YALDIZLI HADİSLERİN VAHYİ

 


YALDIZLI HADİSLERİN VAHYİ: ŞEYTANIN DOSDOĞRU YOL ÜZERİNDEKİ OYUNU

Şeytanın insanı nasıl saptıracağını Kur’an açıkça anlatıyor. Fakat dikkat çekici olan, şeytanın her zaman insanı doğrudan kötülüğe çağırmamasıdır. Bazen hakikate benzeyen, süslü, etkileyici ve dinî bir görüntü taşıyan sözler üzerinden insanı saptırır.

Şeytanın kendi ağzından aktarılan şu söz bunun çarpıcı ifadesidir:

“Andolsun, beni saptırmana karşılık, ben de onlar için Senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım.”
“Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.”
A‘râf 7:16-17

Demek ki şeytanın hedefi yalnızca insanı dosdoğru yoldan uzaklaştırmak değildir. Daha dikkat çekici olan, dosdoğru yolun üzerine oturmaktır.

Peki bu nasıl gerçekleşir?

SÜSLÜ SÖZLERLE SAPTIRMA

Kur’an bu konuda son derece dikkat çekici bir ifade kullanır:

“Böylece biz her nebiye insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlardan bazıları diğerlerine aldatmak amacıyla yaldızlı sözler telkin ederler.”
En‘âm 6:112

Buradaki ifade önemlidir:

“Zuhrufe’l-kavl” — sözün süslenmesi, yaldızlanması.

Ayet, şeytanların insanları etkilemek için kullandıkları yöntemi anlatırken “yaldızlı sözler”den söz ediyor.

Üstelik mesele bununla bitmiyor:

“Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.”
En‘âm 6:112

Hemen sonraki ayette ise şöyle buyurulur:

“Ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin, ondan hoşlansınlar ve yapmakta olduklarını yapmaya devam etsinler.”
En‘âm 6:113

Burada çok önemli bir ölçü ortaya çıkıyor:

Bir sözün süslü, etkileyici veya dinî görünmesi onun hak olduğunu göstermez.

Kur’an, insanı sözün görüntüsüne değil, hakikate ve delile bakmaya çağırır.

PEKİ “HER NEBİYE DÜŞMAN ŞEYTANLAR” NE DEMEK?

En‘âm 6:112'de “her nebiye” şeytanların düşman kılınmasından söz edilir.

Bu ifade, bütün nebilerin tebliğ mücadelesinde insan ve cin şeytanlarının karşı koyuşunun bulunduğunu gösterir. Nitekim Kur’an başka bir yerde şöyle der:

“Senden önce hiçbir rasûl ve nebi göndermedik ki, o bir temennide bulunduğunda şeytan onun temennisine bir şey atmış olmasın.”
Hac 22:52

Fakat ayetin devamı özellikle önemlidir:

“Allah şeytanın attığını giderir. Sonra Allah kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.”
Hac 22:52

Yani şeytanın müdahalesi vahyin kaynağını bozmaz.

Allah kendi ayetlerini sağlamlaştırır.

Bu nedenle ölçü, insanların sonradan ürettiği anlatıların ne kadar etkileyici olduğu değil, Allah'ın indirdiği ayetlerle uyuşup uyuşmadığıdır.

RASÛLÜN İZİ Mİ, RASÛLÜN ÜZERİNE EKLENEN SÖZLER Mİ?

Burada çok hassas bir ayrım yapmak gerekir.

Kur’an, Rasûle itaati emreder. Fakat Rasûlün görevi Allah'ın mesajını insanlara ulaştırmaktır:

“Ey Rasûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.”
Mâide 5:67

Rasûlün görevi, Allah'ın indirdiği mesajı insanlara ulaştırmaktır.

Kur’an ayrıca kendisini de ölçü olarak ortaya koyar:

“Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa size Kitab'ı ayrıntılı olarak indirmiştir.”
En‘âm 6:114

Ve:

“Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek hiçbir şey yoktur.”
En‘âm 6:115

Öyleyse “Rasûlün izinden gidiyoruz” denildiğinde asıl soru şudur:

Rasûlün bize getirdiği vahyin mi izinden gidiyoruz, yoksa Rasûlün adına sonradan anlatılan sözlerin mi?

Bu ikisini birbirine karıştırmak, Kur’an'ın koyduğu ölçüyü bulanıklaştırır.

YALDIZLI SÖZÜN TEHLİKESİ

Bir söz “hadis” diye sunulduğunda, sırf güzel, etkileyici veya dinî olduğu için kabul edilmesi Kur’an'ın sorgulama yöntemine uymaz.

Kur’an şöyle der:

“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu araştırın...”
Hucurât 49:6

Yine Kur’an insanı şu ölçüye çağırır:

“Sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele.”
Zümer 39:18

Burada insanın sözleri dinlemesi, değerlendirmesi ve en güzeline uyması istenir.

Dolayısıyla mesele “sözün adı nedir?” değil;

Kaynağı nedir? Delili nedir? Allah'ın kitabıyla uyumlu mudur?

sorusudur.

ŞEYTAN BİZİ NEREDE BEKLİYOR?

Şeytanın “dosdoğru yolun üzerine oturacağını” söylemesi boşuna değildir.

Çünkü insan açıkça kötülük olarak gördüğü şeyden kaçabilir.

Fakat kötülük dinî bir ambalaja sarılırsa, hakikatin yanına yerleştirilirse ve “Rasûl böyle söyledi” denilerek sorgulanamaz hâle getirilirse durum değişir.

İşte Kur’an'ın “yaldızlı sözler” uyarısı burada önem kazanır.

Söz yaldızlı olabilir.

Anlatan kişi etkileyici olabilir.

Rivayet çok meşhur olabilir.

Kitap kalın olabilir.

Ama bunların hiçbiri tek başına Allah'ın sözü olmanın delili değildir.

Kur’an ise insanı tekrar tekrar Allah'ın kitabına döndürür.

“Bu, kendisinde şüphe olmayan Kitap'tır.”
Bakara 2:2

“Allah'ın indirdiği Kitaba ve Rasûle gelin...”
Nisâ 4:61

Ve en temel ölçülerden biri:

“Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?”
En‘âm 6:114

SONUÇ: YALDIZI DEĞİL, VAHYİ ÖLÇ

En‘âm 6:112 bize çok ciddi bir uyarı yapıyor:

Şeytanların işi yalnızca açık kötülüğü süslemek değildir; sözleri yaldızlayarak insanı etkilemektir.

Bu nedenle din adına söylenen her söz sorgulanmalıdır.

“Hadis” etiketi, “sahih” etiketi veya “Rasûl böyle buyurdu” iddiası, insanı araştırma görevinden muaf tutmaz.

Çünkü Kur’an'ın ortaya koyduğu ölçü nettir:

Allah'ın vahyi ölçüdür.

Rasûlün gerçek izi, Allah'ın indirdiği mesajdan bağımsız düşünülemez.

Öyleyse Kur’an'a çağıran birine:

“Rasûl şöyle söyledi!”

dendiğinde sorulması gereken soru şudur:

Bu söz Allah'ın kitabında nerede?

Çünkü mesele sözün ne kadar yaldızlı olduğu değil, hakikate ait olup olmadığıdır.

Şeytan dosdoğru yolun üzerine oturacağını söyledi.

Öyleyse yolun üzerinde duran her sözü kutsallaştırmak yerine, Kur’an'ın ölçüsüne vurmak gerekir.

Yaldızlı söze değil, Allah'ın vahyine teslim ol.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣