ÇAĞRILARIN EN BÜYÜĞÜ VE YANKISI
ÇAĞRILARIN EN BÜYÜĞÜ VE YANKISI
Varoluş, Tek Olan’ın sözü ve kudretiyle başlamış; insan zihni, ruhu ve bedeni bu ilahi kelamın muhatabı kılınmıştır. Kur’an-ı Kerim, varlığın hakikatine dair sunduğu anlatılarda zamanın sınırlarını aşan evrensel bir yasayı gözler önüne serer: Allah’ın çağrısı ve yaratılmışın bu çağrıya hamd ile boyun eğişi.
Bu çağrı, yalnızca dünya hayatında imtiyaz veya sorumluluk yükleyen bir davet değildir. Aynı zamanda toprağın bağrında yatan insanoğlunun yeniden diriltilerek mahşer meydanında toplanacağı o son günden, yani "Ba's" (yeniden diriliş) anından haber veren kozmik bir hakikattir. Kur'an metninde çağrı (da'vet) ve bu çağrıya icabet etme eylemi, kulun Rabbini hamd ile yüceltmesiyle kopmaz bir bağ içerisinde ele alınır.
1. DÜNYA VE AHİRET DÜZLEMİNDE "ÇAĞRIYA İCABET"
Kur’an-ı Kur'an'da Resul ve müminler üzerinden kurulan ilahi ilişki, insanı diri tutan bir hayata çağırır:
"Ey iman edenler! İman edenleri, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'a ve Resul'e icabet edin..." (Anfâl, 24)
Bu dünya hayatındaki icabet; aklı, ruhu ve ameli Kur'an ilkelerine teslim etmek, Nebi’nin davetine gönülden katılmaktır. Dünya üzerindeki bu çağrı, insanın iradesine ve tercihine sunulmuştur. İnsan ya bu davete kulak verip Hamd söylemiyle Rabbini birler ya da yüz çevirip hevasına tabi olur.
Ancak Kur'an'daki çağrı kavramının bir diğer boyutu vardır ki, burada kulun irade serbestliği yerini mutlak ilahi kudrete bırakır: Diriliş Çağrısı.
2. DİRİLİŞ GÜNÜNDEKİ ÇAĞRI VE HAMD İLE UYMAK
İsra Suresi, bu hakikati en yalın ve sarsıcı biçimde ortaya koyan ayetlerden birine ev sahipliği yapar:
"Sizi çağıracağı gün, O'na hamd ederek çağrısına uyarsınız ve (kabirlerinizde) pek az kaldığınızı sanırsınız." (İsrâ, 52)
Bu ayet-i kerime, ölümle kapandığı sanılan defterin, surun üflenmesi ve ilahi davetin nidasıyla yeniden açılacağını bildirir. O gün toprağın altındaki ve üstündeki tüm varlık, Rabbinden gelen tek bir çağırmayla diriltilir. Ayette geçen "Hamd ederek çağrısına uyarsınız" (fetestecîbûne bi-hamdihî) ifadesi son derece derin anlamsal boyutlar taşır:
Zorunlu ve Mutlak İcabet: O gün hiçbir güç, bu çağrıya direnemez. İnkâr edenler dahi varlığın gerçek sahibinin karşısında boyun eğer, O’nun yüceliğini kabul etmek durumunda kalır.
Hamd'in Hakikati: Hamd, yalnızca dilsel bir övgü değil; Allah'ın kemal sıfatlarını, adaletini ve hükümranlığını tam bir teslimiyetle tasdik etmektir. Diriliş günü, kulun yaratılış amacındaki o mutlak acziyetini anlayarak Rabbini hamd ile tazim etmesi kaçınılmaz hale gelir.
Zamanın Göreliliği: Kabirden kalkış ile o nida arasında geçen süre, dünya ölçeğindeki zaman kavramını boşa çıkarır. İnsanlar "pek az kaldıklarını" zannederek, nihai hakikat karşısında dünya hayatının ne kadar kısa ve geçici olduğunu fark ederler.
3. ÇAĞRIYA UYMANIN SÜREKLİLİĞİ: NİDA VE BA'S
Rum Suresi'nde de benzer bir kozmik çağrı tasviri yer alır:
"Göğün ve yerin O'nun emriyle ayakta durması da O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden bir çağırma ile çağırdığı zaman, bir de bakarsınız ki siz (kabirlerinizden) çıkıyorsunuz." (Rûm, 25)
Ayetlerde yer alan "nida" veya "da'vet" ifadeleri, Allah’ın evren üzerindeki mutlak otoritesini simgeler. Kâinat nasıl O’nun emriyle ayakta duruyorsa, insanın yeniden dirilmesi de tek bir çağrıya bağlıdır. O çağrı duyulduğunda; toprağa karışmış bedenler, unutulmuş isimler ve tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş nesiller birer birer O’na yönelir.
Mümin için dünyadaki her hayırlı çağrıya hamd ile uyma gayreti, o çetin gündeki diriliş çağrısına ak bir yüzle icabet etmenin hazırlığıdır. Dünyada Nebi’nin getirdiği vahye kulak veren, Rabbini overek, O'nun birliğini tesbih ve hamd ile anarak yaşayan kimseler; ahiretteki o kaçınılmaz çağrıya da büyük bir güven, huzur ve hamd bilinciyle karşılık vereceklerdir.
SONUÇ
Kur'an simetrisinde çağrı iki aşamalıdır: Birincisi iradi ve imtihana dayalı olan dünyevi davet, ikincisi ise mutlak kudretin tecelli ettiği diriliş davetidir.
Aklını ve gönlünü vahyin ışığına açan her insan için asıl olan; henüz fırsat varken Rabbini överek, O’nun birliğini onaylayarak ve buyruklarına sarılarak çağrıya icabet etmektir. Zira o büyük gün geldiğinde, her canlı O’nun yüceliğini kabul ederek ve hamd ile çağrısına uyarak huzura çekilecektir.

Yorumlar
Yorum Gönder