest bırakıldığı bir “haz merkezi” değildir.

Cennet, Allah’ın nimetlerinin ve rızasının kuşattığı bir karşılıktır.

Dünyada da Allah’ın kuluyuz.

Cennette de Allah’ın kuluyuz.

Çünkü kulluk bir esaret değil, insanın Rabbine ait olduğunun bilincidir.

Dünyada:

“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”
Fâtiha 1:5

Cennette ise:

“Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”
Yûnus 10:10

Demek ki başlangıçta da Allah var, sonuçta da Allah var.

Mesele cennette kulluktan kurtulmak değil; Allah’ın rızasına ulaşmaktır.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣