KOYUN GİBİ GÜDÜLME!

 


KOYUN GİBİ GÜDÜLME!

RÂİNÂ DEĞİL, UNZURNÂ: DİNLE, ANLA, DÜŞÜN!

İnsan neden kendi aklını kullanmak yerine başkalarının peşinden gitmeyi tercih eder? Neden bir söz, onu söyleyen kişinin makamı, unvanı veya toplumdaki itibarı nedeniyle sorgulanamaz hâle gelir? Neden insanlar, Allah’ın indirdiğini anlamaya çalışmak yerine kendilerine anlatılanları sorgulamadan kabul eder?

Kur’an, insanı düşünmeye, anlamaya ve sözü değerlendirerek bilinçli bir seçim yapmaya çağırır. Bu nedenle “Koyun gibi güdülme!” sözü, Kur’an’ın sorgulamadan takip etmeye yönelik eleştirisini anlatan çarpıcı bir ifade olarak kullanılabilir.

Peki Kur’an bu konuda bize ne söylüyor?

RÂİNÂ DEĞİL, UNZURNÂ!

Bakara Suresi 104. ayette şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Râinâ demeyin, unzurnâ deyin ve dinleyin. Kâfirler için acı bir azap vardır.”

Bu ayette geçen iki kelime üzerinde düşünelim: Râinâ ve unzurnâ.

“Râinâ” ifadesi, Arapçada bağlama göre “bizi gözet, bize dikkat et, bize fırsat ver” gibi anlamlara gelebilen bir sözdür. “Unzurnâ” ise “bize bak, bizi dikkate al, bize mühlet ver” anlam alanına sahiptir. Ayetin bağlamında bu ifadelerin nasıl kullanılacağına ilişkin bir yönlendirme yapılmaktadır.

Burada önemli bir ayrıntı var: Ayet, “Râinâ” sözcüğünün yerine “Unzurnâ” kullanılmasını emreder ve ardından “dinleyin” der.

Ancak bu ayetten doğrudan “Râinâ, körü körüne itaat etmek demektir” sonucu çıkarılamaz. Ayetin açıkça söylediği şey, belirli bir ifadenin kullanılmaması, diğerinin tercih edilmesi ve dinleme emridir.

Öyleyse bu ayeti sorgulama ve bilinçli dinleme konusuyla nasıl ilişkilendirebiliriz?

Ayetin verdiği “dinleyin” emrini, Kur’an’ın diğer ayetleriyle birlikte düşündüğümüzde önemli bir ilkeye ulaşırız: Söz karşısında bilinçli ol, ne söylendiğini dinle ve Allah’ın bildirdiği ölçüler doğrultusunda hareket et.

Çünkü dinlemek, söylenen her şeyi sorgulamadan kabul etmek değildir.

İŞİTMEK BAŞKA, AKLETMEK BAŞKA!

Furkan Suresi 44. ayette şöyle buyrulur:

“Yoksa onların çoğunun işittiğini veya aklettiğini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidir; hatta yol bakımından daha da sapıktırlar.”

Bu ayet, insanın işitme ve akletme imkânına sahip olmasına rağmen bunları gerektiği gibi kullanmamasını eleştirir.

İnsan bir söz duyabilir ama anlamını düşünmeyebilir. Bir iddiayla karşılaşabilir ama doğruluğunu araştırmayabilir. Bir topluluğa katılabilir ama o topluluğun neye inandığını, neyi savunduğunu ve hangi delile dayandığını sorgulamayabilir.

Kur’an’ın eleştirisi tam da bu noktada önem kazanır.

Buradaki hayvan benzetmesi, hayvanları aşağılamak için değil; insanın kendisine verilen anlama ve düşünme imkânlarını kullanmamasını çarpıcı biçimde ortaya koymak için değerlendirilmelidir.

Kulağın var diye her sözü doğru kabul etme. Gözün var diye her görüntünün ardındaki gerçeği gördüğünü sanma. Aklın var diye de onu kullanmadan doğruya ulaştığını düşünme.

ATALARININ PEŞİNDEN Mİ GİDECEKSİN, ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE Mİ UYACAKSIN?

Bakara Suresi 170. ayet, sorgusuz bağlılığın önemli bir örneğini verir:

“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya ataları bir şey akletmemiş ve doğru yolu bulamamışlarsa?”

Bu ayette iki farklı ölçü karşı karşıyadır.

Bir tarafta Allah’ın indirdiği, diğer tarafta ataların üzerinde bulunduğu yol vardır.

İnsanların bir inancı uzun zamandır sürdürüyor olması, o inancın doğruluğunu tek başına kanıtlamaz. Bir düşüncenin toplumda yaygın olması da onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.

Kur’an’ın sorusu açıktır: Ya atalarınız doğruyu bulamamışlarsa?

Aynı soru bugün de sorulabilir:

Bir görüşü yalnızca büyüklerimiz söylediği için mi kabul ediyoruz? Bir dinî iddiayı, sadece saygı duyduğumuz bir kişi dile getirdiği için mi doğru sayıyoruz? Yoksa söylenenin neye dayandığını araştırıyor muyuz?

Geçmişten devralmak başka, doğruluğunu ortaya koymak başkadır.

Kur’an’ın çağrısı, insanın geçmişi ne pahasına olursa olsun reddetmesi değil; geçmişten gelenler dâhil her iddiayı doğru ölçüyle değerlendirmesidir.

“BÜYÜKLERİMİZ BÖYLE SÖYLEDİ” DEMEK YETERLİ Mİ?

Ahzâb Suresi 67. ayette insanların kıyamet günündeki şu sözleri aktarılır:

“Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat ettik de onlar bizi yoldan saptırdılar.”

Bir sonraki ayette ise şöyle derler:

“Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle lanetle.” (Ahzâb 33:68)

Bu ayetler, insanların yöneticilerini ve büyüklerini takip etmelerini konu edinir. Buradan çıkarılacak önemli sorumluluk şudur: Bir insanın peşinden gitmek, kişinin kendi tercihlerinin hesabını ortadan kaldırmaz.

“Bana böyle öğretildi.”

“Herkes böyle inanıyor.”

“Büyüklerimiz böyle söyledi.”

“Bizim hocamız böyle anlatıyor.”

Bunlar bir düşüncenin nasıl edinildiğini açıklayabilir; fakat o düşüncenin doğru olduğunu kendiliğinden kanıtlamaz.

Üstelik bu ayetler, her yöneticiye veya her büyüğe itaatin yanlış olduğunu söylemez. Eleştirilen, insanı yanlış yola sürükleyen bağlılıktır. Dolayısıyla asıl mesele, birini dinlemek değil, onu hangi ölçüyle takip ettiğimizdir.

PEKİ, KUR’AN HER SÖZE KARŞI ÇIKMAYI MI ÖĞRETİYOR?

Hayır. Kur’an’ın çağrısı, sırf başkasının söylediğine karşı çıkmak veya herkesten farklı görünmek değildir.

Zümer Suresi 18. ayet şöyle der:

“Onlar sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. İşte Allah’ın hidayet ettikleri bunlardır. İşte onlar akıl sahipleridir.”

Bu ayet, konunun ölçüsünü açıkça ortaya koyar: Sözü dinlemek ve en güzeline uymak.

Demek ki Kur’an’ın istediği insan, duyduğu her şeyi reddeden biri değildir. Aynı şekilde, duyduğu her şeyi sorgulamadan kabul eden biri de değildir.

Dinler, anlar, değerlendirir ve doğru olanı seçmeye çalışır.

Bu nedenle bir insanın bilgisine başvurmak, bir öğretmenden öğrenmek veya bir başkasının açıklamasını dinlemek tek başına sorun değildir. Sorun, bir insanın sözünü delilden bağımsız biçimde mutlaklaştırmak ve sorgulanamaz hâle getirmektir.

Birisi sana bir ayet açıklıyorsa, ayeti aç ve oku. Söylediğinin ayetin bağlamıyla örtüşüp örtüşmediğine bak. Birisi din adına bir hüküm ileri sürüyorsa, bu hükmün hangi delile dayandığını sor.

İnsanları dinlemek mümkündür; fakat insanları sorgulanamaz otoriteler hâline getirmek başka bir şeydir.

ÖLÇÜYÜ İNSANLAR MI BELİRLEYECEK, ALLAH’IN VAHYİ Mİ?

Kur’an, kendisini rehber olarak sunar. İsra Suresi 9. ayette şöyle buyrulur:

“Şüphesiz bu Kur’an, en doğru olana iletir...”

Bu ifade, insanın önüne temel bir sorumluluk koyar: Din adına duyduğu iddiaları değerlendirirken Allah’ın indirdiği rehberi dikkate almak.

Bir kişi, bir topluluk veya bir gelenek kendi görüşünü dinin değişmez ölçüsü olarak sunuyorsa şu soru sorulmalıdır:

Bu iddianın delili nedir? Allah’ın indirdiğiyle nasıl ilişkilidir?

Bu soruları sormak saygısızlık değildir. Doğruyu aramanın bir parçasıdır.

Kur’an’ı okumadan, anlamını araştırmadan ve ayetleri bağlamları içinde değerlendirmeden yalnızca başkalarının anlattıklarıyla yetinmek, insanı başkalarının yorumlarına bağımlı bırakabilir.

Üstelik Kur’an adına konuşan herkesin aynı şeyi söylediği de söylenemez. Bu nedenle yalnızca konuşanın unvanına değil, ileri sürdüğü iddiaya ve sunduğu delile de bakılmalıdır.

SONUÇ: RÂİNÂ DEĞİL, UNZURNÂ; DUYDUĞUNU DEĞERLENDİR!

Kur’an’ın mesajını tek bir ifadeyle özetlemek gerekirse:

Sorgulamadan takip etme; dinle, anla ve değerlendir!

Furkan 25:44, işitme ve akletme konusundaki ihmali eleştirir.

Bakara 2:170, ataların yolunu sorgusuzca benimsemeyi sorgular.

Ahzâb 33:67-68, yanlış yönlendiren büyüklere ve yöneticilere bağlılığın sorumluluğunu hatırlatır.

Zümer 39:18 ise sözü dinleyip en güzeline uyanları över.

Bakara 2:104'teki “Râinâ değil, Unzurnâ” ifadesi de kendi bağlamında belirli bir sözün yerine diğerinin kullanılmasını ve dinlemeyi emreder. Bu ayeti doğrudan “koyun gibi güdülmeyin” şeklinde çevirmek doğru değildir; ancak diğer ayetlerle birlikte okunduğunda bilinçli dinleme ve doğruyu değerlendirme konusuna anlamlı bir bağlantı kurulabilir.

Öyleyse kendine şu soruları sor:

Bir sözü, yalnızca söyleyen kişi önemli olduğu için mi kabul ediyorsun?

Bir inancı, yalnızca çevrendeki herkes benimsediği için mi doğru sayıyorsun?

Bir hükmü, delilini araştırmadan dinin değişmez emri olarak mı görüyorsun?

Unutma: Başkasını dinlemek ile başkasının yerine düşünmek aynı şey değildir.

Koyun gibi güdülme!

Sözü dinle. Anlamını araştır. Delilini incele. Allah’ın indirdiğini ölçü al. Ve kararını bilinçli ver.

Çünkü Kur’an’ın çağrısı, insanın düşünme sorumluluğunu başkalarına devretmesi değil; gerçeği araması ve doğruya bilinçli biçimde yönelmesidir.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣